Süreyya operası ve champs-élysées tiyatrosu

Betonart - - auguste perret - Işık Aydemir

Işık Aydemir | “Süreyya Paşa’nın Anıları” isimli Kadıköy Belediyesi’ne ait yayının, Süreyya Operası’nın yapımının anlatıldığı bölümünde; Süreyya Paşa, “Sinemanın girişi ve genel kurgusunu Paris’teki Champs-Élysées Tiyatrosu’ndan, salonun iç mimarisini Alman tiyatrolarından aldım” demektedir. Restorasyonu tamamlanan binanın açılışı için hazırlanan kitapçığın binanın mimarisi ile ilgili bölümünde sadece bu ifade ile yetinilebilirdi. Ancak alıntının anlamı ve önemi benim için 2007 Mart ayında “Auguste Perret ve Le Havre Kenti” sergisinin açılışı münasebeti ile davet ettiğimiz ünlü Fransız mimarlık tarihçisi Joseph Abram’ın yazdığı “Auguste, Gustave Perret ve Champs-Élysées Tiyatrosu” kitapçığını incelemem ile başladı. Çocukluğumun ve gençliğimin en güzel filmlerini, konserlerini izlediğim Süreyya Operası cephesi ve özellikle peristili ile en ince detaylarına kadar aynen karşımdaydı. O heyecanla restorasyonu ile ilgilendiğini duyduğum Güzel Sanatlar Akademisi’nden hocam Ersen Gürsel’i aradım; O da restorasyon projesini üstlenen mimar arkadaşımız Cafer Bozkurt’u… Birlikte ChampsÉlysées Tiyatrosu proje ve resimlerini inceledik. Benzerlikler hepimiz için şaşırtıcıydı.

Süreyya Paşa o yıllarda Kadıköy’de kurduğu okul yaptırma derneğinin açılış toplantısını şimdiki Reks Sineması’nın yerinde olan, daha sonraki yıllarda Hale Sineması adını alan, o günkü ismi ile Apollon Sineması salonunda yapmak istemişti. Maalesef sinemanın sahibi olan vakıftan gerekli izni alamamış ve toplantıyı gerçekleştirememişti. Çok üzülen ve gururu incinen Paşa, zor ama en doğru kararı alarak Süreyya Operası’nın yapımını başlatmıştı. Paşa, çok zarif bir biçimde o günlere kadar azınlıkların başlattığı ve bizlerin de istifade ettiğimiz tiyatro ve sanat faaliyetlerinin yapıldığı derme çatma kültür yapılarına, o günlerde dünyada inşa edilmiş en zarif tiyatro ve kültür yapılarından biri olan ChampsÉlysées Tiyatrosu’nun mimarisi ve ihtişamını Kadıköy’e taşıyarak cevap veriyordu.

Düşününüz, yıl 1923, ülke harpten çıkmış, İstanbul işgal edilmiş, özellikle mimari konularda yurtiçi ve yurtdışında iletişim ve tanıtım olanakları neredeyse sıfır, İstanbul-Paris yolculuğu o günkü koşullarda Marsilya üzerinden en az 4–5 gün. Bu koşullarda çağdaş dünya tiyatroları mimarisini araştırmak, bulunan örneklerden en zarifini seçmek ayrıca bu olumsuz koşullarda görüldüğü gibi bu kadar başarılı ve tüm ince ayrıntılarına kadar doğru uygulamak; doğrusu bunu bir türlü anlayamamıştım... Ancak bu makaleyi yazdığım 2007 yıllarından yaklaşık 8 yıl sonra, Paris’te bir otel odasında izlediğim Kadıköy Rumlarıyla yapılan bir televizyon programında, Süreyya Operası’nın yanında Rum ortodoks binasındaki çok yaşlı bir papaz yapıyı Paris’ten gelen yapı ustalarının yanlarında getirdikleri hazır demir korkuluklar, merdiven basamakları vb. yapı elemanlarını kullanarak ürettiklerini aktardı. Anlaşılan Paris’teki tiyatronun yapı elemanları için hazırlanmış kalıp ve modelleri yeniden kullanarak parçaları Paris’te üretmişler, bunları Kadıköy’e taşımışlar ve Paris’teki tiyatronun planı üzerine uygulamışlardı. Böylece Kadıköy’de mimarı bilinmeyen bu yapının, asıl yapıdan nasıl bu kadar başarıyla kopya edilebildiğini öğrenmiş oldum. Operanın açılışı nedeni ile o günlerde bazı yazarların ya çekememezlik veya yapının mimari niteliğini görememeleri nedeniyle, gazetelerde yayınladıkları makalelerde; duvarda yazılı olan “Giriniz, görünüz ve ibret alınız” yazısından alınmalarına bir neden göremiyor, hatta günümüzde inşa edilen kamu yapıları ve konutlardaki mimari niteliksizliği gördükçe Paşa’nın kullandığı ifadenin ne kadar doğru, gerçekçi ve hâlen geçerli olduğunu düşünüyorum.

