Inşa etmenin diyagramı

Bir bardak suya şeker koyduğumda şekerin erimesini beklemek zorundayım. Henri Bergson, Yaratıcı Evrim, 1907

Betonart - - Contents - Tolga Sayın

Tolga Sayın | Mimarlık bir yapı inşa etme sanatı olarak ontolojisini ve kendi geleneğini zaman içinde oluşturur. Geleneği anlatısal olarak ifade etme/dile getirme edimi inşa edimini kavramsal boyutta soyut ilişkilere indirger ve şeyleri şematize ederek diyagramlaştırır. Anlatısal olan zihinsel bir kurguda evrensel kavramların genelliği içinde dolaşıma girer. Bu pratik mimarlık idealinin de izlerini taşıyan bir düşünsel yapının kurulmasını sağlarken mimarlığın epistemolojisini de üretir. Bu pozitivist eğilim mimarlığı zihinsel bir edime dönüştürür. Dolayısıyla mimarlık yapma/inşa etme deneyiminin yaşamsal dolaysızlığından ve estetiğinden uzaklaşarak akıl tarafından dolayımlanan temsili bir boyutun diyagramıdır aynı zamanda. Bu geri dönüşlü eylem, yapma/inşa etme ile arasına zamansal bir aralık/mesafe koyarak ardıl bir neden sonuç ilişkisini de temelllendirir. Böylece eylem önce düşünme/diyagramlaştırma sonra yapma/inşa etme ve bu sürecin tersinin anlatısallaştırılması olarak kronolojik zamana tabi olur. Bu entelektüel yapı zamanın homojen tarihselliği içine yerleştirilir ve kuramsallaşır. Bu durum algının, düşünmenin ve temsilin zincirlenerek yan yana gelişini; yani

kronos zamanını sahnelerken geçmiş şimdi ve geleceği zamana yayarak dolayımlar ve aşar. Toplumsal bilinç analitik olarak zamanın kabul edilen boyuttaki dilimlerini adlandırarak genelleştirir ve mimarlığın tarihini belgeler, kesinleştirir ve durağanlaştırır. Ancak “tarih bilincin canlandığı ve kendini olan düzeyinde ortaya koyduğu yerse bunun nedeni yalnızca yaşama özdeş olan bu bilincin maddede uyuyakalmış, uyuşmuş olması, bilinçsizlik değil kapanmış bir bilinç olmasıdır.”1

Oysa inşa etme deneyiminde şimdiye odaklanmak, yapma anının olanaklarını algılamak ve zorunlulukları farkederek yeni olasılıkları değerlendirmek, sezgiyle hareket ederek seçimde bulunmayı gerektirir. Geçmişteki inşa etme deneyimlerinin bu sürede ve karar anının şimdiye ve yaşanan deneyimin geçmişi dönüştürücü etkisinin eşzamanlılığının oluşturduğu içkinlik düzlemi Deleuze'ün deneysel düşüncesini betimler. Bu deneyim sürede inşa etme edimine odaklanan, deneyiminin kendi olanaklarına yönelen ve sapma eğilimlerini de hesaba katan tekil bir inşaat olayı olarak belirir. Bu aşkınsal olmayan inşaat eylemselliğinin içkin deneyimine, hayatta kalmanın “yaşamsal atılım”larını (Bergson), yapma eylemine odaklanmış ustanın iştahı/conatus (Spinoza) üzerine düşünmek, ortaya çıkan tekil inşaat olayının somutluğuna dikkat etmeyi gerektirir. Tarihsel bir bakışla, bu edim basit bir inşaat deneyimi olarak görülürse genel eğilim sonuç ürüne odaklanacak ve ortaya çıkan ürünün temsili farklarını derecelendirecek ve belgeleyerek kavramsallaştıracaktır. Ancak dikkatli bir tutumda “sürede” (Bergson) ortaya çıkan akışkan deneyiminin ontolojisine yönelindiğinde deneyimin temsil edilemezliği, “doğa farklarının” (Bergson) genel geçer kavramlara indirgenemezliği ortaya çıkar. Deneyimin biricik doğasının kendi kavramını üreteceği, çokluk ortamında melez karışımların ortaya çıkacağı, dolayısıyla ifade/temsil dilinin zenginleşerek gerekirse [yeter neden, (Leibniz)] kural dışı oluşumlar gösterdiği vurgulanır. İfadenin kendi kendini üreten bir algoritme kavuşmasıyla, karar verilemez ve öngörülemez

