Bir Devrim, İki Zıtlık: Tarihten Günümüze Endüstri Arkeolojisi

Arredamento Mimarlik - - DOSYA - Türkiye Albümü’nün Fotoğraflarla

Nazlı Ebru Mutlu Arkeoloji ve

21. yüzyıl, birarada düşünülmesi güç kelimelerdir. Eski uygarlıkları, yapı ve eşya kalıntıları yolu ile inceleyen arkeolojinin güncel tanımı, hiçbir zaman yeterli olmamış ve kendine yeni tanımlar üretmeye devam etmiştir. Değişen dünya ile kendi tanımını sürekli yenileyen bilim dalı, endüstri devrimi sonrasında yanına “endüstri” kelimesini de almaya başladı. Tarihsel süreçleri temsil eden bu alan ile teknoloji çağını yansıtan 21. yüzyılın birarada kullanılması ise tam olarak bu noktada karşımıza çıkıyor.

Arkeolojinin alt dallarından biri: Endüstri arkeolojisi

Arkeoloji alanına öncülük etmiş olan O.G.S. Crawford, arkeolojiyi, antropolojinin bir dalı olarak ele alır; konusunun tarihler veya dönemlerle sınırlanamadığını, ancak insanoğlunun geçmişteki yaşanmışlıkları aracılığıyla ortaya çıktığını öne sürer (Pannell, 1966). Bu fikirden hareket edecek olursak “endüstri arkeolojisi”, arkeoloji dalının kronolojik bir alt bölümünden ziyade kendi başına bir konu haline gelir ve geçmişin tüm dönemlerinde yer alır.

Fakat arkeologlar, endüstri arkeolojisinin tarihsel sürecinin Endüstri Devrimi ile birlikte başladığı konusunda hem fikir. Endüstri Devrimi’nin, modern dünyayı şekillendirmekten sorumlu olan en önemli toplumsal olaylardan biri olduğunu göz önüne aldığımızda, kendisi ile birlikte yeni araştırma alanlarının doğmuş olması ise kaçınılmaz. Sözü edilen bu genel kabule uygun olarak endüstri arkeolojisinin,

20. yüzyılın ikinci yarısının başlarında (özellikle 1939-1945 savaşı sonrası) ortaya çıktığını ve endüstri devrimini deneyimlemiş olan ülkelerin öncülüğünde gelişmiş olduğunu söylemek de yanlış olmaz. Arkeoloji kadar eski bir tarihe dayanmayan endüstri arkeolojisinde eserlerin elde edilme aşaması, -klasik arkeolojinin teknikleri pek fazla uygulanmasa da- arkeolojik kazılar ile ortaklıklar içerir: Fiziksel eserler ile uğraşıldığı ve saha çalışması gerektirdiği için “arkeolojik” bir alandır. Klasik arkeoloji gibi, insan toplumlarını yeniden anlamak ve yapılandırmak için fiziksel kanıtlar kullanılır ve böylece arkeolojinin tüm formları gibi tarih çalışmasının bir parçasını oluşturur1 (Buchanan, 1989: 7).

Ünlü İngiliz arkeolog ve eğitimci R.A. Buchanan, “endüstri arkeoloji”sini; endüstri alanlarının araştırılması, incelenmesi, kayıt altına alınması ve bazı durumlarda bu alanlarda bulunan yapıların birer “endüstri anıtı” olarak korunması olarak tanımlar (Buchanan, 1972). Sadece tek bir yapının değil, korunacak alanın barındırdığı yapı ve tesislerin hepsinin ele alındığı durumlarda ise, alana bütüncül olarak yaklaşılır ve “endüstri siti” olarak tanımlanır (Saner, 2012). Bu tanımlamaların uluslararası boyut kazanmasıyla ortaya çıkan “endüstri mirası” kavramı da, eski endüstri yapılarının, alanlarının ve bunlarla ilişkili her çeşit varlığın kendisini ifade eder. Endüstri mirası ve arkeolojisi arasındaki en büyük fark ise, miras kavramı tüm eski endüstri alanlarını ve yapılarını temsil ederken; arkeoloji bu mirasları bulma, inceleme ve belgeleme yöntemini oluşturur. 20. yüzyılın ikinci yarısında ortaya çıkan bu yeni bilimsel alanın başlıca amacı endüstri alanları ile anıtlarının önemini toplumsal ve teknolojik tarih bağlamında değerlendirmektir.

