Ya özür ya istifa!

Kıbrıs Postası - - Baş Sayfa - Serhat İncİrlİ

“Daha çok nüfus” diyor bir arkadaş... “Rumlarla eşit olmalı” diye de ekliyor... Selam ederim!

-*-*Daha

çok nüfus, daha çok konut, daha çok hastane, daha çok okul demek!

Konut yapıldı, hastane yetersiz.

Okul da!

Ve yollar da!

-*-*Hiç

doğru dürüst yasalarımız ve planlarımız olmadı. “Emirnameler” çıkarıp, günü kurtarmaya çalıştık. -*-*İdeolojilerimizi

bile satılığa çıkardık; günlü karlar, günlük rantlar uğruna, memleketin “para eden” her noktasına, ama gerçekten “her noktasına” ev yaptık, apartman diktik...

-*-*Asıl

gerçeği de gizledik... Neydi asıl gerçek? Aslında o bina yaptığımız, parselleyip, parselleyip sattığımız topraklar “bizim” değildi... Çözümden de korktunuz! Çünkü çözüm demek, parselleyip, parselleyip sattığınız ve inanılmaz paralar kazandığınız o arazileri gerçek sahiplerine verebilirdi! -*-*“Ama

onlar Annan Planı’na evet demedi, hayır dedi!”

Yapma beeee! Demek “hayır” dediler! Ve hayır dedikleri için, alt yapın yetse de yetmese de, olsa da olmasa da, Lapta’yı, Garava’yı, Girne’yi betona boğman mı gerekecekti?

Dere yataklarına, su yollarına, her yana bina dikip satma hakkın mı doğacaktı? -*-*Evet,

çözümsüzlüğün, başıbozukluğun, korsancılığın, hırsızlığın, ganimetin ve ganimetçiliğin maddi ve manevi bedeli ile ister inanırsınız ister inanmazsınız; ilahi adaletin hesap gününü yaşadık sonunda! -*-*Doğa

bize dedi ki; “ey Kıbrıslı Türkler ve Kıbrıs’ta yaşayan Türkler, yıllardır önüme çıkıyorsunuz, ufaktan ufaktan estim, yağdım, kükredim, mesajımı almadınız; buyurun!”...

-*-*Gözümle

görmesem inanmazdım!

Felaketin boyutu çok büyük.

Facianın rakamsal anlamı çok yüksek.

Zararın maddi boyutu iflası gerektirir...

-*-*Efendim,

sorumlu hükümet mi?

Eğer meseleye , “yağmuru Erhürman, Özersay, Özyiğit ve Denktaş’ın duaları mı yağdırdı?” sorusuyla bakacaksak, elbette hükümet sorumlu olmaz...

Meseleye, “bunca yılın hesbaını henüz birinci senesini doldurmayan hükümete mi ödeteceksiniz?” sorusuyla da bakacak olursanız, yine mevcut hükümete “ses” çıkaramazsınız!

-*-*Ama

meseleye, 44 yılın plansızlığı, hesapsızlığı, yasa dışılığı, çözümsüzlüğünün sorumsuzluğu ile bakacaksanız, “Rum bizi eşit görmez, Rumlar bizi istemez” diyerek, çözümden uzak kalmamıza sebep olan herkes sorumludur, herkes hesap vermelidir. Kimse kusura bakmasın!

-*-*1974’ün

hemen sonrasında, pırıl pırıl Başsavcı, Başhakim, en önde gelen hukukçular size ne dedi? “Olmaz, tapu vermeyin”... En büyük hukukçu ikisini de çekinmese “hain” ilan edecekti ama bir şekilde susturdu...

Öyle bir düzen kuruldu ki, o sahte düzene muhalif olan CTP bile iktidara geldiğinde, aynısına sarıldı...

CTP’nin en önde gidenleri, “ne yani Kıbrıs Türkü barakalarda mı kalacak?” diyordu!

Bağır bağır bağırıyordu!

-*-*Bre

aman zaman; bre olmaz, “mülkiyet hakkını çar çur edemezsiniz” diyen herkes, yıllarca “vatan haini” ya da “delidir be bu” denilerek susturuldu.

Sonra, o delilerin, o hainlerin uyarıları “buuuum” diye hırsızların ellerinde patlayıverince, tazmin komisyonları kurmak zorunda kaldılar...

“Global takas”tan vazgeçtiler; “tazminat, iade, takas”a geçtiler...

-*-*Olmadı!

Neden olmadı? Çünkü ne kadar yasa, ne kadar hile, ne kadar taktik yaşama geçse de, bilinç altında, hemen hemen her birey, o toprağın bir hak sahibinin olduğunu iyi biliyordu.

Dışa vurmadı ama toprağa “hakkıyla” da sarılamadı...

Mesela, ekecekse, gübresini eksik attı. Suyunu tam vermedi... -*-*Öteki

topraklar da bir an önce elden çıkarılmak ve paraya yani ranta dönüştürülmek istendi...

Kimseye, “be arkadaşlar, yapmayın, etmeyin, bir gün bu toprakların hesabı mahkemelerde sorulabilir, sizin de, Türkiye’nin de başı derde girebilir” izahı yapılamadı.

Kimse dinlemedi. Onlar kafalarında bazı planlar yaptılar.

Örneğin “Maraş”ı gözden çıkardılar.

Yedidalga, veya Güzelyurt’tan öteyi “kestiler”...

Su bile götürmediler oralara!