biçimsiz oluşumlar ya da sürekli değişken topolojiler gerçekleşir.

Deleuze, Bergson'un içkin felsefesinden hareket eder. Bu düşünce yapısı yapma ediminin geçmişten gelen potansiyeline odaklanan tasarımcısı tarafından yeni olduğu iddia edilecek dolayımlı tasarım temsilleri yerine inşaat edimini gerçekleştiren ustanın biricik deneyiminin yeninin ansızın ortaya çıkacağı üretim anına odaklanır. Sezgisel üretim, olanakların yönelimsel olarak sınırlı olasılıklarının teker teker ortaya konacağı aşkın ve farklı dünyaların potansiyel olanaklılık koşullarının arasından karşılaştırmalı bir seçimin yapılacağı ve önermelerden birinin seçileceği süreksiz/kesintili ve sıçramalı diyalektiğin “sahte hareketini” barındıran bir planlamayı öngörmez. “Bir şeyin o şey olmayanın karşısına konduğu, diğerine sırt çeviren bir soyutlama olamaz. Dolaysızca o şeye nüfuz eden, o şeyin kendisinden çok o şeye özgü farktır. Onun varlığını meydana getiren, o şey olmasını sağlayan şeydir.”2 “[Suda erimekte olan] şeker parçasının varlığı bir süreyle, belli bir sürme tarzıyla, süredeki belli bir gevşeme ya da gerilmeyle tanımlanacaktır.”3 Gerçek hareket sezginin eğilimsel içkin bir yöntem olarak olanaklı sonsuz dünyasının bulunduğu sürede olayın virtüelinden (olanaklar evreni) bir edimselleşmede (aktüelleşmede) başkalaşarak ortaya çıkar. Sezgisel olarak, sürede bu dünyaya odaklanan seçim, akış halindeki süreklilikte kendiliğinden olacaktır.4 Bu durumda inşa edilenin yanlışlanabilirliği ya da sorgulanabilir sağlamlığı nedensellik ilkeleriyle çalışan pozitivizmin eleştirisiyle karşılaşır.

Kendiliğinden, kendi dünyasına odaklanan içkin bir tasarım düşüncesi/diyagramı metafora karşıdır. Bir kavramın yarattığı imgesel çağrışımlardan ya da yapısal benzerliklerden yararlanarak olanakları yaratmaz. Düşünce yapma eylemine içkin olarak edimselleşmede aşkınsal bir metaforik bağıntı kurmaz. Başka dünyaya ait bir gerçekliğe bakılarak şimdi deneyimlenen dünyaya ait bir gerçeklik türetilemez ve evrimleşemez. Pasif bir sentez olarak beliren bu ontolojide deneyim kendi “yaşamsal atılımlarıyla” ilerlerken kendi gerçekliğini ve kavramlarını üretir. Usta elindeki alet edevatla meşgul ve elindeki malzemenin o anki koşulların olanaklarıyla problemi çözmeye çalışmaktadır. Şimdiki deneyim anı geçmişi değiştirmekte gelecek deneyimlerde katkı sağlayacak belleği koşullandırmaktadır. Bellekte daha önce yapılmış bir sonuç ürünün imgesine ve bilince sahiptir ancak bu imge o deneyimin geçmişteki gittikçe çözünmekte olan anlarından bazılarının sürede sıkıştırılmış birliğini barındırır. Ruh maddenin durağanlığında yavaşlar ve çözünür. Yani dünya ancak deneyim anında birleşir ve maddeselleşir. Geçmiş deneyimin arketipik bir imgesi bellekte etkin değildir. Harekette deneyim bellekte sentezlenir ve inşaatın maddeselliğinde “sürede” edimselleşerek durağanlaşır.