Örgütlenme girişimleri ve uluslararası kurumsallaşma süreci

Endüstri Devrimi’nin öncüsü olan Britanya, endüstri arkeolojisinin gelişimine de öncülük etti. Barrie Trinder, endüstri alanları ve yapıları için tarihte gelişen ilk koruma yaklaşımının, Britanya’da bağımsız ve kişisel tepkiler ile ortaya çıktığının altını çizer (Trinder, 1981). Bu alanların ve yapıların korunmasına yönelik ilk tepkiler, varlıkların kentteki olumsuz imgelerine yönelik değil, sahip olduğu değerlerin tehdit altında olması ile ortaya çıkmıştır. “Endüstri arkeolojisi” terimi ilk olarak 1955’te Birmingham Üniversitesi’nde tarihçi olan Michael Rix tarafından kullanıldı ve sonrasında sıklıkla yazında yer almaya başladı (Martin,

2009). Başlangıçta bu terim, Britanya’daki Endüstri Devrimi ile başlayan sanayileşmenin kapsamını anlamak ve değerlendirmek için fiziksel kalıntıların ne kadar yararlı olduğunu işaret etmekten öteye gidemedi (Saner, 2012).

İlk yıllarda, endüstri arkeolojisi alanının ulusal bir örgüte sahip olmadığını belirtmek gerekir. Düzensiz toplulukların biraraya gelip kurumsallaşma çabaları ileriki yıllarda gerçekleşmiştir. Endüstri yapılarına ve alanlarına dair endişenin yıllar içinde yayılması, birçok araştırmacı ve arkeoloğun bu yeni kavramı kabullenmesini de hızlandırdı. Bu kabullenme ile birlikte, 1950’lerin sonunda ve 1960’lı yıllarda örgütlenme düzeyi yeni bir boyut kazandı. 1945 yılında kurulan CBA (Council for British Archaeology), ilk “endüstri arkeolojisi araştırma komitesi”ni 1959 yılında faaliyete geçirdi (Buchanan, 1972). 1965 yılında ise,

CBA ve Bath Teknoloji Üniversitesi, ortak bir çalışma yaparak İngiltere’deki endüstri anıtlarını kolayca kayıt altına almak ve bir envanter oluşturmak için NRIM (National Record of Industrial Monuments) olarak adlandırılan kart kayıt sistemini kurdu (Nevell, 2006). Kurulan sistemle endüstri anıtları, çalışan araştırmacıların kullanımına sunulan kartlar aracılığıyla Bath Üniversitesi’nin envanterine kaydedildi. Bu yöntemle, 1970’lerin ortasına doğru 7.000’den fazla anıtın yeri tespit edilip kayıt altına alındı (Buchanan, 1972). Aynı zamanda, CBA ve üniversitenin ortak çalışmaları endüstri arkeoloji konferansları ile devam etti ve uluslararası katılım sağlanan konferanslar düzenlendi (Falconer, 2005). Alanın ilk basılı kaynağı olan Journal of

Industrial Archaeology ise 1964 yılında yayınlanmaya başladı (Trinder, 1981: 13). Bu girişimlerle birlikte, endüstri arkeolojisi ve buna sahip olan alanlara yönelik koruma tavırları birçok ülkede tartışılmaya başlandı. Tüm bu organizasyonlar ve kurumsallaşma çalışmaları, Britanya’da belirli kişiler ve küçük gruplar tarafından başlatılmış ve zamanla büyüyerek kurumsallaşmıştır.

“Endüstri anıtları” yerine “endüstri mirası” kavramı

Sözü edilen tüm örgütlenme girişimleri, etkinlikler ve yayınların dışında, koruma uygulamaları da alanın kurumsallaşmasında önemli rol oynadı. Bu kapsamda özellikle, Ironbridge George ayrıcalıklı bir yere sahiptir. Britanya’da endüstrinin doğduğu yer olarak kabul edilen ve Endüstri Devrimi’nin “görkemli” sembolü olarak nitelendirilen Ironbridge, endüstri arkeolojisi çalışmalarının da odağında yer aldı (Saner, 2012: 54). Burada kurulan müze (Ironbridge

