Küresel veri emperyalizmi ile mücadele ediyoruz!

CIO Turkiye - - ARALIK - Murat YILDIZ

Turkcell CEO’SU Kaan Terzioğlu bulut mimarisinin en başkndan; bir tek dünya, bir tek ülke varmkş gibi inşa edildiğini söyledi ve ekledi: “Ne yazkk ki bu teknoloji, ilk çkkkş amackndan saptkrklarak dünyankn en büyük emperyalist arack haline getirildi. Dünyada dijital emperyalizm, küresel olarak üretilen tüm veriyi sömüren ve yağmalayan iki-üç tane büyük şirketle sonuçlandk. Şimdi, bunlar yaşankrken ve büyürken keşke sesimi daha çok çkkarsaydkm diyorum.”

Turkcell CEO’SU Kaan Terzioğlu bulut mimarisinin en başkndan; bir tek dünya, bir tek ülke varmkş gibi inşa edildiğini söyledi ve ekledi: “Ne yazkk ki bu teknoloji, ilk çkkkş amackndan saptkrklarak dünyankn en büyük emperyalist arack haline getirildi. Dünyada dijital emperyalizm, küresel olarak üretilen tüm veriyi sömüren ve yağmalayan iki-üç tane büyük şirketle sonuçlandk. Şimdi, bunlar yaşankrken ve büyürken keşke sesimi daha çok çkkarsaydkm diyorum.”

Telekom operatörleri artık geleneksel gelir modelleri ile ayakta kalmakta zorlanıyor. Takip ettiğimiz tüm etkinliklerde ve konferanslarda, yalnızca ses ve data taşıyan operatörler için yolun sonu geldi gibi görünüyor. Yakında 25. yılını kutlayacak olan Turkcell, çeyrek asırlık deneyiminde muhtemelen en büyük dönüşümlerden birini yaşıyor. Kaan Terzioğlu, yönetime geldiği günden bu yana farklı dijital servislerin hayata geçmesine liderlik etti. Dijital operatör ve 1440 stratejisi ile Turkcell’i farklı bir noktaya taşıyor. Bunları yaparken, Türkiye’de Cio’ların hayatına dokunacak altyapı çalışmalarına da ağırlık veriyor. Kaan Terzioğlu’na 1440 stratejisinin çıkış noktasını ve Turkcell’in bundan sonra nereye gideceğini sorduk. Samimi ve dobra cevaplar aldık…

2017 yılında 1440 stratejisinden bahsetmeye başladınız. Nereden çıktı bu ve aradan geçen 1 yıl içerisinde hedeflerin neresindesiniz?

1440 stratejisinin temelinde aslında Telekom sektörünün önemli bir zafiyeti ve pazarı ıskalaması var. Geleneksel Telekom şirketinin müşterisi ile olan ilişkisi 17 dakikalık telefon araması ve 15 dakikalık telefona cevap verme süresi ile kısıtlı. Son on yıla baktığımızda dijital ekonomi trilyon dolarlara ulaştığını görüyoruz. Bu trilyon dolarlık dijital şirketlerin de aslında insanların belirli bilgi ve eğlence ihtiyaçlarına cevap vererek bu duruma eriştikleri ortada. Bu yüzden bizim halen veriyi ham bir şekilde taşımaya devam edersek müşterimizin yalnızca 32 dakikasına dokunmaya devam etmiş olacağız. Ancak gerçek ve güçlü ilişkiler ancak insanların gerçek ihtiyaçlarına dokunduğunuzda kurulmuş oluyor. Biz bu aşamadan sonra şunu düşünmeye başladık; nasıl olur da bu ham veriyi dijital servisler ile daha zengin hale getirip müşterilerimizle daha güçlü bir bağ kurabiliriz? 1440 dakika fikri ve stratejisi bu anlayışla çıkmış oldu. Siz de biliyorsunuz, insanlar interneti müzik dinlemek, film izlemek, gazete okumak, fotoğraflarını saklamak, sağlık uygulamalarını kullanmak ya da anlık mesajlaşma yapmak için kullanabiliyorlar. Biz de internet kullanıcılarının alışkanlıkları ve beklentileri konusunda bir dizi araştırma yaptık. Bu araştırmaların sonucunda da 1440 dakikanın tamamına hitap edebilecek ürünler ve servisler oluşturduk. Şimdi diyeceksiniz ki gece uyurken 1440 dakika nasıl geçerli olacak. Uyku, insanların rahat ve güvenli bir şekilde birkaç saat dinlemek istedikleri bir süre. Peki, bu süreyi dijital servisler ile güvenli ve rahat hale getiremez miyiz? Mesela uyku kalitenizi ölçen uygulamalar yapabiliriz. Sizin güvenli ve rahat bir şekilde uyuyabilmeniz için evinizin, iş yerinizin ya da kapıda bulunan otomobilinizin güvenliğini sağlayacak uygulamalar yapabiliriz.

