Türkiye Modernleşmesinde Apartmanlaşmayı Diziler Üzerinden Okumak: “Mahalle” ve “Mahremiyet”

Arredamento Mimarlik - - CONTENTS - Pelin Işık, Arş.Gör.; İstanbul Teknik Üniversitesi, Mimarlık Fakültesi, Mimarlık Bölümü, Mimari Tasarım Anabilim Dalı

Mahalle ve mahremiyet kavramları uzun bir dönem boyunca ayrılmaz bir ikili gibi düşünüldü. En az 18. yüzyıl İstanbul’undan beri ise mahalle aşınan bir kentsel gerçeklik. Ne var ki son yıllarda mahallenin idealize edilip yüceltilmesine yönelik bir eğilim de var. Pelin Işık yazdı.

Mahalle ve mahremiyet kavramları uzun bir dönem boyunca ayrılmaz bir ikili gibi düşünüldü. En az 18. yüzyıl İstanbul’undan beri ise mahalle aşınan bir kentsel gerçeklik. Ne var ki son yıllarda mahallenin idealize edilip yüceltilmesine yönelik bir eğilim de var. TV dizileri bunun araçları arasında en etkili olanlardan biri…

Pelin Işık Apartmanlaşma Türkiye modernleşmesinde her dönemde farklı anlamlar ve temsillerle ifade bulmuştur. Özellikle Osmanlı’nın son dönemleri ve Türkiye’nin kuruluş yıllarında olumsuz karşılanan apartman olgusu; siyasette, edebiyatta ve medya kanallarında farklı şekillerde temsil kazanmıştır. Modern yaşamın, bireyselleşmenin mekanı olarak da temsil bulan apartmanlaşma olgusu, özel alan - kamusal alan olgularıyla beraber değerlendirildiğinde Türkiye modernleşmesi ile ilgili birçok veri sunmaktadır. Bu çalışmanın amacı; Türkiye modernleşmesindeki “mahalle” ve “mahremiyet” olgularına bakarak, apartmanların Türkiye gündemine nasıl girdiğini analiz etmek ve belli başlı Türk dizilerinde apartmanlaşma olgusunu, “mahremiyet” ve “mahalleli olma” durumlarının bu dizilerde kendini nasıl hissettirdiğini okumak ve gündelik hayat üzerinden değerlendirmektir.

Osmanlı’dan günümüze mahalle kavramı

Mahalle şehirlerdeki en küçük yerel birim, en küçük idari ünite olarak fiziksel ve sosyal mekan gelişiminin başta gelen belirleyicilerinden biridir (Kuban, 1994). Osmanlı’da mahalle kavramı, birbirlerini tanıyan ve birlikte ibadet eden insanların, aileleriyle beraber, cemaat halinde ortaklaşa yaşadıkları ve şehirlerdeki en küçük birimlerdir.

Osmanlı şehirleri, kimi çağdaş metinlerde İslam şehri kavramının tezahürleri olarak tanımlanır. İslam şehirlerinde mahalleler fiziki ve sosyal yapının ayrılmaz bir parçası olarak ifade edilir. İslami mahalle tanımı bir caminin, mescidin, zaviyenin veya imaretin çevresindeki meskenlerden oluşan ve birlikte yaşama isteği duyan aynı meslek mensuplarının, aynı inanç ve gelenek sahiplerinin evlerinden oluşan bir ünite şeklinde karşımıza çıkar (Çınar, 2000, s. 68). Mahalle benzer özellikler taşıyan kişilerin birlikte yaşamlarını sürdürdükleri bir mekan olarak tanımlanır. Kıvrım’a göre mahalle; birbirlerini tanıyan, adeta bin kişilik bir aile gibi birbirinin hakkını koruyan ve bütün sorunlarını kendi içlerinde halleden, bir ölçüde birbirinin davranışlarından sorumlu, sosyal dayanışma içindeki kişilerden oluşan ve aynı mescitte ibadet eden bir cemaattir (Kıvrım, 2009). Günümüzdeki mahalle tanımı bir kentin, bir kasabanın, büyükçe bir köyün yönetim bakımından bölündüğü, resmi işleri bir muhtarca görülen parçalardan her biri olarak yönetimsel amaçlı toplanma alanı şeklinde düşünülse de mahalle kavramını Türkiye’de çoğunlukla, aidiyet, kimlik, gündelik yaşam organizasyonu gibi terimlerle okumak ayrı bir anlam barındırır.