Yapılan alıntıların anlamı ve önemini sizlere anlatabilmek için Paşa’nın Süreyya Operası için örnek olarak seçtiği Champs-Élysées Tiyatrosu’nun kısaca tarihini, hikayesini ve mimari özelliklerini tanıtmak isterim. Paris’teki Champs-Élysées Tiyatrosu’nun yapımı 1906 tarihinde, Societe Musicale yöneticisi Gabriel Astruc tarafından gündeme getirildi. Astruc müziğe ayrılmış bir tiyatro binası inşa etmeyi hedefliyordu. Başkentteki mevcut salonların bu konudaki yetersizliğini dikkate alan Paris Belediyesi yapı için Champs-Élysées Bulvarı Esplanad’ı üzerinde (bulvarın tam ortasında) bir arsa tahsis etti. Mimari projeleri-

nin hazırlanması görevi mimar Henri Fivas’ya verildi. Proje çalışmaları sürdürülürken tahsis edilen arsanın yeşil alan içinde kalması nedeniyle, yeşil alan savunucularından anti-semitist aşırı sağa kadar değişik çevrelerin itirazlarıyla karşılaşıldı. Henri Fivas istifa etti. Bu arsanın çok yakınında yine Paris’in en görkemli caddelerinden olan Avenue Montaigne üzerinde bir arsada karar kılındı ve Fivas’nın yardımcısı Bouvard projeyi bu arsaya göre değiştirdi.

Eserin daha da zenginleştirilmesi için davet edilen Belçikalı mimar Henri van de Velde projeye çağdaş bir görünüm kazandırdı. Eğer bu proje gerçekleseydi, bugün Paris’te Van de Velde’e ait klasik estetik ve geç Art Nouveau üslupta bir tiyatro binası olabilirdi. Ancak van de Velde çelik konstrüksiyon olarak tasarlanmış yapının o günlerde daha modern bir sistem olan betonarme olarak inşasının daha doğru olacağını düşünerek dünyada ve Fransa’da en iyi betonarme uzmanları olarak tanınan Perret kardeşlere başvurdu. Böylece Van de Velde’in dramı başladı. Projenin betonarme olarak uygulanması için müteahhit olarak başvurulan Perret kardeşler, projeyi incelemeleri sonucu bunun mümkün olmadığını, projenin değiştirilmesi gerektiğini belirttiler ve hemen büyük bir hevesle gönye, pergel ve T-cetvellerini mevcut projenin üzerine yatırarak önce içine tiyatronun mekânlarını dökebilecek en uygun betonarme aks düzenini oluşturdular ve bu aks düzeni içinde çok başarılı bir biçimde tiyatro için istenilen mekânları düzenlediler. Proje bir anda inanılmaz bir mekânsal ve estetik bütünlüğe kavuşmuştu. Projeler incelendiğinde Perret’lerin yaptığı müdahalelerin pasif bir müdahale olmadığı ve önceki projeyi radikal bir biçimde değiştirdiği görülebilir. Bu nedenle Perret kardeşler haklı olarak mimari eserin gerçek müellifleri olduklarını iddia ettiler. Henri van de

Velde projesini betonarmeye uyumlu hâle getirecek müteahhitler ile çalıştığını zannederken, taşıyıcı sistem ile mimariyi ve mekânsal estetiği bütünleştiren rasyonel mimarları karşısında bulmuştu. Prensip olarak başta rolleri Bouvard ve Van de Velde tarafından yapılmış planların gerçekleştirilmesi ile sınırlıydı. Ancak birçok geçerli nedenle mimari konseptin geliştirilmesinde aktif bir rol aldılar. Öyle ki yapı tamamlandığında müellif olduklarını iddia edebildiler.