Boru bile döşemediler! Bakın Maraş’a! Kapalısını farelerle çiyanlar bir de hırsızlar kullanıyor!

Açığında, sadece seracılık yapılıyor ama seracılara Türkiye’den gelen suyu vermediler!

33 kilometre boru döşemediler! -*-*Her

karış ganimet topraktan kar elde etmeye çalıştılar.

“Türk tapulu” olanların fiyatının daha yüksek olmasına bile kimse aldırış etmedi!

Oysa o bir mesajdı!

O bir uyarıydı!

Rum tapulu olanları, yani ganimet, yani çalıntı mal arsaları daha ucuza sattılar!

-*-*Bu

arada tabii ki, ne alt yapı inşa ettiler, ne de gerek duydular!

“Rumun malına ne gerek var ki altyapı yapmaya” zihniyetiyle gittiler.

Biliyor musunuz, önümüzdeki günlerde Lapta ve Garava ile Girne’de, kanalizasyon da yüzeye çıkacak...

Maddi eksiklikler bir yana, plansızlık öte yana; ilahi adalet bizi kesinlikle öyle de cezalandıracak.

-*-*Kimse,

kendi malını böyle hor kullanamaz!

Mal bizim olsaydı, bütün bunlar olmazdı!

Derelere rant gözüyle, para gözüyle bakmasaydık, yani mal bizim olsa ve ona göre; örneğin emirnameler gibi “hırsızlığa hizmet” eden kağıt parçalarını değil, değiştirilemez imar planlarını, ülke fizik planlarını yapsaydık, bütün bunlar başımıza gelmezdi!

-*-*Geçti

Bor’un Pazarı sür eşeği Girne’ye!

Digomo’ya kadar yolumuz var!

Artık yapacak bir şeyimiz var mı bilemiyorum?

Meseleye ilk defa “can” bulaştı!

Bunca zamandır mesele hep “kar” üzerineydi...

Ama şimdi dört genç insanımızı kaybettik!

-*-*Elbette

doğa çok güçlü! Elbette sele; hele hele de çok güçlü sele kimse karşı gelemez!

Elbette bir küresel ısınma veya iklim manyaklığı günlerinde ya da yıllarındayız!

Elbette, mevcut hükümeti, başbakanı, kabinedeki arkadaşlarını suçlayacak değiliz! -*-*Ama

birileri lütfen çıksın ve bunca yıllık plansızlığın, hesapsızlığın, kitapsızlığın, hırsızlığın, ganimetçiliğin “ahlaksızlık” olduğunu anlatsın!

Ve özür dilesin!

-*-*Engelliler

için hiç bir şey yapamayan “devlet” adına, özür dilemeyi biliyorsak; ve doğru olanı yapabiliyorsak; burada da doğru olan, sorumluluğu üstlenmektir.

-*-*Mevcut

hükümet, geçmişteki hataları kabul ederse; bizi çözümden ve Dünya devleti olmaktan başka hiç bir şeyin kurtaramayacağını itiraf ederse; sabah – akşam sırf çözümsüzlük uğruna, “suçlu olan Rumlardır, Rumlar bizi istemez” diye timsah gözyaşları dökmez ve katakulli okumaktan vazgeçerse; zaten Emrullah Turanlı da her şeyi bir cümlede anlattı, gerçek ne yazık ki budur derse; ben bu dörtlü hükümetin “kurbanı” olurum... -*-*Emrullah

Turanlı ne mi dedi?

Esti yağdı...

Ama bir cümle kullandı esip yağarken ki; tüm Beşparmaklar kafamıza taş olup yağsa bence bu kadar ağır gelemezdi.

Tabi ki anlayana...

Ne dedi Turanlı? “...Bu hükümet, benden rüşvet de istemedi, tamam...” Yani, öncekiler, veya ondan öncekiler, ya da ondan öncekiler istedi mi? Ben öyle anladım!

-*-*Bu

hükümet, ilk defa rüşvet istemediği gibi...

Bu hükümet, ilk defa tüm özel gereksinimli kardeşlerimizden devlet adına özür dileyebildiği gibi; ganimetçilik, hırsızlık, peşkeş, rant, plansızlık, programsızlık nedeniyle de “devlet” adına özür dilemeli; sorumluluk almalıdır. -*-*Dört

genç insan sele kapılıp yaşamını yitirmiştir...

Evet, ne yağmuru yağdıran, ne seli oluşturan bu hükümettir...

Kabul ediyorum... Ama 1974 sonrasını inşa eden “mevcut sistem ve mevcut sistemin doğurduğu iki adet devlettir”...

Birileri, ya o iki devletin sorumluluğunu da yüklenip özür diler ve gerçekten sıfırdan başlar; ya da bırakın, siz de gidin...

-*-*Meselem

hükümet üyesi kardeşlerimiz değildir...

Meselem, sistem ya da devlet olmayışından kaynaklanan “bu düzenin” kabul edilip, özür dilenmesi ve sıfırdan başlanmasıdır.

Bunun için, çözüm şarttır. Kıbrıs sorunu çözülmelidir.

Başka yolumuz yoktur. Başka yol yoktur.

-*-*Yani

sellerin, yağmurların da mı sebebi çözümsüzlüktür?

Hayır!

Ama ölümlerin, maddi – manevi kayıpların sebebi, evet, kesinlikle siyasi çözümsüzlüktür.

To oğ rtFAfKa

Newspapers in Turkish

Newspapers from Cyprus

© PressReader. All rights reserved.