Bu servisleri çıkarırken insanların iş ve özel yaşam önceliklerini nasıl konumluyorsunuz?

Aslında 1440 bir sembol; çünkü günün içerisinde insanlar eş zamanlı olarak birden fazla 1440 dakika yaşıyorlar. Örneğin; işinize ait 1440 dakikanınız varken aynı zamanda kişisel yaşamınıza ait bir başka 1440 dakikanız var. Tüm ihtiyaç duyulan 1440 dakikaları sayacak olsak, tüm dünyadaki insanların sayısından daha fazla 1440 dakika çarpanına ihtiyaç duyacağız. O yüzden dijital servisler pazarı asla tükenmeyecek ve her zaman yerine yenisi gelecek. Ancak bir gerçek var ki, zaman oldukça kısıtlı bir kaynak. Aynı dakika içerisinde insanlar ya gazete okuyor ya film izliyor ya da cep telefonundan fotoğrafları ile uğraşıp mesajlarına bakıyor. Bunlardan bazılarını bir arada yapabilmek de mümkün ancak bizler için artık zamanı çok daha iyi kullanmanın önemi artıyor. Bu yüzden biz çıkardığımız servisleri seçerken hem insanların zamanını değerli, kaliteli hale getirecek hem de iletişim ihtiyaçlarını cevap vermek istedik. Bu çerçevede geliştirdiğimiz anlık mesajlaşma uygulamamız BIP şu anda Türkiye’de oldukça iyi bir noktaya geldi. Diğer taraftan müzik dinlemek çok önemli. İnsanlar bir günde ortalama 12 adet şarkı dinliyorlar. Bu da yaklaşık 48 dakikaya tekabül ediyor. Gazete

okumak yaklaşık 28 ila 30 dakikaya denk geliyor. Yaklaşık 120 dakika televizyon izliyoruz. Tüm bunları topladığımızda şu anda müşterilerimizin yaklaşık 250 dakikalarına dokunabilir hale geldik. Bunlar elbette sadece ölçebildiğimiz şeyler. Elbette ölçemediğimiz ve yeni gelen şeyler de var. Örneğin; Hadi yarışması günde 3 defa yapılıyor ve bu yarışmaların her birine artık 700 bine yakın kişi katılıyor. Toplamda 1 milyonu geçen bir kitleye Hadi yarışması üzerinden dokunabiliyoruz. Bu kişilerin 1 gün içerisinde 30 dakikasına daha bir iş ortağımızın dijital bir servisi üzerinden dokunmuş oluyoruz.

Bu servislerin başarısını nasıl ölçümlüyorsunuz?

Biz adım adım Türkiye’de yeni bir iş modelini ispatlamış olduk. Bu yeni iş modeli bizi dünyada en hızlı büyüyen Telekom operatörü haline getirdi. Son çeyrek rakamlarına göre ciromuz %26 büyüdü. Üstelik 4.5G şebekesini kullanıma sunalı yaklaşık 2,5 yıl oldu. Biz ise son 2 senede neredeyse %59 oranında büyümüş olduk. EBITDA’MıZ 2 yıllık süreçte %97 büyüdü. Ve bütün bunlar bir taraftan müşterimize olan hizmetlerimizin zenginleşmesi ile derinleşmesi ile gerçekleşmiş oldu. Tüm bunlar klasik Telekom hizmetleri ile gidilebilecek bir mesafe değildir.

1440 stratejisinin sonrasında ne var?

