Feminist Aktivizm ve Güncel Sanat

Bir Üretim Pratiği Olarak Örgü:

Arredamento Mimarlik - - NEWS - Nilüfer Karanfil-Büyükyıldırım

“Örgü pratiğini” bir “üretim biçimi” olarak ele almak

Bilinen tarihin devrimlerinden biri olarak kabul gören örtünme ve korunma amaçlı ipliğin işlenmesi ve örgü pratikleri gibi süregelen el sanatları; endüstrileşmeyle birlikte gelişen işleme teknikleri sayesinde inovatif kullanım alanları buluyor. Günümüzde bireysel pratik biçimlerinin değişime uğramadan sürdürülüyor olması, örgünün salt bir ihtiyacın karşılanması için geliştirilen bir teknikten öte kültürel bir aktarım olduğunu göstermekte. İpliğin geleneksel yöntemlerle işlenmesinin hayvancılıkla beraber gerçekleşmesi, örgünün sosyal bir kod olarak algılanmasını, aynı zamanda kırsalla ilişkilendirilen bir anlam taşımasını beraberinde getirir. Bir üretim pratiği olarak örgünün kültürel olarak gelişmiş, kuşaklardan kuşaklara aktarılan kümülatif bir bilgi yumağı olarak varlığının, ekonomik ve kültürel projeksiyondaki yeri ise, kapitalist egemen dünyada genellikle hobi olarak değerlenirken, anti-kapitalist söylemleri destekleyen bir üretim biçimi olduğu söylenebilir. Bu bağlamda değerlendirdiğimizde, genellikle kadınların uyguladığı bir pratik, domestik bir üretim biçimi olarak ele alınmasının ve belki de bu sebeple bir meta olarak devalüe edilmiş olmasının “heteronormatif ve politik bir tercih olduğunu” speküle edebiliriz. Bu eksende; örgünün karşımıza çıkan güncel pratiklerinde feminist bir örgütlenme ve eylem aracı olarak kullanılmasının örnekleriyle karşılaşmaya başlarız1.

Örgüyü domestik projeksiyonda yer alan diğer el becerileriyle kıyaslayacak olursak eğer; dokumak, dikiş dikmek ve yemek yapmak gibi etkinlik alanlarında uzmanlaşmanın toplumsal yaşamda kabul gördüğünü ve değer bulduğunu gözlemleriz. Örgünün ise aksine bir “hobi” olmaktan öteye geçemediğini, buna rağmen çeşitli örgü tekniklerini anlatan, örneklerini açıklayan birçok yayın aracılığıyla kolaylıkla pazarlanabilen bir metaya dönüştürüldüğünü gözlemleyebiliriz. Ancak böylelikle aktarılması, kayıt altına alınması ve paylaşılmasına olanak sağlandığını söyleyebiliriz. Bu yayınların talep edildiğini ve hitap ettiği hedef kitlenin sadece kadınlar olduğunu da söylemek gerekiyor. Bu noktada ilginç olan; İngiltere’de büyük babasından öğrendiği tekniği “kadınlara” aktarmak için kaleme alan Norbury’nin örgü üzerine yazdığı kitabında, yoğunlukla kadınların pratik ettiği örgünün tekniklerini, erkek eliyle, bir usta tarafından amatörlere iadesinin gerçekleştiğinin okunabilirliğidir2.

Kültürel ortaklık kuran bir pratik olarak örgü

Örgü, çok nadir olarak bazı kültürlerde sadece domestisite ve kadın üretimi olarak algılanıyor olmasa da, yoğunlukla kadınların bu üretim tekniğiyle kurduğu kültürel, sosyal, estetik ve inovatif

ilişkiler bağlamında; neredeyse her defasında benzer biçimde toplumsal bir olgu olarak karşımıza çıkar. Günümüzde örgünün hala oldukça yoğun biçimde pratik ediliyor olmasının sebepleri üzerine düşündüğümüzde, bir meta veya kültürel pratik olmaktan çok, mutlaka diğer anlamları ile karşılaşırız. Düğüm, nakış, örgü gibi hem oldukça teknik bilgi gerektiren hem de el becerisi ve sabırla üretilen bu pratiğin aktarılması, sadece işlevsel değil; ezoterik, kültürel ve bilişsel kodlamanın yöntemi olarak görülebilir.

