NUR TALEBELERİ “ÖRGÜT” DEĞİLDİR

RUSYA’DA RİSALE-İ NUR DÂVÂLARI

Yeni Asya - - BAŞ SAYFA -

NUR RİSALELERİ TAMAMEN İLMÎ, AHLÂKÎ VE FİKRÎDİR

Din ve fen ilimlerinin beraber okutulmasını isteyen Said Nursî’nin hayatı, eserleri, hizmet esasları ortadadır. O bütün hayatında insanlığın ve toplumların mahvedicisi, maddî ve mânevî terakkiye engel olan cehâletin ortadan kaldırılmasına çalışmıştır. “Bizim düşmanımız cehâlet, fakirlik ve ihtilâftır, buna karşı mârifet (eğitim), san’at (sanayi) ve ittifakla (birlik ve bütünlükle) mücadele edeceğiz” perspektifini bildirir. Gençliğinden itibaren hayatı boyunca haksızlığa ve zulme karşı koyar; cumhuriyeti, demokratik sistemi ve hürriyeti savunur; demokrasi, hürriyet, birlik ve beraberlik telkininde bulunur.

Said Nursî’ye göre, çağımızda insanlığın ve toplumların temel hastalığı din ve ahlâk zaafiyetidir. Bunu takviye ile sıhhat bulabilir. İnsanlığın hayatının devamı, bütünüyle insanî olan İslâmî değerlerin hayata geçirilmesiyle mümkün olur. Bunun için, mânevî-dinî ilimlerin yanı sıra mutlaka fen ve müsbet ilimler de tahsil edilmelidir.

Tamamen ilmî, fikrî, ahlâkî ve mânevî olan bu eserlerin ve bunları okuyup cemiyete, gençliğe imanî telkinatta bulunanların devleti yönetmeye talip olmakla ve siyasî – dünyevî iş ve organizasyonlarla hiçbir surette alâkası yoktur ve olmamıştır.

Nur Talebeleri emniyet ve asayişin tesisine çalışır, anarşi ve terör eylemlerine asla onay vermez, terör olaylarına en basit bir desteği dahi zulüm ve adâletsizlik sayar, şiddetten özenle sakındırırlar.

Hizmet ve ilmî çalışmalarında hiçbir şekilde “aşırılık” içinde bulunmamışlar, daima itidalle hareket etmişler, “aşırı faaliyetleri” ısrarla reddedip karşı durmuşlardır. Haksızlığa, zulme uğramaları, eziyet görmeleri ve şahsî hak ve hukuklarının gasbedilmesi pahasına misliyle mukabeleden itinayla kaçınmışlardır.

Bediüzzaman eserlerinde, savunmalarında her halükârda barış ve insanlığa vurgu yapmış, insan haklarını, demokratik hürriyeti, hukuku şiâr edinmiştir. Nur Talebeleri de ilmî çalışmalarında hiçbir zaman “aşırıcılık yanlısı” olmamışlar, daima olumlu davranmışlardır.

Bu açıdan, bazılarının Nur Talebelerini kimi teröre bulaşan “aşırı akımlar”la, ilmî çalışmalarını “aşırı aktivite” ile karıştırmasının hiçbir mesnedi yoktur.

NUR RİSALELERİ, ŞİDDETE, ALKOLİZME, KUMARA, UYUŞTURUCUYA KARŞI UYARIR

Kur’ân’ın çağdaş tefsiri niteliğindeki Nur Risaleleri, Türkiye’de daha evvel uzun yıllar -1935’ten 1985’e kadar- zaman zaman adlî ve siyasî tâkip ve tahkikatlara mâruz kalmıştır. Bu eserler hakkında, askerî darbe dönemlerinde yargı organları üzerinde uygulanan baskılar sebebiyle -çok az sayıda siyasî amaçlı menfi kararlara mukabilsivil ve askerî mahkemelerde açılan bin beşyüzü aşkın dâvânın yüzde doksan dokuzu tâkipsizlik ve beraatle sonuçlanmıştır.

Risalelerin serbestçe yayınlanması karşısında, 21.03.1984 tarihinde Genelkurmay Başkanlığı’nın isteği ile son bir tahkikat başlatılmış; bu tahkikatın sonunda, eserlerde cezâ hukuku yönünden herhangi bir suç unsuruna rastlanmamış ve cezâ dâvâsı açılmasına gerek duyulmadan savcılık safhasında tâkipsizlik kararı verilmiştir. Türkiye’de 1985 tarihinden sonra bu eserler hakkında herhangi bir dâvâ açılmış değildir.

Bu arada Genelkurmay Başkanlığı’nın Adalet Bakanlığı’na başvurusu üzerine, Adalet Bakanlığı İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, eserlerin suç unsuru taşıyıp taşımadığı konusunda bir tahkikat başlatmıştır. Bunun üzerine İstanbul Cumhuriyet Savcılığı, bilhassa cezâ hukukunda uzman İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden Ordinaryüs Profesör Dr. Sulhi Dönmezer başkanlığında üç ilim adamını bilirkişi olarak görevlendirip bu eserler hakkında rapor istemiştir. Hukukçu akademisyenlerden meydana gelen Bilirkişi Heyeti, Risale-i Nur Külliyatı içinde yer alan 35 adet eserin din ve vicdan hürriyeti başta olmak üzere bütün hürriyetlere, kamu düzenini sağlama amaçlı devletçe konulmuş hukukî kurallara aykırı yönleri bulunup bulunmadığı, sosyal çatışma ve şiddeti teşvik edip etmediği konularını ayrı ayrı incelemiştir.