Mahalleli olma olgusu aynı norm ve kurallar içinde yaşayarak, geçmişten gelen aidiyet formlarının gündelik hayata yansımasıdır. Çünkü mahalle her bir kullanıcıyı başkasının yargılama yetkisine bırakarak, kabul görmenin ve genel yaşam koordinatları dışına çıkmamanın ve uyumluluk göstererek kazanç sağlamanın mekanıdır (de Certeau, 2009, s. 31). Bu sosyal mekanlar, insanların birbiriyle etkileşim içinde olduğu, Michel Foucault’nun ifade ettiği mikro-iktidarla kendi iktidar alanlarını yarattıkları mekanlardır. Foucault’ya göre, iktidar, tek bir merkez tarafından uygulanan genel mekanizmalara başvurarak değil, aksine kendisini düzenleyen ve sınırlayan hukuk kurallarından taşarak, ötesine uzandığı, içine yerleştiği ve teknikler

içerisinde somutlaştığı bölgesel, yerel ve mikro ölçekli kurumlarda incelenerek anlaşılmalıdır (Foucault, 2000, s. 72). Mahalle, insanların normlar sistemini çoğu zaman iktidar olgusundan daha fazla kurdukları mekanlardır. Mahalle toplumsal çevreyi yönetme yetkisinde, denetleme ve gözetleme olgusuyla kendini hissettirir. Gözetleme ve denetleme olgusu mahallede ikamet eden insanlarda mecburiyet kazanır. Uyumla ilintili davranışlar düzeyinde, her bir kişinin bireysel itkilerin anarşisinden vazgeçerek kaçınılmaz olarak zaman içinde, sonradan verilen simgesel kazançlar sağlamak için ortak hayata peyler verdiği bir uzlaşmadır. Bu “ödenecek bedel” (“davranmayı” bilmek, “uygun” olmak) yoluyla kullanıcı, gündelik hayatın mümkün olabilmesi için saygı duymak yükümlülüğü altına girdiği bir toplum sözleşmesinin ortağı haline gelir

(de Certeau, 2009, s. 3). Alp, toplumsal sözleşme durumunu, eski İstanbul’daki komşuluk ilişkilerini ele aldığı yazısında şöyle aktarır: “Bir mahalleyi, bir semti dolduran her tabakadan, her sınıftan, fakir, zengin, orta halli, esnaf, katip bütün sakinler birbirinin komşusu idiler. Kadınlar kadınları, erkekler erkekleri, hepsi birbirini tanır, tanışır, görüşür, selamlaşır, evlerine gider gelirlerdi. Bir evin erkeği hasta olsa, erkek komşular ‘geçmiş olsun’a gider, mevsimin hasta yiyeceği olan meyve ile hatır sorarlardı. Kadını hastalansa, kadınlar yoklar, hastaya canının istediğini sorar, evlerinde pişirir götürürlerdi… Küçükler büyükleri sayar, büyükler küçükleri korurdu. Bütün mahalle semt halkı bir aileden imişler gibi çocuklara karışmak hakkına sahiptiler” (Alp, 1963, s. 66).

Kendi içine kapalı bir kutu olarak yaşamsal faaliyet bulan mahalleli için dışarıdan gelen insanlar çoğu zaman güvensiz hissettiren ve merak içeren bir bakışla dikkatle incelenmektedir. Kimlik, aidiyet, yer alma ve varlık kazanma kavramları sabit, sınırlı ve zor değişen bir ortamda olduklarından ötürü mahalle, kendi içine kapalı özel bir alandır.

Mahalledeki mahremiyet algısı

“Mahrem” sözcüğü Arapça haram (yasaklanmış) kökünden gelir. Mahrem kökünden gelen “mahremiyet” kelimesi de bir şeyin gizli hali, gizli yönü demektir. Mahremiyet olgusu bir iç-dış kurgusu üretir ve dışa karşı kendini bir şeylerden gizlemek, saklamak şeklinde özel mekan tanımıyla anlam kazanır. Mahremiyet olgusu, farklı kültür ve coğrafyalarda, toplumların kendi anlayışlarına göre kamusal alan ve özel mekanlarını biçimlendirmelerinde büyük rol oynar. Türkiye’de mahalle tanımlarında mahremiyetle kastedilen sadece evin içi değildir. Mahalle sokaklarıyla, parkıyla, bakkalı ve manavıyla mahremiyet sınırlarının içinde kendine yer bulur (Tanyeli, Gerçek, 2013). Büyük bir aile olarak tahayyül edilen mahallede sokaklar evden sonraki mahremiyet alanları olarak tasvir edilir: “Bir insan evinden ilk çıktığında sokağa adım atar, sokakta selamlaşır, sokakta muhabbet eder. Evden sonra toplumsal ilişkilerin kurulduğu en önemli mekan