Örgü pratiğinin farklı kültürlerde benzer şekilde karşımıza çıkan ortaklıkları üzerine düşündüğümüzde, kurulabilecek olası bağın, günümüz sosyal entegrasyon sorunları üzerinde kullanılabilirliği de bu çerçevede tartışılabilir. Bunun ötesinde örgünün pratik edilmesiyle ilgili internet sitelerinde ve kişisel bloglarda; sosyal edimlerin ve psikolojik ihtiyaçların giderilmesinden bahseden oldukça fazla öznel deneyim aktarımı görebiliriz. Genellikle örgü örmenin sakinleştirici, rahatlatıcı olduğu aktarılırken, stres, ağrı ve depresyonun önlenmesine ve yönetilmesine yardımcı olduğu, tekrarlayan ritmik hareketlerinden dolayı konsantrasyonu artırdığı, vücudun bağışıklık sistemini güçlendirdiğinden bahsedilir. Yaratıcı bir edim olarak örgü, hobi veya kişisel gelir amaçlı pratik edilmesiyle, birçok kişinin hayatında oldukça önemli bir yer kaplamaktadır3.

Örgü örme etkinliğinin taşınabilirliği ve modellerin, tekniklerin kitaplar, dergiler, internet siteleri, sosyal ağlar üzerinden paylaşılabiliyor oluşu, çeşitli örgü kulüpleri ve toplulukların biraraya gelmesine olanak sağlar. Bu topluluklar, mekana bağımlı olmadan yapılan üretim ile kapitalizmin seri üretimine tezat oluştururken, ipliğin defalarca işlenebilir olması sayesinde hem upcycle hem de her sezon yeni ürün dayatan moda faşizmine karşı durmanın yolunu arıyorlar.

Feminist aktivizm ve güncel sanat içinde örgü

Güncel feminist aktivizminin çeşitli kanatlarında, kadın ve domestisite sembolü olarak örgü pratiğinin sahiplenilmesi, salt kadın üretimi oldukları gerçeğiyle/ gerekçesiyle birlikte bu üretimlerin bir sanat yapıtı olarak değersiz atfedilmesine bir nevi eleştiri sunarken, zanaat veya meta olarak gereğinden az değer görmesinin iadesine çabalar.

Özellikle üçüncü dalga feminizmden önce; el sanatları, yemek pişirme, örgü ve nakış gibi aktiviteler erkek egemen dünya görüşü tarafından kadına empoze edilmiş domestik birer stereotipik etkinlik olarak görülürken, manifestosal olarak dışlanan edimlerdi. Böylelikle domestik yaşamın sembolik öğelerinden biri olarak görülen örgünün yeri, politik ve feminist aktivizm içinde önce olumsuzlanan sonra da sahiplenilen bir pratik olmuştur4.

1990’ların başlarında kapitalizmin karşısına dikilen punk akımının söylemleriyle kesişen feminizm, her şeye rağmen yine de heteronormatif duruş sergileyen punk akımına; Riot Grrrl manifestosuyla beraber yeni bir bakış açısı kazandırdı. Punk akımı içinde kadınların kendilerine alan yaratma gereksinimlerini önce şarkı sözlerine yansıttıklarını, ardından yayınladıkları fanzinlerde bu alanı genişletme ve paylaşım ağını yaygınlaştırma çabalarını gözlemleriz.

Riot Grrrl’de asıl vurgulanan “ifadenin özgürlüğü”dür; bu bağlamda kadın olma biçimlerinin tümünü kapsarken; her haliyle, her kadın tarafından, her seferinde yeniden yıkılıp yapılmak üzere tüm diğer ifade biçimleri gibi domestisite sembollerini de sahiplenmektedir5. Peace-Knits, Knitting Manifesto gibi hareketler ile Riot Grrrl punk akımının etkisiyle oluşan “Do it yourself”

kültürünün, bireysel üretimler ekseninde örgü pratiğini desteklemesiyle beraber günümüz güncel sanat pratiklerinde yaygın kullanım örnekleriyle karşılaşırız6.