George Museum) ve vakıf, bu alandaki çalışmaların merkezi haline getirildi ve müze yöneticiliğini yapan Neil Cossons, endüstri anıtları ile ilgili bir kongre düzenlenmesi fikrini öne sürdü. Öne sürülen fikirle birlikte, 1973 yılında

Birinci Endüstri Anıtlarını Koruma Kongresi (FICCIM: First International Congress on the Conservation of Industrial

Monuments) 8 ülkeden gelen delegelerin katılımıyla toplandı (Trinder, 2000: 50). İngiltere, Kanada, Almanya, İrlanda, Hollanda, İsveç ve Amerika Birleşik Devletleri’nin ilgili kurumlarından araştırmacıları ve yetkilileri biraraya getiren konferansın yarattığı olumlu etkiler üzerine, aynı kapsamdaki ikinci girişim olan İkinci Uluslararası Endüstri Anıtlarını Koruma Konferansı (SICCIM: Second International Conference on the Conservation Industrial Monuments) 1975’te Almanya’nın Bochum kentinde gerçekleştirildi (TICCIH Web Sitesi). Yapılan bu kongre ve konferanslar, konunun uluslararası düzeyde ele alınması ve tartışılması bakımından oldukça önemlidir2. 1978 yılında İsveç’de gerçekleşen üçüncü konferans diğer ikisinden daha farklı bir öneme sahip: Konferans isminde yapılan değişiklik ile (Üçüncü Uluslararası

Endüstri Mirasını Koruma Konferansı) “endüstri anıtları” yerine “endüstri mirası”nın kullanılması yeni oluşumların habercisi oldu. Aynı konferansta, şu an uluslararası öneme sahip ve endüstri miraslarını koruma ile yükümlü bir örgüt olan Uluslararası Endüstri

Mirasını Koruma Komitesi (TICCIH:

The International Committee for the Conservation of Industrial Heritage) kuruldu (Trinder, 2000). Endüstri mirası kavramına odaklanan örgüt, eski endüstri yapılarının bu kavram üstünden düşünülmesinin ve yapılacak faaliyetlerin daha geniş bir alana yayılmasının önünü açtığı için oldukça önemlidir (Saner,

2012: 55). TICCIH’in alana sağladığı önemli başarılardan ilki Uluslararası Anıtlar ve Sitler Konseyi (ICOMOS) ile 2000 yılında yaptığı anlaşmadır. ICOMOS ile TICCIH arasında yapılan anlaşma gereği TICCIH, endüstri mirasının araştırılması ve korunması bakımından ICOMOS’un uzman komitesi olarak kabul edildi (TICCIH Web Sitesi). Böylece TICCIH, odağında Birleşmiş Milletler olan uluslararası örgüt ağına dahil oldu ve bu durum, endüstri mirasının diğer birçok uluslararası örgütün programına dahil olmasını sağladı. Avrupa Konseyi ve Avrupa Birliği tarafından, aynı dönem içinde endüstri mirası hakkında birçok metin ve belge yayınlandı ve bunlarla birlikte, endüstri mirasını temel alarak oluşmuş birçok örgüt kuruldu3. Bu örgütlerden bir tanesi olan

DOCOMOMO (Documentation and Conservation of Modern Movements), çalıştığı yapı tiplerinde endüstri yapılarını da barındırdığı için endüstri mirası ile de ilgilenen bir örgüttür. Son yıllarda DOCOMOMO_Türkiye çalışma grubunun yaptığı faaliyetler dikkat çekici: 2018 yılında yapılan poster sunuşları, maden şehri olarak anılan Zonguldak’ta gerçekleştirildi ve endüstri mirası kavramının sıklıkla vurgulandığı buluşma Türkiye’deki endüstri mirası tartışmalarına katkıda bulundu4.

Türkiye’de endüstri mirası

Endüstri arkeolojisi ile bu kavramdan doğan endüstri mirası, Türkiye’de son 20 yıldır biliniyor ve giderek artan bir tartışma konusu haline geldi. Dünyaya kıyasla ülkemizdeki bu geç gelişimin en büyük sebebi, Türkiye’nin endüstrileşmeyi daha geç ve sınırlı yaşayan ülkeler arasında olması. Erken Cumhuriyet Dönemi ile birlikte gelişen endüstrileşme neticesinde ülkede birçok fabrika alanı ve üretim yeri kuruldu (Sümerbank,

