DAVAADAMISÖZÜTAMDADENKTAŞ’IİFADEEDER...

Havadis Gazetesi - - NEWS - Sıradışı MEHMET MOREKET [email protected]

Doğruydu, yanlıştı, kim ne derse desin, o bir davaya inandı ve asla çizgi değiştirmeden, o dava için bir ömür harcadı. Başka hiçbir şey. Ailesiyle ilgilenemediğinden yakınırdı hep. Kaybettiği çocuklarının yasını bile tutamadığından.

32 yıl dile kolay aynı koltukta oturmak. Bu küçücük ülkenin koltukları kimleri kimleri zengin etmişken, o koltukların en büyüğünde 32 yıl oturup, çantasını alıp çıkmak…

En belirgin özelliklerinden biri hafızasıydı. Bence diplomasideki gücünü ondan alırdı. Kıbrıs konusunda ne mevzu açılırsa, o konuda hemen bir anektod, geçmişte söylenmiş bir sözü hatırlatırdı. Karşısında kimse kıvıramazdı. Yanıtı yapıştırırdı...

Kendisiyle kişisel olarak tanışmamız, Raif’le SDP’yi kurduktan sonra oldu. O yıllara kadar hep karşısında, önyargılı olduğum için, insan yanına ve zekasına tanık olduğumda etkilenmiştim. Çok kişi bilmez; rahmetli Raif vefat ettiğinde, adaya getirildikten sonra bir gece devlet hastanesinde kalmıştı. Nöbet tutmuştuk sabaha kadar. Acımızdan ve gençlikten gelen bir delilikle cenazeyi gece vakti hastaneden kaçırıp, SDP binasına götürmüştük birkaç arkadaş. Bina anında askerlerle kuşatıldı, tutuklandık ve hücreye konduk. Denktaş, o acısının içinde bizi affetmiş, çıkmamızı sağlamıştı. Aynı acıyı paylaştığımızı biliyordu...

Cumhurbaşkanlığından ayrıldıktan sonra, 20062007’de, Kanal T’de çalışırken bir proje yapmıştım. 60’lı yılların gazetelerinden, gelişigüzel sayfalar açıp, o günün haberlerini değerlendirecekti. Memnuniyetle kabul etti. Genç bir gazeteci arkadaşımızı görevlendirdik. Aylarca yapıldı bu program. Hiç teklemedi. Manşetlere baktı, yorumlara baktı, o günlere döndü, o haberlerin perde arkasını anlattı. Olayları bugüne de bağlardı. Keşke birisi oturup o programları kitaplaştırsa. 40 yıl sonra tarihe nasıl bakıyordu, nasıl hatırlıyordu…

Yine bu “cemaatin” içinde, oradan oraya savrulanlara, siyasi çıkar için kılıktan kılığa girenlere, siyaseti kişisel ikbal için yapanlara bakınca insan, onun kararlılığını ve çizgisini korumuş olmasını saygıyla karşılıyor.

Ülkenin yönetimine bakıp, şikayet ederdi. “Yazdım, uyardım, daha ne yapayım, gücüm bir yere kadar” derdi. Kendinin destek olduğu bazı insanların, nasıl “ben artık oldum” havalarına girdiklerini görür, dalga geçerdi. Bir gün canlı yayında bunları konuşurken, su içmek istedi, masadaki şişeyi aldı, denedi açamadı. “O eski güç kalmadı galiba” dedim. Bana yanıtı her zamanki gibi zekiceydi, “Ben ganırtmasam, sen de açamazdın”….

Bugün siyasi tutumu hala muhalifleri tarafından eleştirilir. Bunu yaparken hep unuturuz, onun bir davası vardı ve her ne yaptıysa, o davaya uygundu. Derler ki, “Federe Devlet varken niye KKTC ilan edildi”. Bunu kendi ikbaline bağlarlar.

Oysa o aklındaki çözüm şeklinin karşı tarafça asla kabul edilmeyeceğini bildiği için, istemediği bir anlaşmaya zorlanmayacağı şartları oluşturmuştu.

Ki o günlerde Rumların her buldukları platformda aleyhimize kararlar çıkarttıkları bir dönemdi. işlerin kendi görüşüne göre kötüye gittiğini gördüğü için bu yolu seçmişti.

En azından toplum olarak şu konuda bir ortak noktada buluşabiliriz. Bu dava adamları, ideolojileri ne olursa olsun, Kıbrıs Türk halkının bekasını düşündüler.

Ama arkadan gelenler, yaratılan o ortamın, özgürlüğün, devletin, adına ne derseniz deyin, onun rantını yediler sadece.

Keşke herkes kendi davasına o kadar inansa ve o kadar çalışsaydı. Hem sağda, hem solda… O zaman sürekli geri değil, ileri giderdik diye düşünürüm.

Şunu da kabul edelim ki, bütün dünyanın adını bildiği bir ikinci Kıbrıs Türkünü hala çıkaramadık...

Newspapers in Turkish

Newspapers from Cyprus

© PressReader. All rights reserved.