Siyah Bilinç

Güney Afrika’da yüzyıllara dayanan ırkçı yönetimlere karşı mücadele, beraberinde kimi kentlerin ve isimlerin de sembol olmasını sağladı. Soweto Ayaklanması sonrasında ırkçılık, ayrımcılık, aşağılanma Birleşmiş Milletler nezdinde ve dünya ölçeğinde ağır su

Atlas - - Mandela - YAZI: TEVFİK TAŞ

Vaal ile Caledon’un ve bu akarsuları toplayarak güneydoğudaki Hint Okyanusu’na dökülen Orange Irmağı’nın, göllerin ve ülkenin güneybatısındaki Atlas Okyanusu’nun kıyılarında; Durban, Cape Town, Port Elizabeth ile East sahillerine, limanlara ve plajlara yerleştirilen tabelalarda şu sözler okunuyordu: “Siyahlara yasaktır!”

Bu tabelalar halkın bir kesimiyle kıyılar ve denizler arasındaki bağı koparmayı amaçlıyordu. Ancak bundan ibaret değildi: Güney Afrika halkının büyük çoğunluğunu oluşturan siyahların gelir durumundan ötürü zaten giremediği lokantaların, kafeteryaların kapılarında, vitrinlerinde de “x” işaretlenmiş bir köle ve köpek başı levhası bulunuyordu: “Siyahlar ve köpekler! Asla!” Azınlığı oluşturan beyazların, kırsal bölgelerde ve kentlerde çoğunluğu oluşturan siyah halka karşı yürüttüğü bu yönetim biçimi, 1948’de resmileşti. Artık bir adı da vardı: Apartheid. Pek çok kaynak “Afrikaans dilinde ‘ayrılık’ anlamına gelmektedir” diye yazıyor. Sözcük Afrika yerli halklarının dilinde yok, Hint-Avrupa dillerinin yazılı kaynaklarında da bulunmuyor. İngilizlerin ve Felemenklerin ağırlığını oluşturduğu apartheid yönetimi gibi, sözcük de bu koşullarda şekillenen ve “Afrikaans” olarak adlandırılan dil içinden gelmişti: Elbette “ayrı-olma, ayrılık” anlamına geliyordu. Latincedeki pars ve part, yani “ayrılmış pay” sözcüğünden türetilmişti.

Fransızcada “à part” olarak kullanılmış ve bugün politika yapanların “parti,” kent yaşamını paylaşanların sıkça kullandığı “apart/man” gibi sözcüklere kök olmuştur.

Afrika Ulusal Kongresi (ANC), Nelson Man-

dela ve ırkçılık karşıtı bir model olabilecek siyah hareketi işte bu koşullarda doğdu, şekillendi.

Ne var ki Mandela’nın politik grafiğinden söz etmeden önce adını anmamız gereken bir lider daha var: Steve Bantu Biko. Beyaz ırkla aynı masaya oturma beklentisinin uzun yıllar oyaladığı siyahlara artık kendilerine değer vermeyi anlatıyordu Biko. Öyle ki en çok müttefik olabilecek sol kesim de bu eleştirilerden payını alıyordu: “Bu ülkedeki bazı beyazlar sınıf analizini bir savunma mekanizması olarak benimsiyor. Oysa, onları belirleyen beyazlıklarıyla ciddi bir hesaplaşmaya girememişlerdir; hatta çeşitli

savunma mekanizmalarıyla bu durumun farkına bile varamamışlardır. Yani beyazlık imtiyazından vazgeçememişlerdir.”

11 farklı dilin yaygın olarak konuşulduğu Güney Afrika’da, halkın yüzde 79’u siyah, yüzde 9,6’sı beyaz, yüzde 8,9’u melez, yüzde 2,5’i ise Hint-Asya asıllıdır. Böyle bir coğrafyada, başlangıcında barışçıl mücadelenin taraftarı olan Biko ve arkadaşları, “beyazlar hem bize tekme atıyor, hem de bu tekmeye nasıl tepki göstermemiz gerektiğini dikte ediyor” diyerek halk hareketlerinde yeni yönelimler benimsemeye başladı…

Zira, yürürlükteki yasa şöyleydi: “Yerli siyahlar, esasen beyaz halkın meydana getirdiği kentlere girme iznine, ancak üstün insanın ihtiyaçları için hizmet vereceği zaman kavuşmalıdır. Bu hizmet sona erdiğinde kenti terk etmelidir.”