Şeker Fabrikaları, Tekel vb.). Zamanla işlevini yitiren bu endüstri yapılarının ve alanlarının endüstri mirası kapsamında koruma altına alınma girişimleri ise son dönemlerde arttı. Kavramların Türkiye’de gündeme gelişi 1990’ların başına rastlar (Saner, 2012: 59). Endüstri arkeolojisi kavramını ülkemizde ilk çalışan isimlerden biri olan Gülsün Tanyeli (1998) bu dönemdeki gelişmelerin, bilimsellikten uzak, endüstriyel tesis ve taşınmazların yok olmasından kaynaklanan endişeye bağlı olarak ortaya çıktığının altını çizer. Bu şekliyle ülkemizdeki tutumun, dünyadaki örgütlenme girişimlerinin başlangıcına paralel olduğunu söyleyebiliriz. Fakat dünyaya kıyasla ülkemizde halen endüstri mirasını temsil eden özel bir örgütlenme şekli bulunmuyor; ICOMOS’un Türkiye uzantısı olan Uluslararası Anıtlar ve

Sitler Konseyi Türkiye Milli Komitesi ve DOCOMOMO_Türkiye komiteleri, endüstri tesislerini ve yapılarını sadece koruma yaklaşımı ile ele alıyor. Bunların dışındaki yaptırımlar ise, ilgili bakanlık ve müdürlüklerde bulunuyor.

Türkiye’de, “endüstri arkeolojisi” ya da “endüstri mirası” terimleri uzunca bir süre doğrudan kullanılmamasına rağmen, eski endüstri yapılarına dair koruma yaklaşımları zaman içerisinde arttı. Kavramların yaygınlaşma yolu genel olarak yapılan müdahaleler ve projeler, özellikle son yıllarda gün yüzüne çıkan dönüşüm projeleri ile ilişkili oldu. 1980’lerin başında İstanbul Belediyesi tarafından hazırlanan İstanbul’un Haliç kıyılarının temizlenmesi ve rehabilitasyonu projeleri başlangıcı oluşturdu. Yıkılması planlanan yapıların bazılarının tescillenmesiyle, yıkım yerine yeniden işlevlendirme projeleri hazırlanmaya başlandı ve burada yer alan Sütlüce Mezbahası bir kültür merkezine dönüştürüldü (İncirlioğlu, 1991).

Hasköy Lengerhane ve Şirket-i Hayriye Tersanesi’nin Rahmi Koç Müzesi’ne, Tophane-i Amire’nin Mimar Sinan Üniversitesi Kültür ve Sanat Merkezi’ne dönüştürülmesi de benzer örneklerdendir. Ülkemizde bunun gibi birçok endüstri alanının yeniden işlevlendirilme projesinin olması, bir bakıma Türkiye’nin bu alanlara yaklaşımını ve kurumsallaşma yapısını da ortaya çıkarıyor: Projelere ilişkin kararlara endüstri mirası kavramı sonradan eklenmiş, daha ziyade yeni yapıların işlevleri üzerinde durulmuştur. Bu projelerin miras niteliğini ne kadar gözettiği kuşkusuz başka analizlerin konusudur.

Endüstri arkeolojisi teriminin ülkedeki kullanımı ve yaygınlaşması, Ankara Maltepe Elektrik ve Havagazı Fabrikası dönüşümünün gündeme gelmesi ile başladı (Saner, 2012). Haliç ve çevresinde yaşanan süreçlerin benzerlerinin öngörüldüğü fabrika alanında, Koruma Kurulu kararları ile yıkımın önüne geçildi. EGO tarafından koruma kararına itiraz edilmesi ile başlayan hukuki süreçte, bilirkişi raporlarında bu endüstri tesislerinin “endüstri arkeolojisi” kapsamında olduğu ve korunması gerektiği açıkça belirtildi. Ülkemizde bu durum, endüstri arkeolojisi teriminin resmi olarak kayıtlara geçtiği ilk durum olarak bilinir ve tarihi 1993’tür5. Sözü edilen karar ile ilişkili olsun ya da olmasın, bu tarihten itibaren endüstri arkeolojisi ve endüstri mirası terimlerinin kullanımı akademik çevrelerde arttı. Kavramların bu yaygınlaşma yolu, endüstri mirasının neden korunduğu hakkında belirli bir bilgi birikimi sağlamışken, alanların nasıl korunacağına dair karar ve uygulamalar geri planda kaldı. Saner (2012) bu durumu, Türkiye’deki endüstri mirasını korumanın “yapma” değil

“bilme” alanının konusu olarak yerleşmeye başlaması olarak tanımlıyor. Bir uzmanlık alanı olarak kapsamının genişletilmesine rağmen, pratikte bu uzmanlığın gösterilmemesi, ülkede endüstri mirasının

korunmaması ve kurumsallaşmasının tam olarak oluşmaması bakımından temel sorunlardan biridir.

