Özgürlüğün sembolü

Atlas - - Mandela - YAZI: TEVFİK TAŞ

Dünyada dostlarının da düşmanlarının da büyük bir saygıyla andığı Nelson Mandela, tam 27 yıl hapis yattı. Özgürlüğüne kavunca Güney Afrika’nın küçük yerleşimi Soweto’yu yurt edindi. O yoksul mahallerinde yeryüzüne hem ırkçılığa karşı duruşunu anlattı, hem de kindarlığa ve kibre karşı duruşunu. “Affetmeyi öğrenmezsek gaddarlık kalıcı olur” dedi ve ekledi; “ancak zalimliğe bir daha izin veremeyiz.” 2018 bu önemli liderin 100’üncü yaşını kutlama yılı ilan edildi.

Nelson Mandela’yla Güney Afrika’daki sömürge yönetimler arasındaki çelişkilerin ilk adımı, onun adının değiştirilmesi miydi? Dünyanın büyük bir saygıyla kabullendiği liderlerden biri olan Mandela, bu soruyu, manidar bir soruyla karşıladı: “Kişiliğimi ve kültürümü çiğnemekte daha ne kadar ileri gideceklerdi?”

Çünkü, dünyanın bildiği adı olan “Nelson” onun atalarına ait değil, öğretmenlerinden birinin verdiği ve İngiliz kültüründen gelme bir addı. Ve Rolihlahla kendisine bu adın neden verildiğini bilmiyordu. “Mandela” ise dedesinin adıydı, ancak Afrika kültüründe o döneme kadar var olmayan bir soyadı yasasıyla gelmişti.

Oysa o, Zosa (Xhosa) kabilesinin bir bireyi olarak doğdu, Umtata, Transkei’de. Tarih, 18 Temmuz 1918’dir. Babası, Tembu kabilesinin şefiydi. Oğluna “Rolihlahla” adını koydu. Rolihlahla’nın iki anlamı var: Hem “bir ağacın dallarını çekiştirip bırakmak” anlamına geliyor, ki bu rüzgârı çağrıştırıyor, hem de “muziplik, yaramazlık” demek.

Kuzey ve Güney Amerika yerli halklarının çoğunda olduğu gibi, Afrika kabilelerinde de erkekliğe kabul törenleri var. Afrika’da sünnet bu kabule denk geliyor. Bu törenlerde, aynı zamanda genç adama bir ad daha armağan edilir. Rolihlahla, 16 yaşına girdiğinde Dalibhunga adını aldı...

“Sohbet kurucu” ve “bir araya toplayan” anlamlarına gelen bu ad, dünyanın bu en şaşırtıcı liderinin ilerleyen yaşlarında, asıl özelliklerinden birinin göstergesi olarak yeniden sahneye çıktı.

Mandela’nın ilk gençlik yıllarında beyazların apartheid “ayrılıkçılık” rejimi henüz kurulmamıştı. Ancak, ülkesi 1600’lü yıllardan beri işgal altındaydı.

Portekizli Bartolomeu Dias’ın burada bir koloni kurmasını, 1652 yılında Hollandalıların Cape Town’da ilk yerleşimlerini kurması izlemişti. İki kesimin bölge hâkimiyeti için verdikleri savaşa, 1795’te İngilizler de katıldı.

Bu yalnızca bölgedeki yabancı güçlerin tarihi değil. Aynı zamanda, Afrika’ya dışarıdan gelenle- rin, burası için birbirlerine karşı verdikleri savaş tarihinin de özetidir.

Çünkü söz konusu bölge, yeryüzünün en zengin madenler ve bu madenlerde çalıştırılmak üzere, köleleştirilebilecek yüzbinlerce insanla doluydu.

Pek çok kaynak “Mandela, annesi Hiristiyan Metodist mezhebine bağlı olduğundan, Metodist yatılı okullarda okuduktan sonra Güney Afrika’da siyahların öğrenim görebildiği tek üniversitede hukuk eğitimi gördü” diye yazıyor.