Doğa farklarının belirlenmesi çabası ile sezgiyle5 üretilen ve temsil edilemeyen sürekli değişim halindeki bir deneyim; içinde algıları, duyguları, etkileri, itkileri, kuvvetlerin dağılımını, yığılmaları ve yeğinlikleri edimselleştiren ve kristalleştiren hareket halinde canlı bir yaşam biçiminde ortaya çıkar. Ancak pratikte inşa edilmekte olanda ortaya çıkan eğilimler temsil edilebilir.

Bu noktada Deleuze'ün Kant eleştirisi belirginleşir. Kant felsefi bir devrim yaratarak nesnelerin zihne uyduğunu ileri sürerken zihnin kendi dünyasına ait gerçekliğini ürettiğini belirtmekteydi. Zihin kategorik kalıbı (şema) önceden hazırlanan zihinsel bir “tasarımın” kuralları yetiler/fakülteler çerçevesinde inşa etmektedir. Ancak Bergsoncu “sürede” inşaat zihin tarafından yürütülmez, zihinde ortaya çıkar. Edimselleşme kategorik “inşaat” kavramının ve şemanın kendisine ihtiyaç duymaz; kavram-öncesinde hareket eder. Maddi olarak inşa edilmekte olan zihinde diyagramlaştırılabilmesi/inşa edilebilmesi için anlıkta sonlu hale gelir. Klasik düşüncedeki gibi sonsuzun sınırlandırılmış kurucu sonlusu (molar) ve sonucu değildir. Kant'ın ilk defa modern düşüncede keşfettiği, öznelliğin sonlu ego dolayımıyla “kendini aşarak” (moleküler) sonsuza ilerlemesidir.6

Özne/konu üzerinden dolayımlanan düşüncenin sınırlarında beliren öznellik (Kant'tan farklı olarak) inşa edilmekte olanın yüzeyindeki eşiklerde hareket ederken inşaatın genel ilişkiselliklerini belirleyen “düşünsel yapısı” belirleyici olmaktadır. Eşzamanlı olarak maddesel olan ile ilişki olanaklılık koşullarını belirlemektedir. Bu yapı ancak öznelliğin türeyişinin/ işleyişinin belirdiği perspektiften düşünebilme olasılığıyla belirir ve inşa etmenin deneysel ve gerçek deneyiminin türeyişini “ayrıntılarıyla” ortaya koyan kavramlar üretir. Oysa Kantçı

sentez inşaat kategorisinin olası arketipik inşa deneyimi düşünmeye uygun kavramları/kalıpları ve şemaları önceden (a priori) icat etmiştir. Bu Kantçı geleneği aşmak adına önceden inşa edilen içi doldurulacak boşluğun/kategorinin plastik ve esnek olması gerekir.7

İnşa edilmekte olan; fenomenlerinin ayrıntılarını/farklanmalarını gösterecek dilin/temsilin yüzeysel ince ve yayılımlı kavramsal ağ tabakası ile sarmalanmıştır. “Fark ve kavram zamana yerleşir.”8 Temsil/ifade dilinin üslupsal performatifliği ile gerçeklik ilişkisi arasındaki “dar alan” sezgisel olarak öznelliğin ancak yaşamın kendisinden çıkan ve maddeselliğinden ayırt edilemediği durumda türeyişsel/işlevsel ve üretken olur. Kendi içkin pasifliğinde sentezlenen olası tüm inşaat ilişkiselliklerinin sonsuz koordinasyonunun virtüeline sahiptir. Sentezin pasifliği zihinsel faaliyetinin idrak edilemeyişinden ve hatta entelektüel ya da bilinçli bir düşünce çabasının kurallarına tabi olmayan sadece nesneye odaklanmasından ileri gelir. İnşaatın süresiyle sınırlı olan öznellik perspektifinin sonluluğunu da belirler.