Tabii ki eserin müellifliği konusundaki tartışmalar burada kesilmedi. Hatta bazı eleştirmenler olayın başında müellifin Henri van de Velde olduğunu savundular. Bugün, yukarıda isimleri geçen dört mimar tarafından yapılan mimari projeler incelendiğinde, bunların esere

ayrı ayrı katkıları ve getirileri net olarak görülebilir. Ancak 1932 yılında Ekim ayı sayısını sadece Champs-Élysées Tiyatrosu tartışmasına ayıran l'Architecture d'Aujourd'hui dergisinde yer alan inceleme ve açıklamalar, Perret kardeşlerin yapının betonarme sisteme uyarlanabilmesi için getirdikleri değişikler, yeni mekân dağılımı, betonarme strüktürün getirdiği yeni estetik ve özellikle tiyatronun cephesinin Perret’lerin 1906’da inşa ettikleri Ponthieu Garajı cephesi ile karşılaştırılması sonucu, tartışmalara bir nokta koyarak Auguste Perret’nin müellifliğini kesinleştirmiştir.

Auguste ve Gustave Perret kardeşler ülkemiz için yabancı değiller. Auguste Perret 1908 ve 1912 yıllarında Fransız Büyükelçiliği kışlık ve yazlık saraylarının restorasyonları için iki kez İstanbul’a gelmişti. Ayrıca daha sonraları Fransız mimar ve şehirci Henri Prost’un İstanbul imar planını yaptığı yıllarda şu anda AKM olarak bildiğimiz İstanbul Büyük Tiyatrosu ve Tepebaşı Komedi Tiyatrosu’nu projelendirmişti. Bugünkü AKM binasının betonarme strüktürü tamamen Perret’ye aittir. Perret, Anıtkabir Proje Yarışması için hazırladığı çok başarılı bir teklifi maalesef o günlerdeki harp koşulları nedeniyle ülkemize yollayamamıştır.

Champs-Élysées Tiyatrosu’nun yapımı iki yıl sürdü. Avenue Montaigne üzerindeki cephe beyaz auvergne mermeri ile kaplıdır. Yapının aşırı dekorasyonu başta eleştiri çekmiş ancak yapının bütünü ve mimarisi ile kurduğu çok iyi ilişkiler nedeniyle zamanla beğeni kazanmıştır. Buna en iyi örnek peristildir. Bu zarif mekân bir atrium ve onu tamamıyla kuşatan bir üst galeri, sekiz ana kiriş ve on altı kolonla tanımlanmaktadır. Tavandaki tali kirişler dokuz kare boşluk oluşturmakta, zemindeki beyaz mermer kaplama aynı ızgarayı yansıtmaktadır. İki simetrik merdiven üst galeriye yönelir. Galeri duvarlarında, o tarihlerde dünyaca tanınmış en önemli heykeltıraşlardan biri olan Bourdel’in freskleri yer almaktadır. Sanatçı bu freskleri atölyesinde Auguste Perret’nin kendisine verdiği beton çerçeveler üzerinde gerçekleştirmiştir. Çapı 27,5 m olan ana salonda taşıyıcının mimari olarak ifadesi peristilde olduğu gibi etkili değildir. Zira taşıyıcı elemanlar mekânın dışında yer almaktadır. Burada her şeye büyük mekân hakimdir. Konsol balkonların sınır çizgileri kubbenin yuvarlaklığını izler. Kubbede yarı geçirgen, 15 m çapında dairesel bir aydınlatma elemanı yer almaktadır. Perret, ilk eskizlerinde ön cephenin önemli bir bölümünü sağır olarak düşünmüştü. Ancak, yöneticiler tarafından bu fikir yetersiz ve fakir bulundu. Bunun üzerine Perret, taşıyıcının belirgin aralıkları arasına Bourdel’in eskizlerini yerleştirmeyi düşündü. Gerçekleştirilen cephe, güçlü ama zarif bir klasisizmi içermektedir. Taşıyıcının getirdiği düzen, Bourdel’in metopları (Apollon ve melekler) için uygun bir zemin oluşturmuştur.