Oysa ayırt edici nokta yalnızca bu okulda, bütün baskılara karşın sonuna kadar okumakla kalmadığı, aldığı eğitimi, kendi ülkesini cehenneme çeviren hükümetlere karşı verdiği savaşın olanaklarından birine çevirdiğidir.

GELGELELIM HUKUK YETMIYORDU

Halkının beyazlara karşı verdiği mücadelenin önemli bir bileşeni haline gelen Afrika Ulusal Kongresi’ne (African National Congress - ANC) katıldığında 25 yaşındaydı ve hem hitabetiyle, hem eylemleriyle, hem de giyim kuşamıyla etki gücü yüksek bir gençti. Daha sonra ANC gençlik kolunu kurdu ve başkanlığını üstlendi. Tarih 1944’tü.

Öğreniminin ardından mücadele arkadaşı Oliver Tambo’yla ilk avukatlık bürolarını açtılar. Böylece Güney Afrika’nın “serkeşler diyarı” olarak tanımlanan ve düzen dışılığın merkezi sayılan Soweto’yla bağlarının temeli de atılmış oldu.

1948’de yasalaştırılan ırk ayrımcılığı ülkeyi siyahlar için yaşanamaz hale getirdi. Nelson Mandela, daha militanca bir örgütlenmeyi savunmaya başladı.

Defalarca tutuklandı, siyasi faaliyetlerde bulunması yasaklandı.

Beyazların ve siyahların beraber yaşadığı bir Güney Afrika hayalini paylaşan komünist beyazlarla yakınlaştı. Ancak çözüm gelmiyordu. 1956’da 155 eylemciyle beraber “vatana en ağır düzeyde ihanetle” suçlandığı yargılaması dört yıl sürdü. Aklandı. Irk ayrımcılığına karşı direniş, her geçen gün büyüdü; özellikle de siyahların nerede yaşayıp nerede çalışacaklarını belirleyen yasalara karşı tepkiler güçlendi. 1960 senesinde 69 Afrikalının polis kurşunuyla öldürüldüğü ve tarihe “Sharpeville Katliamı” olarak geçen olayı, 1976’da yaşanan “Soweto Katliamı” ve bunun ardından gelen ayaklanma izledi. Bunlar kelimenin gerçek anlamıyla bir dönüm noktası oldu.

Barışçı direnişe ilişkin umutlar büsbütün bitti. Ordu ve hükümet hedeflerine karşı silahlı mücadele başladı. Mandela, Afrika Ulusal Kongresi’nin 10 üyesiyle çıktığı ve “Rivonia Davası” olarak anılan mahkemede dünyaya hızla yayılan o meşhur savunma cümlesini söyledi:

“Ben, tüm insanların eşit haklara, fırsatlara sahip olarak yaşadığı, demokratik ve özgür bir toplum idealini benimsedim. Bu, uğrunda yaşamak ve ulaşmak istediğim bir idealdir. Ama gerektiğinde bunun için ölürüm de.”

ÖMÜR BOYU HAPIS CEZASI

1964 yılının kışında, 46 yaşındayken ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı. 1982 yılında Pollsmoor Hapishanesi’ne nakledilinceye dek 18 yıl boyunca, Cape Town açıklarındaki Robben (Fok) Adası’nda kaldı.

Ada ve tutulduğu bütün diğer hapishaneler, adeta bir siyasal eğitim merkezi oldu. Kitleler halinde tutuklanan siyahlar, politik bakımdan yeni bilinç boyutlarına sıçrıyorlardı. Zira bu siyah adam, ilk

gençliğe adım atarken aldığı Dalibhunga adına uygun olarak, birleştiren bir rol oynuyor ve güçsüzlerin gücünün kıymetini biliyordu.

Sürgünde olan eski ortağı Tambo, Mandela’nın serbest bırakılması için başlattığı uluslararası kampanyaya 1980 yılında ivme kazandırdı.