Şu anda stratejimizin ikinci fazına gelmiş durumdayız. Hiçbir Telekom şirketi müşterinin ihtiyacı olan tüm hizmetleri kendisi geliştiremez. Bundan sonra bir kürasyon dönemine gireceğiz. Bu dönemde de bizim sağlayacağımız 3 önemli katma değere odaklanacağız. Bunlar; kimlik yönetimi, mobil ödeme ve veri trafiği oluşturma. Örneğin Hadi yarışması bizim bir iş ortağımızın fikriydi. Biz bu fikri alıp en kısa zamanda endüstriyel bir dijital servis haline getirmek için onlara destek olduk. Hadi yarışmasına katılmak isteyen bir müşteri, Turkcell’in hızlı giriş servisi ile kolayca kayıt oluyor. Ödüller Paycell teknolojimiz ile dağıtılıyor. Tüm Hadi uygulama altyapısı ve yayınlar bizim veri merkezlerimiz üzerinden hizmet alıyor. Ayrıca her türlü siber güvenlik önlemleri Turkcell tarafından sağlanıyor. Yine Yaani gibi uygulamalarımız üzerinden onlara trafik taşıyoruz. Ben bu üç teknolojinin yani kimlik yönetimi, ödeme altyapısı ve trafik yönetiminin, ileride Telekom şirketlerinin en önemli gelir kaynağı olacağına inanıyorum. 1440 stratejimizin ikinci fazında bu yapıya odaklanacağız. Biz istiyoruz ki müşterilerimiz kullandıkları her türlü dijital serviste Turkcell teknolojilerinin güvenini hissetsinler. Bu yalnıza Turkcell servisleri için değil aynı zamanda Turkcell altyapısını ve servislerini kullanan diğer uygulamalar için de geçerli. Müşterilerimiz uygulama içinde Turkcell Hızlı giriş ya da Paycell özelliğini gördüklerini içleri rahat edecektir. Çünkü bir uygulamaya verilerini verirken ya da ödeme yaparken bunu Turkcell üzerinden yapmaları ve aslında bu bilgileri yalnızca Turkcell ile paylaşacak olmaları o servislere olan güveni de artıracaktır. Bu model sonsuza kadar genişleyecek ölçeklenme kabiliyetine sahip.

Bu hizmetlerin sağlıklı işlemesi için ciddi veri merkezi altyapısına ihtiyaç var. Sizin bu konudaki yatırımlarınız ne durumda?

Biz son üç buçuk yıldır bir yandan dijital servisler geliştirirken bir yandan da bu dijital servislerin üzerinde yürütüleceği veri merkezlerini inşa ediyoruz. Bizim tüm Türkiye’de 7 adet veri merkezimiz vardı ancak bunlar dünya standartlarında, Tier 3 seviyelerinde veri merkezleri değildi. Bu yüzden ilk önce Gebze veri merkezimizi inşa ettik. Turkcell Gebze Veri Merkezi gerçekten de teknoloji şaheseri bir ortam oldu. 10 bin metrekarelik veri merkezi yalnızca 17 kişinin bulunduğu bir kontrol odasından yönetilebiliyor. Sonrasında yine dünya standartlarında olan İzmir Veri Merkezi’mizi açtık. Şimdi de Ankara ve Çorlu’da yine dünya standartlarında veri merkezlerimizi tamamlıyoruz. Bu sayede veri merkezlerine yaptığımız toplam yatırım miktarı 2 milyar liranın üzerine çıkacak. Biz bu yatırımları Türkiye’nin verisini Türkiye’de tutmak ve dijital servislere daha fazla katma değer sağlamak için yapıyoruz. Milli ve yerli teknolojilerin altını ısrarla çizmek istiyorum. Bana göre Türkiye’de istihdam sağlayan, yatırım yapan, Türkiye’de vergi ödeyen, Türkiye’nin verisini Türkiye’de tutan ve işleyen herkes milli ve yerlidir. Bu kapsam içerisinde de bir çağrıda bulunmak istiyorum, Türkiye’nin verisini Türkiye’den çıkaranlara bir çağrı yapıyorum. Bu veriyi Türkiye’ye getirsinler, Türkiye’de işlesinler,

Biz adkm adkm Türkiye’de yeni bir iş modelini ispatlamkş olduk. Bu yeni iş modeli bizi dünyada en hkzlk büyüyen Telekom operatörü haline getirdi. Son çeyrek rakamlarkna göre ciromuz %26 büyüdü.

onlara kapılarımız açık. Veri merkezlerimiz dünyanın en iyi teknolojileri ile donatılmıştır ve hiçbir endişe duymalarına gerek yok. Ama Türkiye’den giderlerse ve Türk yasalarına saygısızlık ederlerse bu onların seçimidir.