Bilirkişi Heyetinin 19.11.1984 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanlığı’na sunduğu raporda; “Risale-i Nur eserlerinde dinî ve ahlâkî öğütler verildiği, eserlerin kişiyi ahlâken, mânen ve entelektüel olarak geliştirmeye yönelik içerik taşıdığı, kamu düzenini bozucu şiddet içermediği, etnik ayrımcılığa karşı olduğu, hukuka ve kanunlara aykırılık bulunmadığı” ifâde edilmiştir.

Risale-i Nur eserleri hakkında verilen bu pozitif rapor üzerine dosyayı incelemeye alan İstanbul Cumhuriyet Savcılığı, eserlerde suç unsuruna rastlanmadığından ve kanuna aykırı husus bulunmadığından 20.11.1984 tarihinde tâkipsizlik kararı vermiştir.

Ve Türkiye Cumhuriyeti İçişleri Bakanlığı Emniyet Genel Müdürlüğü, Savcılığın bu tâkipsizlik kararına dayanarak yayınladığı tamimde, Risale-i Nur eserlerinde suç unsuruna rastlanmadığından ve hukuka ve kanunlara aykırılık bulunmadığından eserler hakkında buna göre işlem yapılmasını ve ‘yasak kitaplar listesi’nden çıkarılarak kayıtların düzeltilmesini istemiştir.

Dünyanın her yerinde insanları şiddetten ve kötü alışkanlıklardan uzaklaştırarak insan olmanın ne anlama geldiği konusunda evrensel nitelikli ahlâkî ve vicdanî telkinlerde bulunan bu eserler, bundandır ki bütün dünyada ilgi görmüştür.

NUR TALEBELERİ CEMİYET, ÖRGÜT, DERNEK DEĞİLLER

Neticede, idârî ve adlî tâkipler ve mahkeme kararlarının yanı sıra dünyanın muhtelif üniversitelerindeki akademik araştırmalar da, Nur Risaleleri’nin asla “aşırılık” taşımadığı ve Nur Talebelerinin katiyyen bir tarikat, cemiyet, siyasî bir teşekkül, “kanunsuz dinî extremistik (aşırılık) teşkilât”ı olmadıklarını ortaya koymuştur. Bu gerçek, mahkemelerde ve ilim dünyasında kabul edilip artık müteârife (bilinen vakıa) haline gelmiştir.

Said Nursî, “siyasî-dünyevî cemiyet/dinî örgüt”isnadını kesinlikle reddeder; kitaplarının ve çalışmalarının hedefini, “İmanı kurtarmaya çalışmak” olarak târif eder; kitapların mânâ ve muhtevasını “sâfi ve hâlis iman hizmeti” diye niteler, bunun dışında hiçbir yakıştırmayı kabul etmez; Nur Talebelerinin âlâka ve irtibatlarının tamamen uhrevî ve mânevî olduğunu mahkemelerin huzurunda ispat eder ve beraat eder.

Keza Kur’ân tefsirlerini okuyanların aralarındaki mânevî kardeşlikle Nur Talebelerinin arasındaki bağlar tamamen mânevî ve uhrevîdir. Dünyevî bir menfaat bağı yoktur.

Özetle tamamen insanın iman, ahlâk ve mâneviyatını kuvvetlendirmeyi gaye edinen Nur Talebelerinin dünyevî gayeleri yoktur ki “etnik ve dinî istikrarı bozmak” iddiasıyla suçlansınlar. Zira etnisitenin ötesinde bütün insanları, insanların hak ve hürriyetlerini toptan değerli görürler ve hiçbir şekilde dinî farklılığı öne çıkarmazlar.

Hele “ırkî, dinî ve sosyal ayrımcılığa gitmek, dinî nefreti körüklemek” ve buna bağlı olarak din temelinde “dinsel seçkinlik”li bir düşünce, tavır ve faaliyetleri de hiçbir surette söz konusu değildir. Çünkü gerçek İslâm inancında “başkasını aşağılamak” ve “üstünlük propagandası” yasaklanmıştır.

Esasen Kur’ân’ın dünyevî amaçlardan azâde mânevî mesajını insanlığa ulaştırmayı hedeleyen Nur Risaleleri’ni okuyan Nur Talebeleri bir cemiyet değildir. -Başka gruplarla karıştırılarak iddia edildiği gibiticarî finans kaynakları, işletmeleri de yoktur. Böyle bir sistem de ortada bulunmamaktadır. Kitapların şahsî olarak ve birlikte okunduğu açık faaliyetin etrafında oluşan mânevî birliktelikte bütünüyle gönüllü hizmetler mevzubahistir. Bu konuda yapılacak basit bir inceleme gerçeği ortaya çıkaracaktır.

Fotoğraf: MURAT SAYAN - Yeni Asya

Newspapers in Turkish

Newspapers from Turkey

© PressReader. All rights reserved.