çoğalmak

Betonart - - Contents - Yelta Köm

Konuşmak, paylaşmak bize ne öğretir? Zaman zaman aklıma takılan soruların başında bu geliyor. Biraraya gelmek, dinlemek, tartışmak ne katar insana? Kişisel gelişim meseleleri­ne girmek değil amacım; bu eylemler bir insanın mesleğine eğitim hayatına ne katar? Herkesin şüphesiz kendine dair bir cevabı var, ama en büyük kesen “çoğalmak” olabilir. Çoğalmak farklı katmanlard­a karşılık bulan bir ruh hâli, çoğalmanın deneyimlen­dikçe artan hazzı belki itiyor konuşmaya ve paylaşmaya.

Uzun yıllardır, mimarlığın farklı hâllerine dair konuşuyoru­z. Son yıllarda ise buna odaklandık­ça acaba işin özü mü (ki özü var mı sorusu hâlâ kafamda soru işareti) kaçıyor diye soruyorum kendime. Mimarlığın bildiğimiz anlamda sonu geldiğini söylemekte ise beis görmüyorum; çünkü mimarlığın kurgulandı­ğı o kırılgan hassas zemin, çoğalarak ağırlaşan çeşitliliğ­in altında her gün tekrar tekrar kırılıyor.

Mimarlık içindeki, öğrencilik­le başlayan, mesleki iktidarın dışına çıkıp farklı yollar arama pratikleri, Türkiye mimarlık ortamında geleneği olan bir durum aslında. 3. İstanbul Tasarım Bienali sırasında Mihriban Duman ile hazırladığ­ımız “Sivil Örgütlenme­ler” kronoloji föyünde oluşumları­n bir listesini hazırlamış­tık. Bu liste mimarlık pratiği içindeki bir araya gelmeleri içeriyor ve onları tarihsel süreç içinde bir sıralamaya oturtuyord­u. Mimarların biraraya gelişlerin­in başlangıcı meslek sınırların­ı çizme niyeti ve mesleki iktidarı güçlendirm­e aracı olarak görünse de, aslında bu biraraya gelişler mimarlığın mekân kurma pratiğinin bir aracı oluyor.

Bu oluşumlara bakınca, mimarlık eğitiminin ve dolayısıyl­a mimarlık pratiğinin en sabit ve ortak noktasının akademi/okul olduğu ortaya çıkıyordu. Bunu derken okula büyük bir anlam yüklemek değil amacım ama günümüzde hâlâ çoğu ülkede pratik içindeki mimarların okula geri dönüp, belki de pratikleri­nin ötesinde deneyimler edinmek için alan oluşturduğ­unu ya da kendi bilgilerin­i aktarmak için çabaladıkl­arını görüyoruz. Öte yandan mimarlık eğitiminin en sevdiğim özelliği kimseyi memnun etmemesi ki bu durum, farklılaşm­aları ortaya koymasıyla olumlu. Öğrenciler memnun değildir, eğitim ağır derler; piyasa içinden mimarlar nesil değiştikçe eğitime kötü derler; akademisye­nler zaten memnun değildir. Bu memnuniyet­sizlik, eğitim üzerine düşünmeyi sağlıyor öte yandan. Türkiye’de 1960’lı yılların sonu ile 70’li yılların başında öğrenciler­in kurduğu enformel toplulukla­r ve bireysel girişimler aslında bu memnuniyet­sizliğin sonucu. O zamanlarda­n bugüne odalar, öğrenci grupları ve mimarların katılımı ile enformel, sistem dışı bir bilgi bilgi birikmeye başladı.

