Sofralarımız ‘yerli’ değil

Türkiye'de 'yerli ve milli üretim' söylemlerine rağmen, Türkiye; Irak'tan Uruguay'a, Brezilya'dan Polonya'ya yani dünyanın her coğrafyasından gıda ithal etmek zorunda kalıyor. Bu durum tüketiciyi ciddi anlamda olumsuz yönde etkiliyor.

Dunya Gida - - Aralık 2018 - Sadık Çelik Keyveni Kurumsal Hazır Yemek Yönetim Kurulu Başkanı

Türkiye dünyanın dört bir yanından gıda ithal ediyor. Canlı hayvan ve karkas etle bașlayan ithalat, bununla sınırlı kalmayarak samandan bakliyata, patatesten soğana sıçrıyor. Sofralarımız artık 'yerli' olmaktan çıktı. Bu duruma șöyle bir açıklık getirmek gerekiyor; Hububatta iklime ve coğrafi koșullara göre, Mayıs ayında bașlayıp Ağus- tos ayına kadar devam eden bir hasat dönemi vardır. Bakliyat hasat dönemi ise Türkiye coğrafyasında Ağustos gibi bașlar Ekim’e kadar devam eder. Soğan-patates de Reyhanlı, Adana, Nevșehir, Amasya, Bolu, Afyon, Ödemiș, İzmir Körfez, Ankara yörelerinde Mayıs’ta bașlayıp Ekim’e kadar devam eder. Mayıs’ta, Temmuz’da hasat ettiğiniz bazı ürünleri kıșlık olarak ayıramazsınız. Örneğin patates-soğanda da böyledir. Kıșlık patates soğan genelde Niğde, Bolu,

Afyon, İzmir-Ödemiș tarafında çıkar. Tabii artık Türkiye’nin değișik bölgelerinde de ekiliyor, Sivas gibi, Erzincan, Erzurum gibi… Kıșlık dediğimiz mahsullerin hasatı Eylül, Ekim gibi gerçekleștirilir. Artık turfanda da 12 ay patates-soğan var ancak bunlar Türkiye ihtiyacını karșılayabilecek nitelikte değildir. Durum böyle olunca üretici veya tüccar kıșlık dediğimiz mahsulü alır, depolarına koyar ve onu aylara göre yenisi çıkana kadar tanzim eder. Bunun adı depolamadır. Stokçuluk ise iktisat dilinde karaborsa teorisinin içerisinde terimdir. Piyasada sezonda eksik olan ürünleri karaborsacılar veya bu ișten çıkar ve menfaat umanlar, kıtlık olacağını düșündüğü dönemde stoklarlar ve stokçuluk yaparlar. Bu durumda amaç piyasayı dara ve zora sokarak fahiș fiyata satıș yaparak kar elde etmektir. Sapla samanı birbirinden ayırmak lazım. Bir tarafta ürünleri doğru pay yapabilmek için stok yapanlar, diğer tarafta karaborsa sistemiyle dengeleri alt üst edenler var. Piyasanın kendi dengesi vardır. Burada yapılması gereken en doğru hareket, bașarılı bir üretim planlaması yapmaktır. Çiftçinin girdi maliyetleri düșürülmeli aynı zamanda desteklenip, üretime teșvik edilmelidir. Her yörenin iklim ve coğrafi koșullarına göre üretim yapılmalıdır. Binek araçlarda ya da lüks tüketime giren, teknede kullanılan yakıt gideriyle, tarımdaki yakıt harcamalarının eșit olmaması lazım. Avrupa’da ve Amerika’da sistem böyle ișliyor. Çünkü tarımı herkes destekliyor. İnsanlar betonla, tașla, çelikle karınlarını doyuramaz. Ancak gıda maddeleriyle karınlarını doyurabilirler. Bu da topraktan doğrudan elde ediliyor. O yüzden bu alana stratejik ve kutsal olarak bakmak ve sahip çıkmak lazım. Türkiye’nin bir bașka ve en büyük sorunu da arazi toplulaștırma meselesidir. Miras hukukundan kaynaklanan ta- rım arazilerinin parçalanmıș yapısı tarımın gelișmesine ve verimliliğine büyük darbe vuruyor. Batı, arazinin miras yolu ya da alım-satım yoluyla küçültülmesine engel olmuștur. Mesela İngiltere’de tapu almak diye bir șey yoktur. Toprağı 100 yıllık kiralayabilirsiniz. Sonsuza kadar tapuyu size asla vermiyorlar. Sadece kullanım hakkını alabiliyorsunuz. Eğer amaç dıșı kullanıldığı tespit edilirse de toprak hükümet tarafından geri alınıyor. Hollanda da bunu yapıyor. Hollanda’nın yüz ölçümü İstanbul kadar olmasına rağmen üçüncü tarım ekonomisi olmasının sebebi budur. Mevzuat ve hukuk tarımın gelișmesi için tekrar ele alınmalıdır.

Bir ülkenin yeterli üretimi olursa talep arzı karșılarsa ve arz-talep dengesi kurulursa ki bu piyasada olușuyor zaten. Çünkü üretici-çiftçi, malını ne zaman satacağını, ne zaman piyasaya hangi ürünü süreceğini ya da ne kadar süre ile muhafaza edebileceğini çok iyi bilir. Ürünün sıhhatini ve durumunu en iyi çiftçi biliyor. Çünkü ișin teknik kısmına en iyi onu üreten hakimdir. Diğer taraftan baktığımızda elbette ki, bu iși kötüye kullananlar ve stokçular vardır. Bunlar her dönem oldular. Bunların üzerine gidilmesini destekliyorum. Bu milli bir görevdir. Artan girdi maliyetleri yüzünden çiftçi üretimden çekiliyor ve tarım alanları daralıyor. Köylü Anadolu’yu terk edip büyük șehre göç edip ekmeğini bașka ișlerde arıyor. Bu da giderek dıșa bağımlılığın, ithalat payının genișlemesine yol açıyor. Bu sebeple piyasalarda fiyat dengesi kurulamıyor ve fiyatlar çoğunlukla yukarı çekiliyor. Aslında üretim planlaması düzgün yapılsa, bu tip sorunlarla karșılașmayabiliriz. İklim değișikliğine göre, üretim planlaması, ürün desenlemesi yapmamız ve ona göre tohum üretmemiz gerekiyor. Üretim yaparken her koșulun göz önünde bulundurulması gerekiyor.

Newspapers in Turkish

Newspapers from Turkey

© PressReader. All rights reserved.