Peki, Türkiye’nin ne kadar veri merkezine ihtiyacı var?

Şu anda açtığımız veri merkezlerine bölgesel oyuncular gelmeye başladı. Şu anda Gebze ve İzmir veri merkezlerimizde dünyanın büyük teknoloji şirketleri yer alıyor ve bu şirketler yalnızca Türkiye’ye değil aynı zamanda yakın bölgeye de hizmet verecek servisler barındıracak. Elbette daha gideceğimiz çok yol var. Bizim veri merkezlerimizin toplam kapasitesi sayesinde temel ihtiyaçlarımızı giderecek noktaya gelecek. Üç sene öncesinde Türkiye’nin verisinin %96’sı yurtdışında saklanıp işleniyordu. Bu oran yavaş yavaş Türkiye lehine değişiyor. Sadece bizim servislerimizin Türkiye’deki veri tüketim oranı %10’lara geldi. Buralarda hızla %30’lara doğru ilerlememiz lazım. Önümüzdeki 3 sene içerisinde bunun gerçekleşeceğine inanıyorum.

Siz uzun yıllardır teknoloji sektöründesiniz. Siz bu tecrübeleriniz ile geçmişe dönseniz iş yaşantınızda neyi değiştirmek isterdiniz?

Aslında aynı yerde olurdum ve keyif alarak bu noktaya geldiğimi söyleyebilirim. Ancak bir konunun altını çizmekte fayda var. Dünya henüz bulut teknolojilerini yeni konuşmaya başladığında ben Amerikalı bir şirketin bulut stratejilerini tayin ediyordum. O dönem- de konunun farkındaydım ve her ülkenin verisinin kendi ülkesinde kalması gerektiğini biliyordum. Ancak ne yazık ki, o zamanlarda bulut mimarisi bir tek dünya, bir tek ülke varmış gibi inşa edildi. Ve ne yazık ki bu teknoloji, ilk çıkış amacından saptırılarak dünyanın en büyük emperyalist aracı haline getirildi. Dünyada dijital emperyalizm, küresel olarak üretilen tüm veriyi sömüren ve yağmalayan ikiüç tane büyük şirketle sonuçlandı. Bunlar yaşanırken ve büyürken keşke sesimi daha çok çıkarsaydım diyorum şimdi.

Peki, bu çerçevede geleceği nasıl görüyorsunuz? Dijital veri emperyalizminin değişimini bekliyor musunuz?

Ben veri egemenliğinin değişeceğine inanıyorum. Bu dijital emperyalizm, net neutrality (ağ tarafsızlığı) denilen ve tamamen hamasi bir politika üzerinden düzenlendi ve uygulandı. Öyle ki bugün dünyanın çok daha öncelikli ve insani sorunları olan “food neutrality”, “health neutrality”, “energy neutrality” gibi kavramlar yokken, yalnızca veriyi daha çok yağmalamak için “net neutrality” üzerinden savaş veriyorlar. Tüm bunların sonucunda dünyadaki birkaç veri emperyalist şirketi tüm veriyi yağmalamalarının önünü açmak istiyor. Geleceğine inanan, ekonomisine önem veren her ülkenin acilen bu konuda bir şeyler yapması gerekiyor. Örneğin Çin, dijital ekonomi içerisinde yer alan trilyon dolarlık şirketler çıkardı. Ancak baktığınızda net neutrality en radikal uygulandığı Hindistan ise yalnızca çağrı merkezleri ve yazılım bakım hizmetleri gerçekleştiriyor. Türkiye’nin acilen bu konuda adım atması gerekiyor. Regülasyonlarımız maalesef halen veri egemenliğini tam olarak ifade etmekten çok uzak ve bu konuda yapacak çok işimiz var.

Çin, dijital ekonomi içerisinde yer alan trilyon dolarlkk şirketler çkkardk. Ancak baktkğknkzda net neutrality en radikal uygulandkğk Hindistan ise yalnkzca çağrk merkezleri ve yazklkm bakkm hizmetleri gerçekleştiriyor. Türkiye’nin acilen bu konuda adkm atmask gerekiyor.

Newspapers in Turkish

Newspapers from Turkey

© PressReader. All rights reserved.