sokaklardır. Sokak; güvendir, teminattır, tanıdıktır. Çocuklar sokakta oynar, kadınlar sokakta oturur, kışlık hazırlıklar sokakta yapılır, sokakta dayanışılır, yardımlaşılır, komşuluk ilişkilerinin kurulduğu ve başladığı yerdir sokak” (Alver, 2010, s. 121).

Camdan cama edilen muhabbetler, mahalle esnafıyla kurulan ilişkiler, evlerinin önünde oturup kışlık hazırlıklarını yapan kadınlar, sokağa yabancı olanın girmediği bir mahrem alan görevini yükler. Çıkmaz sokak sonları, kapı önleri gibi yerler özellikle kadınların ve çocukların komşularla kurduğu ilişkilerde sosyalleşme imkanı sağlar. “Bu küçük çıkmaz sokaklar kapısı buraya açılan evlerin bir tür giriş holü, taşlığı veya sofası olarak ev sahiplerinin mülkünün bir parçası olarak değil elbette, ama o evlerin özel alanının mahremiyetinin bir uzantısı olarak görülürdü” (Behar, 2014, s. 86).

Türkiye’de apartmanlaşmanın “mahalle” ve “mahremiyet” üzerinden tanımları

Türkiye’de apartmanlaşma tartışmaları, modernleşme bağlamında özel alan ve kamusal alan algısını gösteren önemli argümanlardır. Apartmanlar, 1930’lardan başlayarak toplumsal yaşamın birbirinden farklı ortamlarında inceleme ve yorumlara konu edilir. Edebiyat ve kültür ürünlerinde izlenebildiği gibi, doğrudan mimarlık ve şehircilik meslek yazınında, yapılaşmayla ilişkin çeşitli kamu karar ve politikalarında apartmanlara yönelik değerlendirmeler yer almıştır.

Erken Cumhuriyet döneminde apartmanlara ilişkin egemen anlayış, gerek kamuoyunda, gerekse meslek çevrelerinde olumsuzdur. Apartmanlaşmada, toplumun yabancı olduğu bir yapılaşma ve yaşam biçimi olarak tanımlandığı bir durum sözkonusudur. Ekonomik güçlüklerin de ağır bastığı atmosferde apartman sahibi olabilmiş kişilere karşı bir kuşkulu tavır vardır. Apartman sözcüğü 1933’te Büyük Millet Meclisi’nde tartışmalara yol açmıştır. “Belediye Vergi ve Resimleri Kanunu” ile ilgili görüşmeler sırasında alınan kararda “apartman”ın bugün kavradığımızdan farklı bir anlamı gündeme gelmiştir. Sözkonusu yasada apartman, “dükkan, mağaza, otel, han

kahve” gibi “umuma açık” bir yer olarak tanımlanır. Bu nedenle apartman, konut kullanımı açısından “mahremiyet düzeyi

düşük”, idealden uzaktır. Ayrıca bir ticari yatırım ürünüdür; dolayısıyla konutlardan farklı bir biçimde vergilendirilmelidir.

Bir yapının “apartman” sayılması için “akarı”, yani kira geliri olması gerekir (Balamir, 1994, s. 29-33). Mimar

Sedad Hakkı Eldem “Birinci Türk

Yapı Kongresi” mimarlık raporunda Türkiye’deki yapılaşmadan memnun olmadığını belirtmiş, apartmanlaşmayla gayri medeni ve asra uymayan bir mahalle şeklinin ortaya çıktığını belirtmiştir.

Sedad Hakkı Eldem’e göre hakiki Türk karakterine en uygun yapı apartman değil evdir (Eldem, 1946). Zamanla apartman tanımları fazla değişmemiş ve apartman ekonomik gelir tanımına indirgenerek kira evi olarak tanımlanmıştır. Neticede apartmanlaşma, Türk yaşantısına uygun olmayan, mahremiyet standartlarını karşılayamayan bir yapı olarak temsil bulur.

