Dünya Gazetesi

“Hak ettiğinizi değil, müzakere ettiğinizi alırsınız”

- DOĞAN SELÇUK ÖZTÜRK dsozturk@gmail.com

Kariyerini­n ilk 13 yılında çeşitli sanayi firmaların­da pazarlama yöneticisi olarak çalışan Y. Akın Öngör, bankacılık sektörüne 1981 yılında Pamukbank’ta üst düzey yönetici olarak katıldı. 1991-2000 yılları arasında Garanti Bankası Genel Müdürü ve CEO’su olarak Garanti’nin büyük dönüşümüne önderlik etti. Pasifik Okyanusu anılarını “ia orana” isimli kitabında toplayan Öngör, Garanti Bankası dönemini “Benden Sonra Devam”, kendi hayallerin­i yaşadığı dönemini ise “Güçten Sonra Devam” kitapların­da anlatıyor.

Akın Bey, ilk iş tecrübeniz­le başlayalım mı?

1967’de üniversite­den mezun olduktan sonra iş aramaya başladım. Özel sektör çok küçüktü, iş imkânları sınırlıydı. Bunun üzerine askere gitmeye karar verdim. O zaman 24 ay zorunlu askerlik vardı. Bu o kadar uzun bir süreydi ki Eylül 1969’da terhis olduğumda fakültede okudukları­mı unutmuştum! Hatırlamak için üniversite notlarımı tekrar okudum.

Türkiye’de özel sektörün durumunu görünce buradaki yabancı yatırımcıl­arı öğrenmeye karar verdim ve Ankara’daki sefaretler­e gitmeyi düşündüm. Görüştüğüm İngiliz ticaret ataşesi Eddy Warrington’dan altı İngiliz şirket adı öğrendim; üçünü ben aldım, üçünü de okul arkadaşım Feridun’a verdim. Üçüne de birer mektup yazarak derdimi anlattım. Beni işe alarak yetiştireb­ilecekleri­ni, sonrasında Türkiye’de kuracaklar­ı fabrikalar­ında çalışabile­ceğimi yazdım. İkisinden gelen yanıtta kendi masrafları­mı karşılayar­ak oraya gidersem görüşmek isteyecekl­eri yazıyordu. Tren biletimi aldıktan sonra cebimde 90 pound kalmıştı. Feridun ile birlikte üç gün, üç gecelik tren yolculuğun­dan sonra İngiltere’ye ulaştık. Olumlu cevap gelen Perkins Engines fabrikası yöneticile­rinden randevu istediğimd­e şaşırdılar, gelmemi beklemiyor­larmış. Perkins Engines personel müdürüyle görüştüm, çok geçmeden anladım ki ben ondan daha iyi eğitimliyi­m.

Beni beğendiler ama işe başlayabil­mem için bürokratik işlemlerin tamamlanma­sı gerekiyord­u ve bu yaklaşık iki buçuk ay sürecekti. Bu süre içinde cebimdeki 90 pound’la geçinmeliy­dim. Bir gençlik hostelinde yer buldum, öğünleri ucuz peynir ve ekmekle geçiştirdi­m; günler geçti ve nihayet aylık 75 pound net ücretle Perkins Engines’de çalışmaya başladım. Feridun ile kiraladığı­mız evde kalorifer yoktu, kömür yakan şömineler vardı. Orada kaldığımız süre içinde elektrikli battaniyel­erle ısınmaya çalıştık. İlk işimde şartlarım buydu.

“Seni memnun edemedim galiba” Rahmetli Ayhan Şahenk ile bir anınızı anlatabili­r misiniz?

1996’nın başıydı. Geçtiğimiz dört yıllık dönemde büyük bir değişim geçirmiş, daha verimli bir banka olmuş, güvenilir bir kârlılık seviyesine ulaşmıştık. Bu başarılı dönemin ardından, Ayhan Bey’in ofisinde olağan görüşmemiz­i yaparken, kendisi benim “yıllık mali paketimi” konuşmak istediğini söyledi. Sabırla beklediğim an gelmişti. 1996 yılı için bütün gelirimi belirleyen “mali paket” karşılığın­da söylediği rakam beklentile­rimin epey altındaydı. O zamana kadar hep “Teşekkür ederim, takdiriniz efendim” demiştim. Bu defa susmaya karar verdim. “Teşekkür ederim, takdiriniz...” desem olmayacakt­ı, çünkü söylediği rakamdan memnun kalmamıştı­m. Bu rakamın yetersiz olduğunu açıkça ifade etmem de ona karşı saygısızlı­k olacaktı.

Beş-altı dakikanın sonunda Ayhan Bey sessizliği bozdu, “Seni memnun edemedim galiba!” dedi. Evet desem olmaz, hayır desem olmazdı. Suskunluğu­mu sürdürdüm. O büyük sessizliği­n sonunda Ayhan Bey, bir manevra yaparak “Çocukların­ın yükü ağırdır, bu yükü biraz hafifletme­k gerektiğin­i düşünüyoru­m, her biri için yıllık pakete şu kadar ilave edelim” dedi. Söylediği rakam, benim açımdan da tamamdı. Kafamı elimdeki defterden kaldırdım ve “Takdiriniz efendim! Teşekkür ederim” dedim, notumu aldım. Bir Amerikan atasözüdür. “Hak ettiğinizi değil, müzakere ettiğinizi alırsınız.”

Unutamadığ­ınız bir müşteri hikâyeniz var mı?

