Taziye mesajı ile emirname politikası olmaz

Kıbrıs Postası - - Baş Sayfa - Polat Alper

Günlerdir ülkede Mağusa ve İskele bölgelerinde uygulamaya konulmak istenen emirname tartışması gündemin odağına oturmuştu.

Peşinen söyleyeyim; emirnameye külliyen karşıyım.

Yıllardır özellikle Girne ve çevresinde uygulanan emirnamelerin bizleri getirdiği nokta açık ve net.

Emirnameye karşıyım derken sakın yanlış anlaşılmasın, tam tersi bir o kadar da imar planının süratle hayata geçmesi taraftarıyım.

Gerçi 44 yılın ardından gelinen yanlış yerleşme ve yapılaşmadan kaynaklanan şehirlerimizin geldiği noktaya baktığımızda bu saatten sonra yapılacak imar planını da geç kalmış olarak tanımlıyorum ama zararın da neresinden dönersek kârdır diyorum.

Bu sebepten ciddi anlamda bir imar planı hazırlığı yapılıp 6 aysa 6 ay, 1 yılsa 1 yıl, emirnamesiz bir imar planını hep savunmuşumdur, şimdi yine savunuyorum.

Bu ülkede emirnameye inanmak mümkün değil, olması da mümkün değildir.

Bunu tamamıyla siyasetten uzak bir düşünceyle söylemek isterim ki; geçmiş yıllardaki emirnamelere baktığımızda büyük bir çoğunluğu küçük bir zümrenin lehine rant kazanması için sağlanan emirnameler olarak sınıfta kalmıştır.

Bunlar sınıfta kalmakla da kalmayıp şu anda şehirlerdeki plansız büyümenin, yapılaşmanın da sebebidirler.

Bu nedenle hiç kimse emirnamenin doğru bir karar olduğunu halka anlatamaz.

Ülkemizde Şehir Planlama Dairesi, tamamıyla kıt imkânlarıyla tüm ülkeye hizmet vermeye çalışmaktadır.

Her ne kadar yıllardır bu tartışmaların önüne Şehir Planlama Dairesi konulsa da, daire çalışanlarının birer devlet memuru olduğunu, siyasi olarak ülkeyi yöneten iradenin emri ile hareket ettiklerini unutmamak lazım.

Hele ki bu tür çalışmalarda Şehir Planlama Dairesi’nden yeterince faydalanılmadığına, görüş alınmadığına yıllardır tanık olmaktayım.

Şu an emirnamelerle ilgili Daire’nin etkisi, katkısı, görüşü nedir bilmem ama geçmiş yıllarda hiçbir katkısının alınmadığına defalarca şahit oldum.

Son birkaç gündür ülkemizde hava koşulları normalin çok üzerinde seyretmektedir.

Aşırı yağmurlar ülkenin çeşitli kesimlerinde ciddi hasarlar meydana getirmiştir.

Doğa boşluk tanımaz derdi eskiler. Haklılarmış.

Tam 44 yıldır imar plansız, emirnamelerle hatta yasaları delerek derelerin üzerine inşa edilen yapılar ve diğer bölgelere inşa edilecek olan binalardan çıkan hafriyatın kaçak yollarla derelere dökülüp, derelerin doldurulmasıyla bugünkü sonuçla karşı karşıyayız.

Yağan yağmur suyu dağlardan şehre akmaya başladığında yolunu bulamayınca doğal olarak evlerden, bahçelerden, yollardan, otellerin içinden geçince ortaya çıkan resim doğasıyla budur, yolunda ne bulursa alıp götürmüştür.

Yani doğa kanunlarıyla karşı karşıyayız.

Yaşananlar üzerine bir yorum yapmanın, Allah yardımcıları olsun demenin, hay Allah ne oldu demenin, yardım afet merkezleri kurmanın faydasının bir yere kadar olduğunu da birkaç güne tecrübe edeceğiz.

Özellikle dün gece Dikmen köyü sakini dört gencimizin yaşadıkları felaketi bir doğal koşullara bağlayıp bir trafik kazası olarak göstermek sadece siyasetçilerin kendi üzerlerindeki sorumluluk ve vicdan azabından kurtulma çabalarından öteye gitmemektedir.

Bunun üzerine tartışmak bile yaraya tuz basmaktan başka bir şey değildir.

Çok kısa değinecek olursak; bu yolda böyle bir tehlike varsaydı, yol niye kapatılmadı?

Yeni yapılan bir yolda felaket yaşanan noktada neden bariyer yoktu?

Felaketin ardından aramakurtarma neden bu kadar uzun sürdü?

Daha da ötesi yeni yapılan bu yolda yağmur sularının dereye, giderlere akması gerekirken tüm sular yolun ortasından akıp gitti.

Dolayısıyla yolun ortasından giden, yolu dolduran yağmur sularının indiği dağdan taş ve toprakla gelmesi kadar doğal bir şey yoktur.

Neden olası bir yağmura karşı bu toprak ve taşın yola akmasının inşaat süresinde alınacak tedbirlerle önüne geçilmedi?

Ben yol mühendisi değilim ama fizik kurallarından da az çok anlarım.

Sadece bu bilgilerimle yapacağım yorumlar hata ve sorumluluğun kimde olduğunu net olarak göstermektedir.

Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Sn. Özersay’ın sosyal medya hesabından paylaştığı ve yaşanan felakette canını kaybeden kişiler için yazdığı taziye mesajında emirnameye yer vermesinin son derece yanlış olduğunu da belirtmek isterim.

Felaketin yaşandığı nokta tamamıyla yerleşim merkezlerinden uzak, imara kapalı bir bölgededir.

Bu bölgede yaşanan felaketin yanlış bir yapılaşmadan kaynaklı olmadığı açıktır.

Yaşanan bu felaketin yeterli tedbir alınamaması, yeni inşa edilen yoldan kaynaklandığı gözle görülürken Sn. Özersay’ın taziye mesajının içinde emirname politikası yapıp emirnamenin geçme gerekliliğini kaybedilen insanlara bağlaması beni derinden yaralamıştır.

Benim gibi birçok Kıbrıslı Türk’ü de derinden yaraladığından şüphem yok.

Bu ülkede yapılan ve yapılacak doğruları hep birlikte alkışlamaya hazırız.

Fakat toplumun duygularıyla oynayıp algı politikası yapılmasına da gönlümüz razı değil.

Kaybettiğimiz dört can, siyaset malzemesi olmamalı. İçimiz acıyor. Herkes başı önünde acıyla durmalı.

Kayıplarımıza Allah’tan rahmet dilerim.

Newspapers in Turkish

Newspapers from Cyprus

© PressReader. All rights reserved.