1970’lerde yükselen toplumsal politik hareketler içinde, savaş karşıtı ve anti-kapitalist manifestolarla yanyana yer alan feminist söylemler ile günümüzde kent üzerine söylemler üretmenin bir parçası olarak gündeme tekrar gelmiş olan örgü pratiği; güncel sanat yapıtları ve toplumsal hareketler içinde, sembolik göndermelerine atıfta bulunan birçok çalışmada kullanılıyor. Erken örnekleri içinde, Louise Bourgeois, Faith Wilding ve Rosemarie Trockel gibi dönemin sanatçılarının işlerinde hem bir malzeme hem de feminist bir araç olarak örgü ve tığ işi kullanılmış, zanaat tarihini ve domestik baskının “kadın işi” söylemlerini eleştiren işler üretilmiştir. O günden bu yana sayısız çağdaş sanatçı, feminist öncülerin çalışmalarına ithafen, geniş bir tema yelpazesinde örgü ve dikiş kullanmaya devam ediyor7.

“Radical Lace & Subversive Knitting” adıyla 2008’de MAD tarafından gerçekleştirilen sergi geleneksel örgü tekniklerini alışılmadık materyallere ya da geleneksel tekniklere yeni teknik ve teknolojiler ekleyerek kullanan çağdaş sanatçıların işlerini derler. Biraraya getirilen eserlerin, birçok farklı ülkeden gelen sanatçılar tarafından bireysel olarak üretildiğine, sanatın kesişiminde örgü pratiğinin yaygın kültürel, sosyal ve politik meselelerle doğrudan ilgili olduğuna değinilir. Örgü gibi el işlerinin, toplumun ve iletişimin bir simgesi olarak rolünün bu işlerin çoğunda vurgulanmakta olduğunu dile getirirken, sergide yer alan eserlerin aynı zamanda görsel sanatlardaki değişimin barometreleri olduğundan, bir asırdan fazla bir süredir estetik ve işlevsel nesneler dünyasını parçalara ayıran sanat, zanaat ve tasarımın birer kategori olarak birbiri içinde çözülüşüne işaret ettiğinden bahsedilir8.

2000’lerin başlarında tekrar yükselişe geçen örgü pratiğine karşı artan ilginin, sosyal ve normatif kırılmalar ekseninde açılımlarının araştırılmasına bir örnek olarak; farklı kültürlerden kadınların biraraya gelerek birbirlerine çeşitli yerel kültürel el becerisi ve bilgilerini aktarmalarını örgütleyen bir workshop kurgulayan “Sıkça Sorulmayan Sorular” isimli işiyle Ebru Kurbak gösterilebilir. Merkezine herhangi bir domestik üretimi almayan, sadece kültürel paylaşım platformu olmayı amaçlayan bu işinde Kurbak, mülteci olarak Viyana’ya yerleşmiş, henüz entegre olma sürecinde olan kadınlar arasında dayanışma ve iletişim kanallarını genişletmeyi amaçlıyor9.

Gelişen teknolojik dönüşümlerin odağında örgü tekniğinin pratik bulgularının fiber-teknoloji gibi alternatif kullanım alanlarının mümkünlüğünü sorgulayan Kurbak 2013’te Irene Posch ile birlikte gerçekleştirdiği “Knit Macro-Electronics” isimli işi ile, örgünün teknolojik üretimlere entegre olabilecek bir teknik olarak ele alınmasına çabalarken, aynı zamanda devalüe edilmiş olmasına karşı yaratılacak yeni kullanım alanlarına deneyler aracılığıyla dikkat çeker. Bu işlerde örgüyle üretilen patternlerin farklı değerlerde akım kapasitörleri olarak işlevlendiğini gözlemlerken, yaptığı çalıştaylarda kadınların örgü ve desenle kurdukları ilişkiyi yeniden kurabilecekleri deneyim ortamını sunuyor10.

Bireysel üretimlerin yeni değerler kazandığı 21. yüzyılda, örgünün aktivist bir pratik olarak tekrar ele alınması, “kraftizm” adı verilen güncel sanat pratiklerinde yer alması, bununla birlikte, feminist söylemlerdeki yeri incelendiğinde; kent ekseninde “urban knitting” adıyla bilinen ve toplu icra edilen başka tür bir örgü aktivizmin oluşmasından bahsedebiliriz. “Urban knitting”, “yarn bombing” gibi adlarla anılan örgüyle graffiti yapma sanatı olarak nitelendirebiliriz. “Knitta please!” hareketini başlatan Magda Sayek, kentsel algının biçimsel farklılaşması (estetize edilmesi) ve yapılı çevre adına farkındalık yaratmak için örgütlendiklerini söylüyor: “Şehirlerimizi güzelleştirmek için tamamen saygısız ve hafifçe yasadışı bir yol kullanarak, genellikle sert olan kentsel ortamları ‘insancıllaştırmayı’ amaçlıyoruz11.” Bu noktada estetik algının evrenselliği üzerine düşünmek gerekiyor. Kentin estetizasyonu çabaları, her anlamda tekil bir estetik algının dayatmacı olma ihtimalini de beraberinde getiriyor. Yine de politik bir söylem ve