Sonuç

Endüstri arkeolojisi terimi ile başlayan süreç, endüstri mirası kavramı ile zamanla daha korumacı bir tutuma kavuştu. R.A. Buchanan (1989) endüstri arkeolojisinin iki farklı aktivite türünü teşvik etme eğiliminin olmasını vurgular: Bir yandan, fiziksel eserleri araştırmak için duyulan ilgi, endüstri anıtlarının tamamen kayıt altına alınması ve korunması için güçlü bir harekete neden olup, ortaya “miras” olarak adlandırılabilecek bir terim çıkardı. Öte yandan ise, aynı ilgi ve coşku bazı tarihi eserleri ve anıtları yorumlama arayışına odaklanılması konusunda ilham verip, bunu akademik bir faaliyete dönüştürdü (Buchanan, 1989). Endüstri arkeolojisinin “endüstri mirası” kavramını türetmesi bağlamında, İngiltere’de ve diğer ülkelerde gözlemlediğimiz bu iki faaliyetin elde ettiği başarılar arasında en önemlisi; endüstri müzelerinin, koruma topluluklarının, uluslararası örgütlerin ve akademik çalışmaların endüstriyel arkeolojiye olan ilgiyi artırması ile endüstri mirası kavramının literatürdeki yerini güçlendirmesidir.

Dünya genelinde endüstri arkeolojisi ve endüstri mirası sayılan alanlara koruma yaklaşımlarının kişisel tepkilerden doğduğunu görüyoruz. Örgütlenme süreci uzun yıllar süren bu bilimsel alanın uluslararası boyut kazanması, Türkiye’nin de bu terimlerle tanışmasına olanak sağladı. Fakat kavramların pratik kapsamından ziyade akademik yönünün gelişmesi ve bu kavramların koruma uzmanlık alanı ile birlikte ele alınmasındaki kurumsallaşma sürecinin henüz tamamlanmamış olmasından dolayı Türkiye için barındırdığı eksiklikler hala oldukça fazla. Aslında terimlerin, dünyaya kıyasla Türkiye için yeni olması ve uygulama alanının sınırlı kalması neticesinde kuramsal bilgi yönünün gelişmesi olağan bir durum. Ancak, pratikte eksik kalan uygulamaların ve endüstri mirası kapsamı kullanılarak yapılan yaptırımların kabul edilecek bir tarafı ne yazık ki yok.