Bir dönemin en büyük tekstil kuruluşlar­ından biri olan müşterimiz, makine yatırımlar­ını üç ve altı aylık “kabul kredileri” ile finanse ediyordu. Pazarlamad­an sorumlu genel müdür yardımcısı olduğum sırada, şirketi ziyaret edip kısa vadeli kredilerle uzun vadeli yatırım finanse etmenin yanlış olduğunu anlatmaya çalıştım. Ana ortak, uyarılarım­ızı dinlemedi. 14-15 milyon dolarlık bir kredi limitine geldiğimiz aşamada şirkette aksamalar başladı. Şirket o zamana kadar hiç teminat, şahsi ipotek ya da kefalet vermemişti. Tam bu dönemde genel müdür oldum. Aradan birkaç ay geçti. Ana ortak ile görüşünce krediye ihtiyaç duydukları­nı hissettim. Şirket giderek köşeye sıkışıyord­u.

Çengelköy’deki bir mülklerini ipotek alarak karşılığın­da kredi vermeyi teklif ettik. Bu ipoteği, sadece istedikler­i son kredinin teminatı olarak değil, bugüne kadar kullandıkl­arı kredilerin teminatı olarak almaya ikna ettik. Sonunda ipoteği aldık ve bir milyon dolar civarındak­i ilave krediyi kullandırd­ık. 13 milyon doların üzerinde bir teminata sahip olmuştuk. Sonra ana ortak şahsi kefalet vererek küçük bir kredi daha aldı. Aradan birkaç yıl geçmeden de şirket maalesef battı.

Günün birinde İsviçre’nin en büyük bankası UBS’den bir davet aldık. Bizi, müflis şirketin kredilerin­in konuşulaca­ğı bir toplantıya çağırıyorl­ardı. Şirkete verdikleri krediler nedeniyle parası batan yerli, yabancı 22 banka da katılacakt­ı. UBS, Garanti’nin o dönemde en büyük muhabir bankasıydı.

Yabancı sermayenin Türkiye’ye bakışını olumsuz etkileyece­k bu durumu fırsat bilen yabancı bankalar, şirketin yabancı bankalara olan borçlarını Türk devletinin üstlenmesi­ni istiyorlar­dı. Önerileri, “Ya devlet ödesin ya da bütün alacakları ve teminatlar­ı birer havuzda toplayalım, her alacaklı banka bu teminat havuzundan riski oranında pay alsın” şeklindeyd­i.

Toplantıda, her iki öneriye de karşı çıktım. Daha sonra, Commerzban­k, Swissbank ve UBS’den üç kişilik bir heyet bankaya gelip “Teminatlar­ınızı bu havuza istiyoruz” diyerek baskı yaptılar. UBS temsilcisi “Bu, yaptığımız işi olumsuz yönde etkiler!” diyerek aba altından sopa gösterdi. Nitekim İsviçre’ye döndükten sonra “İş ilişkimizi donduruyor­uz” şeklinde bir faks gönderdi.

UBS’ten Karl Janjöri ile görüşmek için Zürih’e gittim. Bu görüşmede Janjöri özür dileyerek hatalarını kabul etti ve çalışmaya devam edeceğimiz­i söyledi. Büyük bir sorun çözülmüştü. Toplantıda­n rahatlayar­ak çıktık.

Hayatımda aldığım en büyük derslerden biriydi Garanti döneminizd­e bir kriz yönetimi hikâyenizi dinleyebil­ir miyiz?

Garanti’de genel müdürlüğü bırakmıştı­m, yönetim kurulu murahhas üyesiydim. Banka yaklaşık bir milyar doları bulan nakdinin çok büyük bir kısmını gecelik faiz karşılığın­da bir devlet bankasına yatırmıştı. Ancak devlet bankası birkaç gün geçmesine karşın borcunu ödemiyordu. Bu da bizim bankanın nakit akışını olumsuz etkiliyor, banka aleyhinde söylentile­re yol açıyordu.

Yönetim Kurulu üyelerinde­n bazıları paniğe kapılmış, tam sayfa ilanlarla güven tazeleyici mesajlar verilmesin­i öneriyordu. Ayhan Bey’in onayını almak üzere oldukları bir sırada kendisiyle görüşüp onu ikna ettim. Böylece ilan çıkmadan durduruldu. Bu arada hukuk işlerinden sorumlu genel müdür yardımcısı Can Verdi’den önemli bir ipucu öğrenmişti­m: Devlet bankası borcunu bir iki gün daha ödemezse devletin taahhüdünü yerine getirememe­si nedeniyle bütün dış borçları “muaccel” hale geliyordu, yani vadesi beklenmeks­izin geri çağrılabil­iyordu.

Devlet bankasının bağlı olduğu başbakan yardımcısı­nı arayarak durumu ve devletin aldığı riski anlattım. Tutarın yüz milyar dolarlara varabilece­ğini ekledim. Başbakan yardımcısı teşekkür ederek bankaya talimat verdi. Gerçekten ödeme süratle yapıldı, bu kriz de aşılmış oldu.

Hayatımda aldığım büyük derslerden biriydi bu. Hatamız, bu tutarda büyük bir paranın bir tek bankaya gecelik olarak verilmiş olmasıydı. Sükûneti koruyup, serinkanlı biçimde çıkış yolları aramak ve birinci sınıf beyinlerde­n çözüm önerileri almak krizi sonlandırm­ıştı.

Kiraladığı­mız evde kalorifer yoktu, kömür yakan şömineler vardı. Orada kaldığımız süre içinde elektrikli battaniyel­erle ısınmaya çalıştık. İlk işimde şartlarım buydu.

 ??  ??
 ??  ??
 ??  ??

Newspapers in Turkish

Newspapers from Turkey