kent üzerine eyleme geçmenin bir aracı olarak örgü pratiği, taşıdığı sembolizmle birlikte estetik çabalardan daha fazla anlama gelebiliyor.

Maura Kelly’nin bir örgü topluluğu üzerine yaptığı araştırmada, örgü örmeyi pratik olarak günlük hayatlarının bir parçası haline getirmiş ve kamusal alanda toplu halde icra ettikleri bir etkinliğe dönüştürmüş bireylerin yarısının dahi örgüyü politik bir duruş olarak saymadıkları, kraftizm, knitivizm, politik ve feminist aktivizm ile çok da bağdaştırmadıklarından bahseder12.

Kaldı ki geleneksel olarak aktarılmış bu edimi, feminist aktivizm saymak için, öncelikle böyle bir bilinçle konuyu ele almak gerektiği söylenebilir. Yine de toplu şekilde ve kamusal alanda gerçekleşen bu edimin etkilerinin farkındalık yaratmaya yönelik pozitif sonuçları olduğu gözlenebilir.

Kelly’nin makalesinde ele aldığı şekliyle; feminizm ve örgü arasında bir bağlantı olduğunu düşünenler ise, örgüyü bireysel bir direnç ve özgürlük alanı olarak tanımlarken “günlük feminist aktivizm” yöntemi olarak gördüklerinden bahsederler13. Bu anlamda “Pussy-hat” hareketinin kedi kulaklı bereleri örüp kullanarak başlattığı toplumsal eylemin küresel ölçekte yarattığı etkiden bahsedebiliriz. Zweiman, Suh ve Coyl, 2017’de Washington DC.’de yapılacak olan “Women’s March”ta seslerini duyurabilecekleri, kolaylıkla herkes tarafından uygulanabilir, görünür feminist bir söylem üretmek adına, kadınlara karşı bayağı sözleriyle oldukça tepki toplayan ABD başkanı Donald Trump’ın bir demecine gönderme yaparak; “Pussyhat” adını verdikleri kedi kulaklı pembe bereleri tasarladılar. Basitçe kurgulanmış örgü berelerin, söylemleriyle birlikte paylaşılması ve herkes tarafından üretebilirlikleri günlük feminist aktivizmin bir parçası haline gelmelerini kolaylaştırıyor. Ortaya çıkan katılım ve dayanışmayla Pussyhat Project, güçlü bir protestoya dönüşüyor. Böylelikle basit bir bere olarak başlayan şey, politik aktivizmin ikonik küresel bir simgesi haline gelirken; günümüzde Victoria ve Albert Müzesi’nin Rapid Response koleksiyonunda feminist tarihin önemli bir parçası olarak bulunuyor14.

Feminist aktivizmin örgüyle ilişkilendirilebilecek en belirgin örneklerinden biri olarak; “Sessizliğin Gücü”, Agata Oleksiak’ın Hindistan’daki performansı gösterilebilir. Oleksiak; 2016’nın 8 Mart’ta Dünya Kadınlar Günü’nde Yeni Delhi’de Hintli kadınları etkileyen şiddete dikkat çekmeyi amaçlayan bir etkinlik düzenledi. Bu etkinlik, şiddet mağduru olmuş kadınlar tarafından gerçekleştirilirken, halka açık bir yerde sessizlik içinde örgü örerek, paradoksal olarak günlük yaşama güçlü bir müdahalede bulundular. Örülen örgülerle kadın sığınma evini giydirdikleri eylemde, kamuya açık gerçekleştiği için gözlemcilerin soru sorarak konuya dahil olmalarını sağlayarak anlamını pekiştirdiler. Böylelikle yaşanan şiddet olaylarını farketmelerini sağlamayı amaçladılar15.