Türkiye’nin bu alanda ilerleyebilmesinin ilk şartının ülkede bulunan tüm alan ve anıtların envanterlerinin oluşturulması ve bunları koruma altına alacak özgün bir örgütün kurulması olduğunu düşünüyorum. Özellikle şu an etkin şekilde çalışan TICCIH ile bağlantılı olarak çalışılması endüstri arkeolojisi ile endüstri mirasının korunması bakımından yararlı olacaktır6. Bu değerli ve tarihin belirli bir dönemine tanıklık etmiş endüstri tesislerine ve yapılarına yönelik koruma çalışmalarının Türkiye’de de pratikteki uygulama alanlarının yaygınlaşmasını ve politik düzeyde örgütlenme modelinin en kısa sürede oluşturulmasını temenni ediyorum. Böylelikle, akademik alandaki ileri durumumuz, uygulama ile birleşip daha güzel sonuçlar doğuracaktır. Nazlı Ebru Mutlu, Yüksek Lisans Öğrencisi, TOBB ETÜ Mimarlık Bölümü Kaynaklar: R. A. Buchanan, Industrial Archaeology in Britain, Penguin Books Ltd., Harmondsworth, BK, 1972, s. 5-16. R. A. Buchanan, “History and Heritage: The Development of Industrial Archaeology in Britain”, The Public Historian, 11:1, 1989, s. 5-16. J. Carman, Archaeology&Heritage, Continuum, Londra, 2002. K. Falconer, “Industrial Archaeology Goes Universal”, Industrial Archaeology, XXVII: 1, 2005, s. 23-26. G. İncirlioğlu, “Sütlüce Mezbahası”, Arkitekt, 3, 1991, s. 68-72. P. A. Martin, “Industrial Archaeology”, International Handbook of Historical Archaeology, der.: T. Majewski& D. Gaimster, 2009, s. 285-297. M. Nevell, “A Major Change in Human Evolution”, British Archaeology, no. 86, 2006. M. Saner, “Endüstri Mirası: Kavramlar, Kurumlar ve Türkiye’deki Yaklaşımlar”, Planlama Dergisi, 1-2, 2012, s. 53-65. M. Saner, Y.C. Severcan, “Fabrikada Zorunlu Sorumlu Barınmak: Ankara Maltepe Elektrik ve Havagazı Fabrikası Konutları”, Fabrikada Barınmak - Erken Cumhuriyet Dönemi’nde Türkiye’de İşçi Konutları: Yaşam, Mekan ve Kent; der.: A. Cengizkan, Arkadaş Yayınevi, Ankara, 2009, s. 45-75. G. Tanyeli, “Endüstri Arkeolojisi”, Arredamento Mimarlık, 100+2, 1998. B. Trinder, “Ironbridge: Industrial Archaeology in England”, Archaeology, 33:1, 1980, s. 44-52. B. Trinder, “Industrial Archaeology in Britain”, Archaeology, vol. 34:1, 1981, s. 8-16. Notlar: 1 Yabancı kaynaklardan yapılan çeviriler yazara aittir. 2 Mehmet Saner 2012 yılında Planlama Dergisi’nde yer alan “Endüstri Mirası: Kavramlar, Kurumlar ve Türkiye’deki Yaklaşımlar” başlıklı yazısında düzenlenen uluslararası konferanslar hakkında detaylı bir bölüm yazmıştır. Avrupa Endüstri Mirası Rotası (ERIH: European Route of Industrial Heritage) ve Avrupa Endüstriyel ve Teknik Miras Dernekleri Federasyonu (E-FAITH: European Federation of Associations of Industrial and Technical Heritage) endüstri mirasını temel alarak oluşmuş örgütlerdir. Detaylı bilgi için bkz.: Saner, 2012. DOCOMOMO_Türkiye internet sitesinde örgütlenme biçimine ve yapılan faaliyetlere ilişkin daha fazla bilgi bulunmaktadır. Bkz.: [http://www.docomomo-tr.org/]. İlgili süreçteki mahkeme kararları için bkz.: Ankara 7. İdare Mahkemesi Kararı, No. 1993/19; Danıştay 6. Daire Kararı, No. 1994/2657. Ayrıca, Maltepe Elektrik ve Havagazı Fabrikası hakkında daha detaylı bilgi için bkz.: Saner & Severcan, 2009. TICCIH’nin Türkiye uzantısı için, TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi Mimarlık ve Tasarım Fakültesi Mimarlık Bölümü gerekli başvuruları yapmış olup yapılandırma çalışmalarını sürdürmektedir.

20. yüzyılın başından itibaren büyük sanayi firmaları kendi kurumsal arşivlerini oluşturma ve koruma yoluna gitti.

Örneğin, Essen’de faaliyet gösteren Krupp firması henüz 1905 yılında bilimsel bir yaklaşımla kendi arşivini kurdu. Bir yıl sonra Köln’de İş Arşivleri Merkezi (Centre for Business Archives) Ticaret Odası’nın desteğiyle kuruldu. Bu tarihten itibaren büyük firmalar kendi arşivlerini korurlarken maddi kaynakları sınırlı daha küçük kurumlar kayıtlarını ortak arşivlerde tuttular. Batı dünyası için bir genelleme yapacak olursak kendi arşivlerini koruyacak durumda olmayan kurumlar arşivlerini devlete, üniversitelere, yerel yönetimlere ya da dernek ve vakıflara devrettiler. Örneğin, Harvard Üniversitesi 1920’li yıllarda pek çok şirketten arşivlerini alarak öğrenci ve araştırmacılara üzerlerinde çalışma fırsatı verir. İngiltere’de 1935’de İş Arşivi Konseyi (The Business Archive Council) kurulur. Fransız Milli Arşivleri (Archives Nationales) 1949’da endüstri arşivlerini kurtarma çalışmalarına başlar (Gamez, 2013, s. 70-71). Ekonomi tarihine giderek artan ilgi 1970’lerden itibaren dünya çapında pek çok kurum ve endüstri arşivini geleceğe taşıma çabasını da beraberinde getirir. Endüstri faaliyetlerinin kayıtları sadece endüstri tarihinin ve teknolojik gelişmelerin anlaşılmasını sağlamaz aynı zamanda bulundukları bölgenin ekonomik, sosyal, politik ve kültürel geçmişinin araştırılması için de son derece gereklidir. Yerel, ulusal ve uluslararası tarih konularında önemli veriler barındırırlar.