Türkiye’de modernleşme sürecinde bir yandan ideal ev ve çekirdek aile söylemiyle Batılılaşma olgusu önem kazanırken, diğer yandan mahalle yaşantısının eksikliğinden yakınılarak eski ilişkilerin ve mahalle yaşantısının bozulmasından dem vurulur. Her iki bakış açısı da kendini apartmandan uzakta, apartmanı kabul etmeyecek şekilde vareder. Bu bakış açıları apartmanlarda ve mahalle hayatında kendini nasıl hissettirir? Bu durum Türkiye’de farklı televizyon dizileri aracılığıyla okunabilir mi?

Türk dizileri üzerinden apartman ve mahalle olguları

Kitle iletişim araçları, ortaya çıktığı günden bu yana toplumun yaşamını etkileyen önemli araçlar olmuşlardır. Dünyada gerçekleşen olaylar ve yaşamlar hakkında insanlara verdikleriyle, düşünce ve yaşamları etkilemekte ve değiştirmektedir (Kırık, 2010, s. 21). Günümüz koşullarına bakıldığında kitle iletişim araçlarının ekonomik, toplumsal ve kültürel kaynaklar açısından geleneksel kültürel kanallardan daha geniş bir etki alanına sahip oldukları yadsınmayacak bir gerçektir (Hall, 1994). Dünyaya hangi araçla bakılırsa bakılsın kitle iletişim araçları bizi sıraya sokmakta, bir çerçeve çizmekte ve dünyanın görünümüne ilişkin iddialar ortaya atmaktadır.

Televizyon bu kitle iletişim araçlarının içinde insanları en fazla etkileyen popüler bir kitle iletişim aracı olmuştur. Televizyon haber verme, eğlendirme, eğitme gibi temel işlevlerinin yanında insanlara farklı mesajlar iletmekte ve toplumsal yaşam ve algıyı değiştirmekte ve etkilemektedir. Özellikle televizyon dizileri bu konuda 60’lardan sonra büyük önem kazanmıştır. Türkiye’deki diziler 70’lerden sonra gösterime girmişlerdir. Türkiye’deki dizileri sadece eğlence temalı farklı senaryo kurguları olarak değerlendirmek yetersiz olacaktır. Çünkü diziler çoğu zaman ülkedeki toplumsal yaşam ve mekan örüntüleriyle ilgili bilgi ve temsil ettikleri şeylerle farklı çıkarımlar yapmaya olanak verirler. Türk modernleşme sürecinde dizilerinde farklı katkı ve anlamları mevcuttur.

Mekan ve yaşam temalarıyla dikkat çeken 1990’lar ve 2000’ler arası

Süper Baba ve Bizimkiler dizileri apartmanlaşma ve mahalle olguları üzerinden pek çok şey anlatır. Bu diziler bir yandan sundukları mekanlarla beraber gündelik yaşamı sergilemiş, diğer taraftan toplumun nasıl olması

ve yaşaması gerektiği konusunda ideal temaları içlerinde barındırmışlardır.

Süper Baba dizisi ve “mahalle yaşamı”

Türkiye’de mahalle yaşantısı üzerinden İstanbul’u tema edinen çok sayıda dizi var. Bunlar arasında, 1993-97 aralığında yayınlanmış olan Süper Baba,

Türkiye’nin uzun soluklu dizilerinden biri. Dizide üç çocuklu boşanmış bir baba olan Fikret Aksu’nun aşkları anlatılır. Fikret Aksu, dedesi, babası ve çocukları, kalabalık bir aile olarak Çengelköy’de bir ahşap yığma kagir binada yaşarlar. Çengelköy’de serbest işlerde çalışan Fikret, sürekli kendini geliştirmeye çalışan biridir. Birlikte olduğu kadınlar genel olarak mahalleye dışarıdan gelen modern bireyler olarak sunulur. Fikret, hem mahalleden ayrılmayarak kendisini olduğu gibi kadınlara kabullendiren hem de değişim arzusunda olan bir bireydir. Mahallede kahvehane sahibi Nihat ile yakın arkadaştırlar. Yaşlı bakkal, beyaz eşyacı, fırıncı, sokakta baharat satan yaşlı amca, mahalledeki yaşamı sunan genel karakterlerdir. Fikret’in yaşamından, aldığı kararlardan mahalle ahalisinin sürekli haberi olur. Mahalle ahalisi birbirleriyle sürekli dayanışma ve yardımlaşma içindedir. Arasıra küçük atışmalar olsa da bağların kopmadığı bir yerdir. Kahvehane mahalle sakinlerinin sürekli biraraya geldiği, özel yaşamlarını birbirleriyle paylaştıkları, ayrı bir özel yaşam mekanı gibidir.