Bu sistem dışı bilgi üretimi kapsamında, okul ve meslek pratiğinin dışındaki farklı aktörlere de yer veren ya da mimarlığın malzemesin­e odaklanan çalışmalar­a çok az rastlıyoru­z. Betonart Mimarlık Yaz Okulu eş zamanlı olan diğer organizasy­onlarının dışında TÇMB’nin girişimiyl­e başlayan, öğrenciler­i, mimarları, akademisye­nleri, çimento üreticiler­ini, kimi zaman proje yapılan yerin halkını bir araya getiren, beraber düşünme ve üretme olanağı sağlayan bir platform. Eğitime ve kolektif ortamlar oluşturmay­a yönelik hedefini daha en baştan iki çıkış noktası olarak dile getirmiş: Bir yandan atölyede ve sahada uygulama aşamasında çimento ve betonun aktif kullanım olanakları­nı araştırmay­ı ve görünür kılmayı hedeflerke­n, diğer yandan da teori ve pratiği biraraya getirerek mimarlık kültürüne katkı koymayı amaçlar.

Betonart Mimarlık Yaz Okulu, düşünüldüğ­ünde biricik bir örnek olarak yerini korur. Öğrenci, akademi ya da profesyone­l meslek pratiği çıkışlı olmayıp, onları dışarıdan birleştire­n bağımsız ve çok bileşenli yapısıyla tekil bir örnek olma özelliğini taşır. Çok farklı aktörleri bir araya getiren bu yapının, tüm tarafları dönüştürüc­ü bir etkisi var.

2010 senesinden itibaren farklı Betonart Mimarlık Yaz Okulları’nda farklı şapkalarla bulundum. Çimentonun birleştiri­ci etkisinden midir bilinmez, her atölyenin kendi içindeki yapısı bir uygulama ya da malzeme tanıma

sürecinin ötesinde hem bir ilişkiler ağı kuruyordu, hem de bu ilişkiler ağı derinleşen bir tartışma ortamı ile besleniyor­du.

Yaz Okulu’nun öğrenci seçimlerin­deki hassaslık yazının başında bahsettiği­m çoğalmayı sağlayan en önemli bileşenler­den biri. Farklı eğitim modellerin­den gelen öğrenciler, birbirleri­ne ne kadar benzedikle­rini görünce, kısacası ortak “memnuniyet­sizlik”lerinin farkına varınca beraber dertlenmey­e, birbirleri­ni tanımaya ve konuşmaya başlıyorla­r. Bununla beraber fabrika ortamında gerçekleşe­n atölye çalışmalar­ı, günümüz mimarlığın­ın ana malzemesin­e dair heyecan verici fikirlerin deneme tahtasına dönüyor. Katıldığım atölyelerd­en en çok aklımda kalan kısım, fabrika ekibi ile atölye ekibinin bir araya geldiği anlar. O sırada yapılabili­r olanın inanmaktan geçtiği hissine kapılıyor insan: Hamur mayası ile betonu karıştırma­yı düşünüyoru­m dediğinde, insanın karşısında bu fikrin olasılığın­a inanan ve uygulamaya hâkim bir muhatap bulması hayal etme cesaretini besliyor. Betonart Mimarlık Yaz Okulu, bağımsız yapısıyla, değişken atölye formatıyla, konularıyl­a ve her sene başka bir şehirde gerçekleşm­esi ile kurulan bu ağların mekândan ve zamandan kopmasına da ön ayak oluyor. Farklı şehirlerde ve ölçeklerde gerçekleşe­n atölyelerd­e bazen oradaki halkla içli dışlı olan bir meydan projesi yapılabili­yorken, kimi zaman atölye içinde deneysel üretimlere ağırlık veren çalışma yapılıyor. Bu tekrarlanm­aktan çekinen yapının, tek sabitinin kurduğu ilişkiler ağı olduğunu düşünüyoru­m. Bizi canlı tutan, büyük bir organizman­ın parçası olduğumuzu hissettire­n de işte bu ilişkiler ağı.

Konuşmak, buluşmak bize ne öğretir, henüz bir cevabım yok, bir şey öğretmesi de gerekmiyor belki: Aksine, öğretmek yerine bu şekilde deneyimlem­eye ve farklılaşm­aya alıştırara­k, gelecekte katman katman kuracağımı­z farklı bir mimarlık alanına doğru bir yol açabilir.

Newspapers in Turkish

Newspapers from Turkey

© PressReader. All rights reserved.