Şirketler kurum arşivlerini oluştururlarken fotoğraf arşivlerini de oluşturmuş oldular. Bugün Alfried Kruppvon Bohlen und Halbach Vakfı, Krupp Tarihi Duisburg arşivlerinde Krupp firmasının 1860’dan bu yana faaliyetlerine dair 1,9 milyon fotoğraf bulunmaktadır. Bu fotoğraflar insan gücü ve teknolojinin yanısıra sosyal yaşamı, Krupp tesislerinin Essen kasabasıyla olan ilişkisini, yapıları, kentleşmeyle değişen kasabayı ve peyzajı, ayrıca Krupp ailesinin politik ilişkilerini de göstermektedir. Benzer şekilde General Elektrik’in, Schenectady, New York arşivleri 1,5 milyon imaj barındırır (Geijerstam, 2013, s. 78).

19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren pek çok kurum, kişi ve kuruluş farklı niyet ve politik amaçlarla endüstriyel süreçleri sistematik bir şekilde fotoğrafladı. Örneğin İngiliz fotoğrafçı S.W. Alfred Newton, 1890 yılında İngiltere’de büyük demiryolu inşaatını başından sonuna kadar fotoğraflamıştı. Benzer şekilde

Denis Rokeby tren istasyonlarını belgeledi. İngiliz milli arşivlerinde muhafaza edilen bu fotoğraflar sadece rayları, şantiye ve istasyonları değil içinden geçilen kasabaları ve dönüşümlerini de gösterir. Endüstriyel süreçlerin ve yapıların kayıt altına alınmasıyla ilgili örnekler kolaylıkla çoğaltılabilir. Örneğin, Getty Enstitüsü Pierre de Gigord Koleksiyonu’nda bulunan 19. yüzyılın son çeyreğine ait anonim bir albüm İstanbul-Küçükçekmece tren yolu hattının yapımını göstermektedir. Sanayi tesisleri ülkenin kalkınmışlık seviyesinin göstergesi milli gurur nesneleri olarak devlet eliyle de fotoğraflandılar.

19. yüzyılın sonunda İngiltere ve

ABD’ye hediye edilmek üzere hazırlanan Abdülhamit albümleri Osmanlı’nın modern sanayi yapılarını, son model üretim araçlarını, üretim faaliyetlerini ve çalışan işçileri gösterir fotoğrafları da içermekteydi. Dahiliye Vekaleti Matbuat Umum Müdürlüğü’nün 1936 yılında Türkçe, Fransızca, İngilizce ve Almanca olarak yayımlanan

“Ekonomi ve İnşa” bölümünde genç Cumhuriyet’in modern tesislerinde üretim yapan şeker, iplik, kumaş, cam, çimento, deri, tütün, gülyağı

1 Ironbridge George, İngiltere’de endüstri devriminin sembolü (Wikimedia Commons / CC BY 3.0). 2 Eski bir lokomotif dairesinden oluşturulan York Ulusal Demiryolu Müzesi, 1973 (©National Railway Museum, York. Müzenin izniyle). 3 Eski vagon tamirhaneleri ve cer atölyeleri, Ankara (CerModern’in izniyle). 4 Atölyelerin modern sanat müzesine dönüşümü, Türkiye’de endüstri mirasının dönüşümü adına yapılmış iyi örneklerden CerModern, Ankara (Fotoğraf: Çağrı Öner).

1-3 Kültür merkezi ve müzeye dönüştürülen Tsapatalas (Volos, Yunanistan) tuğla ve kiremit fabrikasında arşiv fotoğraflarının sergilenmesi (Fotoğraflar: Sibel Acar).

Newspapers in Turkish

Newspapers from Turkey

© PressReader. All rights reserved.