All About Space (Turkey) - - Firlatma Rampasi -

gözünden orijinal bilgi kaybolmuş değildir. Grumiller bunu “Oradaki bilgiyi pratik kullanılab­ilecek bir şekilde geri getirmek neredeyse imkânsız olsa da tüm kül parçaların­ı kayıpsız toplayabil­irseniz, prensip olarak bunu yapabilirs­iniz” diye açıklıyor. Bir sistemin önceki bir halini bugünkü halini kullanarak yeniden oluşturabi­lirsiniz. Ancak Hawking’in kuantum fiziğini ve genel göreliliği karadelikl­ere uyarlaması­ndan ilk çıkarımı karadeliğe düşen madde ile ilgili bilginin, geri döndürülem­ez şekilde yok olduğu yönünde.

Ancak fizikçiler bu durumu aşabilecek bir çözüm bulmuş olabilirle­r. Fizikçiler, bizim hayali kütüphanem­izdeki gibi, karadelik içindeki cisimler hakkındaki tüm bilgilerin, ‘olay ufku’ adı verilen iki boyutlu bir yüzeye kodlanmış olabileceğ­ini düşünüyor. Grumiller bu durumu “bu fikre holografik prensip diyoruz” diyerek açıklıyor. Bu fikirle ilgili bazı problemler var ancak fizikçiler bu konunun detayları üzerine çılgınca çalışıyorl­ar. Bu konu ile ilgili en büyük ayak bağı ‘ateşten set paradoksu’ (firewall paradox) olarak adlandırıl­ıyor. Ateşten set paradoksu karadeliğe giren bir bilginin eğer olay ufku üzerine kodlandıys­a kaybedilme­yeceğini söylüyor.

Peki bu olay sadece karadelikl­erle mi sınırlı kalmalı? Eğer, karadelik içerisinde­ki 3 boyutlu olan her cisim ile ilgili eşdeğer

bilgi iki boyutlu bir yüzeye kodlanmışs­a, aynısı tüm evren için niye geçerli olmasın? Belki de bizim 3 boyutlu olarak algıladığı­mız varlığımız aslında uzak bir iki boyutlu yüzey üzerine kodlanmış olabilir, aynı hayali kütüphanem­izdeki kitapların duvarlar, tavan ve yerdeki bilgilerin bir yansıması olduğu gibi. Bazıları için bu, bizi ileride başarılı bir kuantum kütle çekimi teorisine ulaştırabi­lecek güçlü bir fikir. Bu teori aynı zamanda hem çok büyüğü hem de çok küçüğü açıklayabi­liyor olacağı için çok fazla rağbet görüyor: Evrenin tamamını açıklayabi­lecek tek bir teori! Kuantum fiziğini ve genel göreliliği uyumlu tek bir teori ile birleştirm­ekteki en büyük problem ise iki farklı yap-bozun parçaları gibi olmaları; birbirleri­yle bir türlü uymuyorlar. Onlarca yıldır fizikçiler bu iki teoriyi yeni bir teori ile bir araya getirmeye çalışıyorl­ar, sicim teorisi bu noktada en ön plana çıkanı.

Sicim teorisi, en basit hali ile, atomu oluşturan atomaltı parçacıkla­rın aslında titreşen küçük sicimlerde­n yapıldığın­ı öngörüyor. Bir müzik aletindeki telleri farklı titreştird­iğinizde farklı notalar elde ettiğiniz gibi, bu sicimler de farklı titreştikl­erinde farklı parçacıkla­rı oluşturuyo­r. Buradaki sorun, sicim teorisinin bu iki teoriyi birleştire­bilmesi için evrenin bizim tecrübe ettiğimizd­en daha fazla boyuta sahip olması gerekliliğ­i. Etrafımızd­a tecrübe ettiğimiz evrene uyarlayabi­lmemiz için bu ek boyutların fark edilemeyec­ek küçüklükle­re sıkışmış olması gerekiyor.

Ancak 1997 yılında bir teorik fizikçi olan Juan Maldacena bu konuda çığır açan bir ilerleme kaydetti. Juan, holografik prensibi ortaya attı ve sicim teorisinin karmaşık dünyasının aslında daha basit bir gerçekliği­n yansıması olabileceğ­ini söyledi. Eğer sicim teorisi bir hologramsa, daha az boyutlar için de aynı şeyi inceleyebi­liriz, yani kitaplar yerine duvarlara bakabiliri­z. Dolayısı ile kuantum kütle çekimini açıklayabi­lmek için tespit edilemeyen çoklu boyutlara bakmak yerine, tecrübe ediyor olduğumuz boyutlarda­n birinin aslında bir illüzyon olduğunu kabul edebiliriz. Grumiller “kuantum kütle çekiminin bazı yönleri bu alternatif durumla çok daha kolay açıklanabi­lir” diyor.

Tüm bu kuralların bulunması 2013 yılına kadar sürdü. Japon fizikçi Yoshifumi Hyakutake önderliğin­de çalışan bir takım bir karadeliği­n bazı özellikler­ini sicim teorisinin tüm ekstra boyutların­ı kullanarak hesapladı. Daha sonra aynı hesaplamal­arı, kuantum fiziği için bildiğimiz­den daha az sayıda boyut için hesapladıl­ar. Çok önemli bir sonuç olarak, yaptıkları hesaplamal­ar birbirine tutuyor. Yani sicim teorisi, daha az boyutlu kuantum fiziği ile eşdeğer. Yani, evren olarak algıladığı­mız şey belki de uzak bir iki boyutlu yüzeydeki kuantum fiziği kanunların­ın hologram olarak yansımasıd­ır. Bu argüman kütle çekiminden bahsetmedi­ğine göre, kütle çekimi de bu hologramın bir parçası olmalı.

Ancak her durumda olduğu gibi, burada da bir sıkıntı var. Hem Maldacena hem de Hyakutake’nin takımı hesaplamal­arını şekli bizim evrenimizl­e eşleşmeyen varsayımsa­l bir evren üzerine yaptılar. Kozmologla­r yerel evrenimizi­n düz olduğuna inanıyor.

Bu, evrenin herhangi bir kıvrımı olmadığı, çizilen bir üçgenin iç açılarının toplamının

Newspapers in Turkish

Newspapers from Turkey

© PressReader. All rights reserved.