Savaşlar ve örgünün örgütlenmesi

Örgü pratiğinin tarihsel okumalarında ilginç bir şekilde karşımıza çıkması ise biyo-iktidar tarafından örgünün örgütlenmesidir. Savaşlarda etkin bir ihtiyaç olarak halkın -özellikle kadınlarınörgütlendirilmesiyle, askeri üniformaların, kazak, çorap gibi örgü ürünlerinin adeta birer savaş ekipmanı olarak üretildiği gerçeğiyle karşılaşırız. Okullarda, kamusal alanlarda, kiliselerde seferberlik halinde örülen yün, savaş üniformaları için örnekler çeşitli dergiler ve afişlerle dağıtılıyor; sınıfsal farklılık gözetmeksizin toplu örgü örgütleri oluşuyordu16.

Kuşaktan kuşağa aktarılan bir pratik olarak dünyanın farklı coğrafyalarında türlü tezahürleriyle karşılaştığımız örgü pratiği, kimi zaman toplumsal olaylarda, yıkıcı ve acil gereklilik olarak savaşlarda aldığı rol ile birlikte politik bir araçsallığa bürünür. Bu bağlamda, domestik bir üretim yöntemi olarak görülen örgünün

malzeme olarak seçilmesinin güncel sanat pratiklerinde yeni açılımlar getirdiği söylenebilir17.

“Pink M.24 Chaffee”, Marianne Jørgensen’ın 2006’da bir tankın etrafının pembe örgülerle kapladığı işi bu bağlamda savaş karşıtı söylemlerin feminizmle teğetleştiği bir söylem üretir. Kendi sözleriyle Pink M.24 Chaffee’yi anlatan Jørgensen; “Savaşın zıttı olarak örgü; ev, bakım, yakınlık ve yansımayı simgeler. Danimarka’nın Irak’taki savaşa katılmasından beri, pembe tankların farklı varyasyonlarını yaptım ve savaşın bitene kadar bunu yapmaya devam edeceğim. Benim için tank, diğer insanların sınırlarını aşmanın bir sembolüdür.

Pembe kaplı olduğunda ise, tamamen silahsız hale gelir ve otoritesini kaybeder. Pembe örgü, tank ile kombine edildiğinde hem malzeme hem de renk olarak bir karşıtlık haline gelir” diyor18.

“Craft Kills” isimli işiyle Freddie Robins ise, 9/11 sonrası uçakta örgü şişlerinin yasaklanmasına atıfta bulunarak hazırladığı işini açıklarken; belirttiği gibi örgünün sembolizminin ve aldığı formun malzemeyle olan ilişkisi üzerinden politik sanat-zanaat ikilemine eleştiri getiriyor: “Saint Sebastian’ın şehit düştüğü tanınmış görüntüsüne dayanan bir otoportredir. Cildimin üzerinde delici oklar yerine örgü iğnelerini kullanıyorum. Başlık, ‘sanatın için ölmek’ şeklindeki eski atasözünü hemen akla getiriyor, ama benim daha çok ilgilendiğim şey; zanaat ve özellikle de örgü, pasif, iyi huylu bir etkinlik olan kalıplaşmış bir imaj. Zanaat tehlikeli veya yıkıcı olarak kabul edilirse nasıl olurdu? Bu parçayı kavradığından beri dünya, 11 Eylül olayları ve sonrasında olanları yaşadı. El bagajınızdaki örgü iğneleriyle artık uçamayacaksınız.

Örgü artık tehlikeli bir aktivite olarak sınıflandırılıyor19.”

Sanatçı, araştırmacı ve öğretim görevlisi Catherine Dormor’un Freddie Robins’in işlerinde örgü kullanımıyla ilgili olarak örgünün pasif, iyi huylu bir etkinlik olmasına meydan okuyarak kavramsal konfor yıkımının bir nevi yenilik getirdiğinden bahsediyor: “Örme; güvenlik ve konfor-üretim aktivitesi olarak değil, kimlik ve öznelliğin biçimlendirilebileceği ve ifade edilebileceği bir dizi eylem ve süreç olarak belirlenir. Robins, faydacılığa dair kavramları sanatsal ifade, işlevsellik ve biçimsel zorluklar lehine biçimlendirir. Bunu yaparken, zanaat-sanat argümanlarını ilgisiz ve yanlış yerleştirilmiş sınır çizgileri olarak reddediyor20.”

