Harabeler... hayaletler...: kahn’da zamansızlık, izler ve arketipler*

Betonart - - Louis Kahn -

Funda Uz (Atilla Yücel’in metin sonu notlarıyla) I

I: yolculuk eden zihin

...unutulmazlıkları, bireysel ya da kolektif bilinçdışı oluşturmadaki etkileri ile vazgeçilmez...

“Klasikleri niçin okumalı?” diye sorar Calvino ve “Bizden önceki okumaların izini üzerlerinde taşır ve geçtikleri kültür, yani dil ve görenekte bıraktıkları bu izi sürükleyerek bize ulaşır” diye yanıtlar. Onun klasikler için söylediklerini antik kentlere, harabelere yapılan yolculuklar için düşünmek de olanaklı. Mimarların antik kentleri, harabeleri gezme tutkusu, klasikleri yeniden okumaya benzer. Geçmişin izinde her bakışta yeni olan bir şey bulmak, yeni bir ilişki görmek, hissetmek ve belleğe çizerek kaydetmek. İlk kez gidilen bir harabe, aynı zamanda bir yeniden okumadır. Bu yüzden, her yeniden okuma ise bir ilk ve keşif okuması olabilir.

Mimarlar, gezileri, yaratıcı dünyalarını zenginleştiren bir araç olarak görür. Medeniyetin doğuşuna, kökenine bir yolculuktur Antik dünyaya yolculuk...

Kahn’ın, 1928-29’da Avrupa, 1930’lu yılların sonunda Amerika ve Kanada, 1950-51 yılları arasında Roma’daki Amerikan Akademisi’ndeyken, “Grand Tour” kabul edilen, İtalya, Yunanistan ve Mısır’a yaptığı gezilerin eskizleri, mimarlığının zihinsel başlangıçlarını görmek için bir izlek sunar.

II: kodları deşifre etmek

Kent, kodu çözülmemiş bir mesaj, bir kriptografik metin gibidir; gündelik hayat, rutinler, jestler, arzular, aidiyet duyguları ve paylaşılan anılar... Ancak, biçimler ve anlamları asla statik değildir.

Nesnel dünyaya ait yaşam izleri birer anekdot gibi dursa da, arkeoloğun kurgusu, buluntuları zamansız-mekânsız bir dünyanın içine uyarlar. Harabelerde dolaşırken mekânsal bir anlatı yazmaya girişiriz. Müzelerdeki, yerinden koparılmış ve yan yana dizilmiş heykellerden, merak dolapları içine hapsedilmiş hazinelerden, çömleklerden başka bir şeydir anlatı.

Yürüyerek deneyimlenen bir ilişkidir bu her şeyden önce. Yürüme hızında değişir algımız, bedenimiz yorulur; farklı dokular, kokular ve sesler, sadece görme ile ilişki kurmadığımızı hatırlatır. Basamakları çıkarken, tiyatronun merdiveninde otururken, limana doğru giden yolda ilerlerken... Bu yürüme ilişkisi ile topoğrafyayı olumlar bedenimiz.

Sular çekilmiştir ama geçtiğimiz köprüde suyun sesini duyarız. Gözlerimizi kısıp baktığımız kocaman ovada, istersek, savaşçıları görebiliriz. O günlerden bugüne kalan en küçük iz bile, onu var eden akıl ile o günün duygusunu, heyecanını, korkusunu bugüne taşır. Antik dünyanın bilgisine tutunuruz. Bu dünya, zihnimizin kendi anlatısı ile kurulan bir dünyadır.

Başlangıç/sonlanış.. Antik kentlerde rüzgarın uğultusu ve cırcır böceklerinin eşlik etti-

Newspapers in Turkish

Newspapers from Turkey

© PressReader. All rights reserved.