Mahalleli olma olgusu, bu diziden görüldüğü üzere Çengelköy gibi apartmanlaşmanın yaygınlaşmadığı mekanlarla kendine temsil bulur ve yer edinir. Mahalle bir aile organizasyonu gibi daha büyük bir aileye karşılık gelir. Türkiye’de birçok dizide görüldüğü üzere Süper Baba dizisinde de mahalle anlatımı idealleştirilmiş bir anlatım olarak kendini gösterir. Mahallede sunulan komşuluk ilişkileri ve gündelik hayat bir düşün birliği çerçevesi sunar ve her şey olması gerektiği gibidir. Bu olması gereken mahalle yaşantısında apartmanlar görülmemektedir. “Süper Baba” imgesi de apartman yaşamından uzak eskiyi idealize eden bir mahalle dizisi olarak yorumlanabilir.

Bizimkiler dizisi ile apartmanın mahalleleşmesi

1989-2002 yılları arasında 13 yıl kesintisiz yayınlanmış olan Bizimkiler,

Türkiye televizyonculuk tarihinin en uzun süreli dizisi. Hikayesi ilk başlarda Şükrü’nün çekirdek ailesi ve akrabaları arasında geçerken zamanla bir apartmandaki çekirdek ailelerin toplamından oluşur. Bizimkiler dizisinin çekimi Kadıköy’ün Ayşekadın semtinde bir apartmanda gerçekleşir. Dizinin konusu genellikle orta sınıfa mensup çekirdek ailelerin gündelik yaşamları ve birbirleriyle kurdukları ilişkilerden oluşur.

Apartmandaki gündelik yaşam ideal mahalle yaşantısının apartmana yansımış halidir. Herkes birbirleriyle iyi anlaşır. Apartmanda yaşayanlar genellikle çalışanlar olsa da komşuluk ilişkileri kuvvetlidir. Birlikte çok zaman geçirmeseler de aileler birbirlerini tanımakta ve muhabbet etmektedir. Yönetici Sabri Bey, apartmanın düzenli işleyişini sağladığı için apartman

sakinleri tarafından çok sevilmese de kabullenilir. Burada özel ve kamusal hayat içiçe geçmiştir. Mahremiyet olgusu kendini farklı şekillerde hissettirir. Örneğin, sürekli camda durup kimin geldiğini ve neler yaptığını karısına sesli bir şekilde aktaran Sarhoş Cemil apartmanın gözetmenlerinden biridir. Gözetmenlerden diğeri ise Yönetici

Sabri Bey’dir. Sabri Bey gelen herkesi kapıda karşılayarak selamlaşır ve apartmanın sorunlarından bahseder. Apartman yaşantısını ve herkesin özel aile hayatında nelerin değiştiğini komşulara haber veren en önemli karakter Kapıcı Cafer’dir. Gül Özyeğin kapıcılar için “içimizdeki yabancılar”dır der. Kapıcı, özelin kamusaldan ayrıldığı noktada, apartmanın mahremiyetini hem gizleyen hem de ileten kişidir (Uzer, 2009, s. 200-201). Kapıcı Cafer, apartmandaki olaylardan hemen haberdar olan kişidir. Çünkü apartman sakinlerinin alışverişini yaparken, evlerin içinde tüm konuşulanlara şahit olur ve komşuların özel hayatlarını diğer komşulara aktarır. Cafer bunları aktardığı sırada kimi zaman apartmandakiler pek hoşnut değilmiş gibi görünseler de merak içinde onu dinlerler.

Apartman sakinlerinin hayatları da idealize edilmiş yaşam kurgusudur.

Çünkü hepsi kendi içinde kendini topluma kabul ettirmiş aile kurumuna önem veren bireylerdir. Apartmana sonradan taşınan Şair Cenap ve Ressam Sıtkı aile olmayan tek gruptur. Fakat şair ve ressam da apartman tarafından kabul gören bir yaşam düzeni sunarlar. Apartmanda toplumsal normlara uymayan, para çalma eylemini yapan tek kişi sebze halinde çalışan ve patronu Katil Yavuz’u dolandıran Tak Tak Sedat’tır. Bunun faturasını da her defasında Yavuz tarafından yediği dayaklarla öder.