Sonuç yerine

Örgü, her kültürde ürettiği, taşıdığı, aktardığı imgesel anlamlarla beraber, birçok farklı kültürün ortak paydasında bulunmasıyla kurulabilecek yakınlıklara altlık sunabilecek bir pratik olarak, günümüzde savaş ve iklim değişiminin yarattığı zorunlu göçlerin sonucunda yaşanan sosyal entegrasyon sorunlarının çözülmesinde katalizör işlevi görebilecek ortak bir kültürel payda sunması açısından oldukça önemli ve değerlidir. Bireysel üretimlerin ve el yapımı ürünlerin değer kazanmaya başladığı bu dönemde dikiş, nakış, örgü gibi özellikle kadınla ilişkilenen küresel bir domestisite sembolünün bir meta olarak değer kazanması, emek yoğun bir üretim olarak saygınlığının artırılması açısından hem güncel sanat ve feminist aktivizmin içinde hem de savaş karşıtı, anti-kapitalist söylemlerle örtüşen bir edim olarak sürdürülmesine çabalanmalıdır. Geleneksel üretim biçimlerinin ve süreçlerinin desteklendiği sosyal bir paylaşım alanı kültürel bir değer olarak kabul görmesi, etnoğrafik özelliklerinin incelenmesi, sınıflandırılması, tanımlanması gibi akademik çalışmalarla kayıt altına alınması bu anlamda faydalı olabilir. Bir üretim yöntemi olarak teknolojik gelişmelerle entegre edilerek yeni kullanım alanlarının oluşması ise, örgünün pratik edilmesini yaygınlaştırarak atfedilen değer statüsünün değişmesine katkıda bulunabilir. Aynı zamanda faydalı kişisel ve sosyal bir aktivite olarak görülen ve meta değeri taşıyan örgünün, fiziksel bir tasarım/üretim olarak geniş bağlamlarda değerlendirildiğinde, güncel bir pratik halinde yaşatılmasının, aktarılmasının, toplumsal farkındalık yaratmanın bir aracı olarak kullanılmasının, feminist ve güncel sanat ile yeni anlam arayışlarının desteklenmesinin önemi vurgulanmaktadır.

Notlar:

