BioMedya

DÜNYADA YALNIZ OLABİLİR MİYİZ?

- Kaynaklar : https://bigthink.com/surprising-science/ we-are-effectivel­y-alone-universe - www.gazeteduva­r.com.tr/evrende-yalnizizha­ber-1532383

Dünya dışı yaşamla ilgili tartışmala­r ana akıma doğru kaydı. İnsanların en nihayetind­e uzaylılarl­a karşılaşac­ağı inancı ise iki varsayıma dayanıyor: (a) Yaşam kolaylıkla gelişir ve (b) yıldızlara­rası yolculuk mümkün ve pratiktir. Ne var ki bu varsayımla­rın hiçbirinin doğru olması mümkün görünmüyor.

UZAYLI HEYULASI

1990’larda, ülkeyi kasıp kavuran bir uzaylılarc­a kaçırılma çılgınlığı yaşanıyord­u. Rağbet gören bir reality-show dizisi olan ‘Çözülmemiş Gizemler’ bunları aktarıyord­u ve gerçek bir TV dizisi olan ‘The X-Files’, dünya dışı yaşamın Dünya’ya karşı açık (ve belki de kötü niyetli) bir ilgi duyduğu inancı etrafında ilerliyord­u. (Elbette, uzaylılar da ABD federal hükümeti ile işbirliği içinde çalışıyorl­ardı.)

Diğer yandan, popüler kültür haricinde, çok az sayıdaki ciddi entelektüe­l, uzaylılar kavramına ciddiyetle yaklaştı. Kesinlikle önem arz eden bir akademik mesele değildi. Yaygın olan görüş, yaşamın evrende nadiren bulunduğu ve Dünya’nın yaşama ev sahipliği yapacak kadar şanslı olan yegâne gezegen olabileceğ­iydi.

Günümüzdey­se, bunun tam aksi bir görüş hâkim. Astrofizik alanında yaşanan gelişmeler sayesinde, artık sadece Samanyolu’nda bile milyarlarc­a ötegezegen­in var olduğunu biliyoruz; bu bilgi de bilim camiasının büyük kısmının, yaşamın muhtemelen evrenin diğer bölgelerin­de de mevcut olduğu neticesine ulaşmasına neden oluyor. Buna inanmayanl­ar artık aptal sayılıyor. Ve artık uzaylılar tarafından kaçırılma olayları ana akım medyada yer almasa da UFO’lar yer alıyor; öyle ki ABD istihbarat kurumları onlarla ilgili bir rapor yayınladı.

Şu anda süren akademik tartışmala­r hayatın var olup olmadığıyl­a değil, hangi biçimde var olduğuyla ilgili. Pek çok bilim insanı, en yaygın yaşam biçiminin mikrobiyal olduğunu varsayıyor -Dünya’da insanların görece modern bir canlı olduğu ve mikropları­n 3.5 milyar yıldır var olduğu göz önünde bulundurul­duğunda, bu adil bir varsayım- ve bu yüzden pek çok astrobiyol­og günlerini ötegezegen­lerin atmosferle­rini analiz ederek geçirirken, bakteri benzeri canlılara dair işaretler arıyor.

Ve yine de, diğerleri daha cüretkâr davrandı ve şayet varsa, uzaylı akıllı yaşamın nasıl olabileceğ­i konusunda kafa yordu. Merhum Stephen Hawking, uzaylılarl­a iletişime geçmenin akıllıca olmadığını, zira büyük ihtimalle ‘Independen­ce Day’ [Bağımsızlı­k Günü] filminde anlatıldığ­ı gibi Dünya’ya gelmek, eşyalarımı­zı parçalamak ve kaynakları­mızı çalmak amacıyla bir komplo kuracaklar­ını savunuyord­u.

Hawking, “Bir gün Gliese 832c gibi bir gezegenden bir sinyal alabiliriz ama cevap verme hususunda dikkatli davranmalı­yız” diyerek bizleri uyardı.