Görüldüğü üzere Bizimkiler dizisinde apartman, koca bir ailenin bütünleşmiş halidir. Mahallenin bir binaya sığdırılmış şekli gibi anlam ve ifade bulur. Apartmandaki gündelik hayat ilişkileri toplumsal düzenin öngördüğü normatif değerler, kalıplar, kurallar üzerinedir.

Sonuç

Türkiye modernleşmesine yön veren kitle iletişim aracı olan televizyon dizilerinden de görüldüğü üzere, apartmanlaşmanın kabulü ancak olması mutlak görülen toplumsal yapı normlarını sarsmayacak bir yaşam içerdiğinde mümkün hale gelmiştir. Edebiyat, sinema ve siyasette birçok alanda tekinsizlikle ifade edilen apartman yaşamı hem geleneksel yaşamdan uzaklaştıran hem de kendi Batılılaşma formunu hazırlayarak uygulayan Türk modernleşmesine uzak bir yapı şekli olarak görülmüştür.

Türkiye’de kamusal-özel mekan tanımı apartmanlaşmada özellikle mahremiyet ve mahalle olguları üzerinden kendini farklı gösterir. Kamusal mekanı Richard Sennett “toplumsal ilişkileri kurma” mekanı olarak tanımlar. “Kamu” sözcüğü, aile ve yakın arkadaş kesimlerinden farklı, çok çeşitli insanları içine alan, tanıdıklardan ve yabancılardan oluşan bir alanı kapsamaktadır. Özel mekanda “kendiliğindenmiş gibi’’ gözüken denetlenmişlik olanağı veren nitelikler kamusal mekanda zorlaşır. Kamusal

İnsanın Çöküşü kitabında Sennett

18. yüzyılda başlayan kamusallaşmanın kapitalimin etkisiyle 19. yüzyılda azaldığı belirtir. 20. yüzyılın ise yıkıcı, dışlayıcı, reddedici bir cemaat oluşturma ile mahrem toplumu ürettiğini söyler. Mahremiyet ile anlatılmak istenen kendini dış dünyaya kapatma, katılık ve kapatıcılıktır. Bireyler kamusal mekanda iletişime geçen aktif özneler değil, pasif seyircilerdir (Sennett, 2013). Türkiye modernleşmesinde ise kamusal mekan olgusu her zaman mahremiyetin gölgesi altında kalmıştır. Mahalle olgusu bir cemaat oluşturma, birleşme ve kapatma gibi terimlerle ifade bulmuştur. Böyle bir atmosferde apartmanlaşma; özel mekanın, mahremiyetin sınırlarını dağıtan bir yapılaşma olarak temsil bulmuştur. Apartman karşıtlığı, bir bakıma kamusal mekan üretme isteğinden uzak bir toplum üretme arzusu olarak yorumlanabilir. Zamanla ekonomik etmenlerden ötürü hız kazanan ve tüm kenti saran apartman yaşamı idealleştirilmiş yaşam normlarını uygulamayı zorlaştırmıştır. Neticede kendisine içten içe karşıt fakat zorunlu olarak kullanılan bir yapı biçimi olarak kendini kentte vareden apartmanlar, insanların mekanı kullanma deneyimleriyle istenmese de kendi farklılıklarını üretmekte ve üretmeye devam etmektedir.

1-2 “Süper Baba” dizisinin çekildiği eski yapı ve Fiko’nun kalabalık aile yemeği. 3-4 “Süper Baba”da mahalle esnafı ve mahallelinin buluştuğu “Nihat’ın kahvesi”. 5 “Bizimkiler” dizisinin çekildiği apartman. 4

1

2

3

5

6 “Bizimkiler”; Kapıcı Cafer’in Yönetici Sabri Bey’e apartmanın durumunu aktarması. 7 “Bizimkiler”; Apartman sakinlerinin Cemil’le konuşmaları. 8 “Bizimkiler”; Apartman girişinde apartman sakinlerinin Sabri Bey’le konuşmaları. 7 6

8

Newspapers in Turkish

Newspapers from Turkey

© PressReader. All rights reserved.