1 L.A. Pace, Changing the world one stitch at a time: Knitting as a means of social and political activism, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, The Graduate Faculty of The University of Akron, 2007. 2 Kitabın dili üzerinden Norbury’nin kadınlara hitap ederek yazmış olduğu gözlemlenebilir. Bu noktada Norbury’nin kitabının kadının iş dünyasında algısının amatörlükle, erkeğin ustalıkla bağdaştırılıyor olmasına atıfta bulunabiliriz: J. Norbury, Knit With Norbury. Odhams Press Limited, Londra, 1952. 3 M. Kelly, “Knitting as a feminist project?”, Women’s Studies International Forum, cilt 44, Department of Sociology, Portland State University, Broadway, Portland, 2013, s. 133-144. Türkçe’ye “Feminist bir proje olarak örgü?” olarak çevrilebilir. 4 B.A. Pentney, “Feminism, Activism, and Knitting: Are the Fibre Arts a Viable Mode for Feminist Political Action?”, Third Space: A Journal of Feminist Theory & Culture 8, no.1, Yaz, 2008. 5 Riot Girl Manifesto olarak bilinen “What is a Riot Grrrl?” başlığıyla yayınlanan zine yazısı için bkz.: K. Henna, “What is a Riot Grrrl?”, Bikini Kill Zine, Girl Power, no. 2, Seattle, 1991. 6 DIY’nin açılımı, İngilizce “Do it Yourself”, Türkçesi “Kendin Yap” olarak çevrilebilir. DIY kültürünün özünde, ulusal ve çok uluslu şirketlerin kontrolünden ve küresel yayılmasından özgürleşmeyi talep etmek vardır. Küçük ölçekli işletmelerle otonom üretimin teşvik edilmesinin yanısıra, kurumsal kültür, sanayileşme ve kitlesel tüketimin karşısında duran DIY kültürünün başlangıcı, özellikle 1970’lerde yükselen punk müziği ve zine üreten alt kültürlerle bağdaştırılır. C.W Lee, Do-It-Yourself Democracy: The Rise of the Public Engagement Industry, Oxford University Press, Londra, 2014. 7 M. Schwendener, “Flair and Flash, Not Frumpiness: Art Reviews on ‘Radical Lace & Subversive Knitting’ Exhibition at Museum of Arts & Design in New York City”, The New York Times, 27 Ocak 2007. 8 MAD Museum of Arts & Design, New York’un başküratörü David Revere McFadden’in 2008’de hazırladığı serginin adı Türkçe’ye “Radikal Dantel ve Tahrip edici Örgü” olarak çevrilebilir. D.R. McFadden, Radical Lace & Subversive Knitting. MAD, Museum of Arts & Design, New York, 2008. 9 Ebru Kurbak’ın resmi websitesi: [http://ebrukurbak. net]. 10 Ebru Kurbak’ın resmi websitesi. 11 “Knitta Please!” hareketinin başlatan Magda Sayeg’in 2015’te Ted Talks’ta konuyla ilgili konuşmasına göre. Magda Sayeg’in resmi websitesi: http://www.magdasayeg.com]. 12 M. Kelly, a.g.e., 2013. 13 A.e. 14 Pussy Hat Project’in resmi web sayfasında projenin hikayesinin oluş süreci ile ilgili anlatıma göre; tasarımcı ve mimar Jayna Zweiman’ın 2016 sonlarında geçirdiği bir kaza sonucunda çok fazla hareket etmeden yapabileceği bir etkinlik olarak örgü örmeyi seçtiğinde, yazar Krista Suh ve Pussyhat’in tasarımcısı, yerel yün mağazası işletmecisi Kat Coyl ile birlikte başlattıkları feminist hareket, günümüze kadar 600’den fazla etkinlik ve dünyanın her yerinde yankı uyandıran global ölçekte bir etkinliğe dönüşmüştür. Pussy Hat Project’in resmi websitesi: [https://www.pussyhatproject.com/ globalmarch]. 15 Agata Oleksiak’ın resmi websitesi: [www.oleknyc. com]. 16 1. Dünya Savaşı sırasında İngiltere’de ve 2. Dünya Savaşı sırasında özellikle Amerika’da Red Cross’un yayınladığı afişlerde “Our sons need sox, knit your bit”, “Remember Pearl Harbour, Purl Harder”, “Knit for Victory” gibi savaşanlar için kadınları örgüye teşvik eden posterlerle karşılaşırız. 17 N.L. Ersen, “Feminist Sanatın Kadın Sanatçılara Etkisi: Miriam Schapiro, Tracey Emin ve Andrea Dezsö Örnekleri Üzerinden Kadın Zanaatı/Sanatı”, Yedi, Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Dergisi, Temmuz 2014, İzmir. 18 B.A. Pentney, a.g.e., 2008. 19 Sanatçının kişisel web sitesinde işi ile ilgili yazdığı açıklama yazar tarafından çevrilmiştir. Freddie Robins’in resmi websitesi: [http://www.freddierobins. com]. 20 Catherine Dormor’un Freddie Robins’in örgü kullanarak ürettiği işleriyle ilgili paylaşılan yorumu yazar tarafından çevrilmiştir. Freddie Robins’in resmi websitesi.

1 Ebru Kurbak ve Irene Posch, “Knitted Capacitors”, 2012 (V2_ Lab for the Unstable Media’nın desteği ile gerçekleşen Punch Couture Araştırma Projesi’nden. Sanatçıların izniyle).

2 Pussy-hat Project, Women March Weekend, Washington, ABD, 2017 (Wikimedia Commons). 3 Marianne Jørgensen, “Pink M.24 Chaffee”, pembeyle kaplanmış tank, Danimarka, 2006: Danimarka’nın (ABD ve BK’nin) Irak’ta savaşa katılmasını protesto eden iş. 2. Dünya Savaşı’nda kullanılmış bir tank, pembe iplikle örülmüş bir kılıfla boydan boya kaplanıyor (Fotoğraf: Barbara Katzin. Sanatçının izniyle).

4 Freddie Robins, “Craft Kills”, 2002 (Fotoğraf: Douglas Atfield. Sanatçının izniyle).

Newspapers in Turkish

Newspapers from Turkey

© PressReader. All rights reserved.