Bir tıp fakültesi öğrencisi olan Biko’nun “Siyah Bilinç” dediği manifesto, Güney Afrika’nın işsizlik ve yoksulluğun kıskacında, önerilen bütün “beyaz değerlere, kültüre, çarelere” sırtını dönmüş en hırçın kesitlerinde karşılık buldu. Bunların başında en büyük ve hareketli kentlerden biri olan Johannesburg’un bir ucundaki Soweto vardı.

ANC başta olmak üzere, ırkçılık karşıtı örgütler 21 Mart 1960 günü barışçıl olması amaçlanan bir kampanya başlattı. Buna göre insanlar belirli yerlerde gruplar halinde toplanarak protesto gösterileri yapacaktı. Fakat, kalabalıkların çoğu polisin sert şiddetiyle dağıtılırken Sharpeville’deki olaylarda polisin açtığı ateşle yüzlerce kişi öldü. ANC ve PAC (Pan Africanist Congress) yasaklandı.

ANC’nin silahlı kanadı işte bu tarihten sonra sokağa çıktı. “Umkhonto we Sizwe / Halkın Mızrağı” artık barış masasını gözden çıkarmıştı. Buna karşın, ANC, yine de kan dökmekten kaçınıyor ve hükümete ait binaları, arama ve belge sorma noktalarını, ekonomik kuruluşları hedef alıyordu. Umkhonto eylemlerinin ses getirmesi nedeniyle kısa sürede ülkedeki tüm muhalif sesler ANC çatısı altında toplanıyor, ancak baskılar da o oranda artıyordu.

SOWETO AYAKLANMASI

Bu ortamda beyazların benimsediği Afrikaans dili, okullarda resmi dil ilan edildi. 16 Haziran 1976’da Soweto’da okullarından çıkan bir grup çocuk bu kararı protesto etmek için toplandı ve polis alışkanlığı olduğu üzere silahla karşılık verdi. Çocuk ölümleri, o zamana kadar çalkalanıp duran ırkçılık karşıtlarının neredeyse bütün kentlerde aynı anda harekete geçmesini beraberinde getirdi. Apartheid, Birleşmiş Milletler toplantılarına yeniden ve daha sert biçimde taşındı. O güne dek dil ucuyla eleştirilen ırkçılık, Soweto Ayaklanması’ndan bir ay gibi kısa bir süre sonra, suç sayıldı. Apartheid Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılmasına Dair Uluslararası Sözleşme, 18 Temmuz 1976 günü yürürlüğe girdi. O günkü sosyalist bloğa üye olan devletlerin bastırması salt suç kavramını değil, şunların da söylenmesini sağladı:

“Güney Afrika hükümetine silah satmaya hayır!’ “Apartheid’dan kazanç sağlamaya hayır!” “Irkçılıkla uzlaşmaya hayır!” Dünyada bütün bunlar bunca açık konuşulurken, Siyah Bilinç hareketinin lideri Steve Bantu Biko, 1977 yılında polis tarafından işkenceyle öldürüldü. Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır.

Peter Gabriel’in sesinde dünyaya bir kez daha yayıldı adı: “Geceleri uyumaya çalıştığımda hayallerim kırmızıya boyanıyor oysa dünya siyah ve beyaz ve sadece bir renk ölü… Ah Biko, Biko, çünkü Biko Ah Biko, Biko, çünkü Biko Yihla Moja, Yihla Moja - İnsan öldü.

Steve Biko, siyahların gidebildiği sayılı okullardan biri olan tıp fakültesinde başlattığı ırkçılık karşıtı mücadelesini iki sözcükle özetledi: “Siyah Bilinç.”

Steve Biko’nun yaşamı pek çok esere konu oldu. Richard Attenborough’un yönetmenliğini yaptığı Cry

Freedom (Özgürlük Çığlığı) filmi (1987), liberal bir gazetecinin gözünden apartheid uygulamalarına karşı Biko’nun ve siyahların mücadelesini anlattı ve dünya ölçeğinde ilgi uyandıran sanat eserlerinden biri oldu.

Newspapers in Turkish

Newspapers from Turkey

© PressReader. All rights reserved.