Açıldığı tarihlerde Champs-Élysées Tiyatrosu, yerel basın ve toplum tarafından değişik tepkiler aldı ve eser hakkında olumlu, olumsuz birçok makale yayınlandı. Tiyatronun yöneticisi Gabriel Astruc getirilen eleştirilerle şöyle alay ediyordu: “Paris’i ve dansinglerini asla terk etmemiş zarif baylar yapının Alman neogrek veya bariz Münih tiyatroları benzeri olduğunu nasıl iddia ederler hayret ediyorum”.

Yapı, ününü özellikle Astruc ve ondan sonra gelenlerin hazırladığı programların kalitesiyle kazandı. Debussy, Fauré, d’Indy, Satie, Milhaud, Messianen, Varèse gibi müzisyenler isimlerini bina ile bütünleştirdiler. Çok parlak yıllardan sonra tiyatro çöküşe geçti. 1957’de yapı ilk modern yapı olarak tescil edildi. Ama bu çöküşü engellemedi. 1970 yılında bir banka tarafından satın alındı ve 1980 yıllarında binayı 1913’teki güzelliğine kavuşturan çok önemli bir restorasyon geçirdi. Bugün Paris’teki en önemli salonların başında yer almaktadır. Bu geniş operasyon yapıyı başkentin en önemli kültür yapısı hâline getirmeyi hedefliyordu. Böylece yapıya uluslararası nitelikte bir satış mekânı ve çatı üzerine inşa edilen bir panoramik restoran ilave edildi.

Champs-Élysées Tiyatrosu resim, heykel ve mimarinin gelenekle oluşmuş bir şema düzeninde yer aldığı klasik bir eser olup, bugün Gabriel Astruc ve Gabriel Thomas gibi yöneticilerden başlayarak Fivaz, Bouvard, Van de Velde, Perret gibi mimarların, Milon gibi bir mühendis, Le Bask, Marval, Vuillard Russel gibi sanatçılar ile Bourdel gibi bir heykeltıraşın ortak çalışmaları ile ortaya çıkmış kolektif bir çalışma olarak değerlendirilmektedir.

Paris’te 1913 yılında açılışı yapılan ChampsElysees Tiyatrosu için mimarlık tarihçisi Joseph Abram’dan aktardığım bilgileri dikkate alarak, bizim Süreyya Operası’na dönelim. Süreyya Paşa anılarında “Binayı Kadıköylülerin si-

nema, tiyatro ihtiyacını gidermek, konser, konferans, dans, balo, çay, nişan, düğün töreni gibi sosyal ve kültürel çağdaş birçok ihtiyacımızı düşünerek inşa ettim” demektedir. O tarihlerde tiyatro ile ilgili olarak gazetelerde yayınlanan birçok makalede Paşa’nın binanın mimarisi için Avrupa’dan modeller getirdiği, uzun araştırmalarda bulunduğu, en uygun bulduğu üç tiyatro-opera modelinin kaynaştırılmasından yepyeni bir opera modeli oluşturduğu ve buna göre inşaata başladığı, sahnenin elektrikle çalışacağı, özel aydınlatma sistemi ve ısıtma olarak kalorifer uygulanacağı belirtilmektedir. Tabii yapının gerçekleştirilmesi ve ihtiyaçların tespitinde Süreyya operetinin dikkate alındığı kuşkusuzdur.

Yapının mimarı, mimari ve uygulama projeleri hakkında maalesef en küçük bir bilgiye sahip değiliz. Model olarak seçildiği belirtilen üç tiyatrodan sadece Paris Champs-Élysées Tiyatrosu’nun ismi geçtiğine göre karşılaştırmamız sadece bu tiyatro ile sınırlı kalıyor.