Uluslararası toplumun baskıları, ancak 1990 yılında sonuç verebildi, Güney Afrika ayrılıkçı hükümeti, Nelson Mandela’yla ve ANC’yle anlaşmak zorunda kaldı.

Dönemin devlet başkanı FW de Klerk, ANC’nin siyaset yasağını kaldırdı, Mandela serbest bırakıldı, ANC kadroları, silahlı mücadeleyi askıya aldı. Tüm ırkları temsil eden bir demokrasi kurulması için görüşmeler başladı.

Bundan beş ay sonra Güney Afrika tarihinde ilk kez tüm ırklardan adayların katıldığı demokratik seçimlerde Mandela ezici çoğunlukla cumhurbaşkanı seçildi. 1993 yılının Aralık ayında Nobel Barış Ödülü’ne layık görüldü.

Mandela, 27 yıl sonra hapisten çıktığında elbette Güney Afrika’nın daha büyük kentlerine yerleşebilirdi. Ancak o Soweto’yu seçti. Bunun iki nedeni vardı. Birincisi, Afrika kabilelerinin çoğunda öne çıkan, şef olan, liderleşen insan gittiği yerlerde en yoksulun evine misafir olur. Zenginlere misafir olmak, açgözlülük, çıkarcılık sayılır. İkinci neden ise Soweto küçüktü, yok- suldu ama başeğmezliğin ve siyah bilincin de kalesiydi.

Mandela cezaevindeyken Steve Biko başta olmak üzere tutuklanıp öldürülen bütün mücadele insanlarının anılarının saygıyla yer bulduğu bu küçük yerleşim dünyanın, ırkçılık ve ayrımcılığa karşı merkezi oldu. Kindarlığın ve kibrin, gaddarlığı kalıcı kılacağını ve yeni gaddarlıklar büyüteceğini bu hırçın siyah lider ilan etti dünyaya:

“Eğer onları, zalimlik yapanları affetmezsek, kırgınlık ve intikam duyguları hep var olacaktır. Biz, şimdiye ve geleceğe bakalım, ama geçmişte yaşanan acımasızlıkların bir daha yaşanmasına da asla izin vermeyelim.”

Bu sözler, bütün öteki ceza yöntemlerinin üstüne çıktı. Mandela kendi halkının ona verdiği son adla sevildi. Güneyin çocukları, ona “Madiba” diye hitap etti. O da ömrünün son yıllarını yapabildiği kadar çocuklara ayırdı. Bu, anti-ırkçı ayaklanmanın simgesinin 13 yaşında öldürülen bir çocuğun olmasını asla unutmamasındandı. Ayrıca geleneğe göre bir dede, işten güçten çok çocuklarla ilgilenirdi.

Madiba! Bu ad, onun geldiği kabilenin bir zamanlar şefi olan dedesinin adıydı. Halk onun varlığını, bu adı söyleyerek kutsadı.

Madiba, 5 Aralık 2013’te öldüğünde, dünyanın vicdanı, ezilenlerin sesleri, kurtuluş isteyenlerin özlemi onun için yan yana geldi.

27 yıllık hapishane yaşamından sonra özgürlüğüne kavuşan Mandela, Afrika’da yaşayan bütün kültürlerin, ırkların ve inançların eşit koşullarda yapabildiği ilk seçimde, ırkçılık taraftarlarını ezici bir çoğunlukla yendi (karşı sayfada). Irkçılık karşıtı siyah hareketinin öne çıktığı ve 1994’te Mandela’nın yemin etme töreniyle sonuçlanan seçimler, dünyada ayrımcılık yapmadan yaşanabileceğini gösteren bir model oldu (üstte).

Güney Afrika’da 1994’te Mandela’nın devlet başkanı seçilmesiyle sonuçlanan ırkçılık karşıtı seçimler dünya tarihi için dönüm noktası sayılıyor.

Newspapers in Turkish

Newspapers from Turkey

© PressReader. All rights reserved.