Deleuzecü pasif sentezde duyumsamanın aşılmasıyla ve madde-düşünme ilişkisinin zayıflaması ve temsilin içkinlik düzlemine ulaşmasıyla arketipin kategorik buyruğunun –analojik olanındışına çıkılır. Dışarısı uzlaşımsal inşaat imgesinden uzaklaşan virtüeline genişleyen açık, sonlu, parçalı ve tamamlanmamış rastlantısal bir noktadır. Artık bu dünyanın bilinçli mantıksal ve nedensellikleriyle ilişkisi olmayan temsil öncesi sensori-motor algılama ve imgelemelerle ilerleyen ve tekrarlamalar ile alışkanlıklar yaratan inşaat düşüncesi inşa edilirken kendini yıkmaktadır (çöküş). Kaosun içinde sıkıştırılmış bir şimdinin yarattığı aralıktaki sürede dinginleşen düzenliliğin pasifliğinin sürekli değişmekte olan inşa edilemeyenin diyagramı/ düşüncesi yüzeyde imgesel olarak belirir. Bu temsiliyet ustanın deneyiminde imal edilen hayatın canlılığını ifade ederken; bu sayfadaki yazı ve fotoğraflar ölüdür. Bu kağıt üzerindeki hareketin fotografik izleri duraksamalar/ saplanmalar ve sürgitler/yarmalar Deleuzecü topolojik düşüncenin ölü temsilidir.

Ancak yine de etiksel olan, akışın sürekli çöküşlerinin yarattığı krizleri aktif bir sentezde temsil etmek ve aktarmaktır. Somut bir bireyleşme, kaosun içindeki bu seçici ve bütünleştirici dingin aralıkta plastik bir ayraçta/zarfta bedenleşir. Bu duyumsamanın metafizikselfiziksel, özne-nesne, ruh-beden düalizmlerini muğlaklaştıran tepkisel olmayan kuvvetinin işlevselliğidir. Duyarlılık ve canlılık arzulanırken bellekte beliren bilinçli bir hatırlama, harekete denk düşen izlenimler ile bu aralıktaki yarığı doldurur. Bedeni tanınabilir olan imgeye (analojik şeye) doğru evriltir. Bergsoncu “sürede” sensori-motor olarak edimselleşen sezgisel inşa edici hareket eylemi duraksadığı anda diyalektik imgelem entelektüel düşünce ile boşluğu doldurur. Entelektüellik; söylemsel çizgiselliklerin, bedendeki izlenimlerin ve yarıkların/boşlukların içini dolduran ilişkiselliklerin süreklilik kazanması ile ışıldamaya başlayarak temsiliyet ve güç kazanır.

1 Gilles Deleuze, Issız Ada ve Diğer Metinler, ed. David Lapoujade, çev. Ferhat Taylan, Hakan Yücefer, Bağlam, İstanbul, s. 67, 2017.

2 Deleuze, a.g.e., s. 38-39

3 A.g.e., s. 41

4 Gilles Deleuze, Bergsonculuk, çev. Hakan Yücefer, Otonom Yayıncılık, İstanbul, 2010.

5 Deleuze, Issız Ada ve..., s. 54.

6 Hughes, J., Deleuze’den Sonra Felsefe, çev. Fahrettin Ege, Bilim ve Sosyalizm Yayınları, s. 44-49, 2014.

7 A.g.e., s. 52 8 Deleuze, Issız Ada ve..., s. 71.

2 | 1 İsimsiz. Fotoğraf: Tolga Sayın | 2 Defne'nin Bedeni. Fotoğraflar: Tolga Sayın

Newspapers in Turkish

Newspapers from Turkey

© PressReader. All rights reserved.