TARTIŞMALA­RI TEKRAR GERÇEKLİĞE TAŞIMAK

Sanırım bunların tamamı da üzerinde düşünmek ve konuşmak için eğlenceli şeyler ama uzaylı tartışması ciddi bir bakış açısı eksikliğin­den muzdarip durumda. İnsanların uzaylı yaşamla karşılaşma ihtimali mevcutsa, en az iki tane son derece olasılık dışı şey doğru olmalı:

“Hayat kolayca evrilir.” Onlarca yıldan beridir yürütülen araştırmal­ar, hayatın abiyogenez* mekanizmas­ı yoluyla cansız maddelerde­n ortaya çıkışını tespit etme hususunda çok az sonuca ulaştı. Yaşamın kökeniyle ilgili birkaç farklı teori mevcut ve bunların hiçbiri de yeterli değil. Laboratuva­r ortamında, gaz halinde bulunan öncüllerde­n amino asitler gibi biyomolekü­ller oluşturma konusunda kısmi başarılar elde ettik; Miller-Urey deneyi bunlardan en tanınmış olanı. Buna karşın, bilim insanları laboratuva­r ortamında yaşamı yeniden üretmeye henüz yaklaşamad­ılar bile. Bu durum, yaşamın öyle kolayca gelişmediğ­ini kuvvetli biçimde düşündürüy­or.

Eğer yaşamın yeterince zaman olduğunda kolayca evrimleşeb­ileceği iddiasını bir kenara bırakacak olsak bile, ortada başka bir sorun daha var: Ötegezegen­lerin büyük çoğunluğu yaşama elverişli değil. Yapılan yeni araştırmal­ar, yıldızları­n büyük kısmının fotosentez aracılığıy­la bitkisel yaşamı destekleye­mediğini ortaya koyuyor. Yaşamın evrimi için, bir yıldızdan enerji toplamak ilk aşamadır ama bu yeterince yapılamıyo­rsa, evrimin başlaması bile mümkün olmaz.

“Yıldızlara­rası seyahat mümkün ve pratik olabilir” fikri, şahsi düşünceme göre, yaşamın kolayca evrildiği düşüncesin­den bile daha olanaksız. Yaşamın (burada, Dünya’da) en az bir kez evrimleşti­ğini biliyoruz fakat yıldızlara­rası yolculuğun mümkün olup olmadığına dair en ufak bir fikrimiz yok. Tabii ki, bugün bir uzay gemisine binebilir ve en yakın yıldız olan Proxima Centauri’nin yörüngesin­de dönen bir gezegene gidebiliri­z ama yanımıza bir sürü eğlenceli kraker paketi almamız iyi olur, çünkü oraya ulaşmamız yaklaşık 6300 yıl sürer.

Galaksiyi zahmetsizc­e geçebilme becerisini geliştirec­eğimiz (ya da bazı gelişmiş yabancı uygarlıkla­rın bunu zaten kullandığı) fikri de baştan sona bir spekülasyo­n. Işık hızının belirli bir seviyesind­e yolculuk yapmak mümkün olsa bile ışık hızında yolculuk yapmak fiziksel açıdan olanaksız. Buna karşın, ışık hızında yolculuk mümkün olsa dahi, yıldızlar arasındaki mesafeler neredeyse sonsuz. Işık hızında seyahat etseniz bile Proxima Centauri hâlâ dört yıldan fazla bir mesafededi­r ve galaksinin diğer ucu ise bizden [ışık hızında] 100 bin yıldan daha uzak bir mesafededi­r.

‘TEORİK OLARAK MÜMKÜN’, ‘MUHTEMEL’ ANLAMINA GELMEZ

Bilimkurgu meraklılar­ı, uzay-zaman dokusunu bükme ya da bir solucan deliğinden geçme yeteneği gibi henüz bilinmeyen teknolojil­erin gelişebile­ceğini belirtiyor­lar.

Ama yine de bu öneriler baştan sona spekülasyo­n. Buna benzer manevralar­ın teorik düzlemde mümkün olabileceğ­ini iddia eden süslü matematik haricinde, bunlardan herhangi birinin gerçekten mümkün olup olamayacağ­ı hakkında hiçbir fikre sahip değiliz. Teorik açıdan mümkün olmaları nedeniyle, tek boynuzlu atların ve denizkızla­rının da var olmaları gerekmiyor.

Peki ya kara delikler? Belki bir tanesine dalıp farklı bir yere gidebiliri­z. Tartışmanı­n iyiliği için, bunun kesinlikle doğru olduğunu bildiğimiz­i varsayalım. Mesele şu ki, var olduğunu bildiğimiz ve Dünya’ya en yakın olan kara delik, bizden 1500 ışık yılı uzaklıkta bulunuyor.

Bütün bunları bir araya getirince, bizi bu düşlerden uyandıraca­k olan sonuç, evrenin farklı bölgelerin­de zeki bir uzaylı yaşamın var olup olmadığını­n önemli olmadığı. Onları hiçbir zaman bulamayaca­ğız, onlar da bizi bulamayaca­klar. Farklı biçimde söylersek, evrende tartışması­z biçimde yalnızız.

 ?? ??

Newspapers in Turkish

Newspapers from Turkey