Her iki yapıyı gezme ve inceleme fırsatı buldum. Mevcut projeler ve resimler incelendiğinde gerçekten de çok önemli benzerlikler hatta açıkça birebir alıntılar olduğu görülmektedir. İnceleme sırası itibarıyla Süreyya Operası’nın mimari konsepti ve genel kurgusu, önündeki yoldan başlayarak sırasıyla mekânların dizilişi ve sürekliliği açısından Paris Champs-Élysées Tiyatrosu’yla aynı şemayı bazı mekânlarda hemen hemen aynı takip etmektedir. Bu benzerlik özellikle girişteki (peristil) betonarme kolon ve kiriş düzeni bunların oluşturduğu giriş mekânı tavanı ve döşemesinde strüktürün getirdiği mimari çizgiler, galeri, galeriye ulaşan merdivenlerin mimarisi şaşırtıcı bir biçimde tıpatıp aynıdır. Tabii Paris’teki tiyatroda galeri katında bulunan Bourdelle’in freskleri hariç.

Champs-Élysées Tiyatrosu ana gösteri salonunda dairesel bir mekân kurgusu olup oturma düzeni, üst loca ve balkon çıkıntılarının bu daireselliği izlediğini görmekteyiz. Süreyya Operası’nda ise, ana salon diğer tiyatroda olduğu gibi peristile dairesel olarak eklemlenirken farklı olarak sahneye doğru uzanan bir dikdörtgen mekâna dönüşmüş; oturma düzeni, üst katlardaki loca ve balkonlar bu forma uygun olarak tertiplenmiştir. Champs-Élysées Tiyatrosu ana salonun tavanında mevcut olan art nouveau üslupta oldukça dekoratif aydınlatma elemanı yerine Süreyya Operası tavanında ve üst kenarlarda yağlıboya freskler yer almaktadır. Sahne platformu en, boy ve yükseklik açısından Paris’tekine göre daha küçüktür. Champs-Élysées Tiyatrosu’nda üst katta girişin üstünde ayrı bir küçük komedi tiyatrosu yer almaktadır. Süreyya Operası’nda aynı mekân balo salonu olarak değerlendirilmiştir.

Süreyya Operası’nın giriş fasadına gelince burada peristilde olduğu gibi bire bir benzerlik bulmak zordur. Ancak genel kompozisyonda ve üslupta, betonarme aks sisteminin düzeni içinde oluşan dolu ve boşlukların kullanımında, süslemelerde, proporsiyonlar farklı olmasına rağmen bazı benzerlikler ve anımsatmalar olduğu görülmektedir. Ayrıca, binanın eskime süreci, zaman içinde sahip değiştirmesi, restorasyonların neredeyse aynı zamanlarda gündeme gelmesi ilginç benzerlikler oluşturmaktadır.

Elbette arsanın konumu, ölçüler ve ihtiyaçların gerektirdiği mekânlar, yapının inşası sırasında kullanılan özellikle kaplama malzemeleri ve belki de en önemlisi, ekonomik koşullar her iki yapıda önemli farklılıklar oluşturmaktadır. Ancak giriş cephesinin genel etkisi, özellikle de peristil mekânının düzeni ve ambiyansı dikkate alındığında, Paris Champs-Élysées Tiyatrosu’nun herkes tarafından beğenilen en çekici mimari unsurlarının alınarak Kadıköy’e taşındığı şüphesizdir. * Bu metin ilk defa şu kitapta yayınlanmıştır: Katoğlu, M., Gürsel, E., Kadıköy Belediyesi Süreyya Opera Binası, Kadıköy Belediyesi, Ekim 2017. kaynaklar Josef Abram, Le Theatre des Champs-Élysées, Jean Michel Place Editions, Paris, 2004. “Dossier Consacre au Theatre des ChampsÉlysées”, L'Architecture d'Aujourd'hui, 1932. Süreyya Paşa'nın Anıları, Kadıköy Belediyesi Sağlık ve Sosyal Dayanışma Vakfı Yayınları, İstanbul, 2001. | 1, 3 Kadıköy Belediyesi, Süreyya Operası cephe ve fuayeden görünüş. Fotoğraf: Gizem Tüzün | 2, 4 Champs-Élysées Tiyatrosu ön görünüş ve fuaye. Kaynak: L'Architecte, Kasım 1913.

3

4

Newspapers in Turkish

Newspapers from Turkey

© PressReader. All rights reserved.