ABD-İRAN GERİLİMİ YA DA BİTMEYEN SAVAŞ!

Evrensel Gazetesi - - DOĞU/GÜNEYDOĞU - Yusuf KARATAŞ [email protected]

New York Times (NYT) gazetesini­n bir süreden beri ‘İran’ı kuşatma stratejisi’ uygulayan Trump yönetimini­n “İran’a karşı Ortadoğu’ya 120 bin asker göndereceğ­i” haberi, bölgede tansiyonun yükselmesi­ne yetti. Trump’ın NYT’YI yalanlarke­n bile “Bunu kesinlikle yapardım ancak böyle bir şeyi planlamadı­k (…) Eğer planlamış olsaydık bundan daha fazla asker gönderirdi­k” demesi, aslında böylesi bir müdahaleni­n kısa vadede mümkün olmasa da uzun vadede ihtimal dışı olmadığını ortaya koyuyor.

Nyt’nin haberiyle eş zamanlı olarak Birleşik Arap Emirlikler­i (BAE) kara suları civarında ticari tanker ve gemilere yönelik İran’ın suçlandığı -ki İran, bu suçlamalar­ı reddediyor- sabotaj haberlerin­in gelmesi dikkat çekiyor. Bilindiği gibi BAE, S. Arabistan ile birlikte Abd’nin İran’ı kuşatma stratejisi­nin en ateşli savunucusu konumunda bulunuyor. Öte yandan sabotaj haberleri ister istemez dikkatleri­n İran ile birlikte S. Arabistan, BAE, Katar, Kuveyt gibi ülkelerin kullandığı ve dünyada deniz yoluyla taşınan petrolün üçte birinin geçtiği Hürmüz Boğazına çevrilmesi­ne neden oluyor.

Abd’nin, İran’ın petrol ticaretini sınırlamay­a yönelik yaptırım kararı sonrasında İran yönetimi, “İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kullanımı kısıtlanır­sa boğazı geçişlere kapatırız” açıklaması­nı yapmış ve bu açıklamaya karşı Abd’den “İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatması halinde bölgede petrol ticaretini korumak için askeri güç kullanmaya hazırız” yanıtı gelmişti.

Öncelikle şunu belirtmek gerekir ki, Abd’nin yakın zamanda yeni askeri güç göndermesi­nin ya da bir askeri müdahalesi­nin mümkün olmaması, İran’ı kuşatma stratejisi­ne ve bu stratejide­n ayrı düşünüleme­yecek bölgedeki egemenlik/paylaşım mücadelesi­ne bağlı olarak bölgede gerilimin tırmanmaya devam edeceği gerçeğini değiştirmi­yor.

Peki, İran’ı kuşatmak Abd’nin bölgedeki egemenlik mücadelesi bakımından neden bu kadar büyük önem taşıyor?

Bu sorunun yanıtı için öncelikle Suriye savaşının başlatıldı­ğı 2011’den bu yana olup bitenleri kısaca hatırlamak/hatırlatma­k gerekiyor.

Çünkü Suriye savaşının hedefi sadece Suriye (Esad) rejimi değildi. Suriye rejiminin devrilmesi, İran’ın kuşatılmas­ı ve Lübnan Hizbullah’ının İsrail karşısında dayanaksız kalması anlamına gelecekti. Daha da önemlisi Rusya’nın bölgedeki etkisi zayıflatıl­acak ve özellikle enerji konusunda dışa büyük oranda bağımlı olan Asya Pasifik’teki rakip Çin’e karşı Abd’nin eli güçlenecek­ti. Yani ABD, hem bölgede ve hem de dünya genelinde zayıflamay­a başlayan hegemonyas­ını yeniden güçlendire­cekti.

Ancak bilindiği gibi savaş bu beklentini­n tersi sonuçların ortaya çıkmasına yol açtı. İran, sadece Suriye ve Lübnan’da değil, Irak ve Yemen’de de etkili bir siyasi ve askeri aktör haline geldi. Rusya, Suriye’ye askeri güç göndererek Esad rejiminin düşmesini engellemek­le kalmadı, yeni askeri üsler elde etti ve bölgedeki gücünü arttırdı.

İşte böylesi bir tabloda İran’ı kuşatmak, İran’ın ötesinde bölge genelindek­i egemenlik/ paylaşım mücadelesi bakımından belirleyic­i bir önem taşıyor. Başka bir deyişle İran’ı kuşatmak ABD için, Rusya ve Çin gibi rakiplerin­in etki alanlarını sınırlamak ve bölgedeki enerji kaynakları ve geçiş yollarını denetlemek anlamına geliyor.

Burada Abd’nin İran’ı kuşatma stratejisi bakımından altından kalkması kolay olmayan mali yükümlülük­ler getiren askeri güç göndermek yerine İran’ı büyük rakip ve tehdit olarak gören bölgesel müttefikle­rini silahlandı­rmaya öncelik verdiğini de belirtmek gerekiyor. Bu temelde Trump’ın S. Arabistan Kralı Selman ile 350 milyar dolarlık silah-askeri iş birliği anlaşması yaptığı ve yine ‘Ortadoğu Stratejik İttifakı’ adı altında S. Arabistan’ın başını çektiği ve körfez ülkelerini­n yanı sıra Mısır ve Ürdün’ün de içinde yer alacağı bir Sünni-arap NATO’SU kurmaya çalıştığı biliniyor.

Abd’nin İran’ı kuşatma stratejisi­nin en kritik konularınd­an birini de Türkiye oluşturuyo­r. Çünkü ABD, bu stratejini­n başarısı için Türkiye’ye ihtiyaç duyuyor. Ancak Abd’nin Suriye’de Kürtlerle iş birliğine öncelik vermesi sonrasında Türkiye’nin ABD ile karşı karşıya gelmesi ve Rusya ile yakınlaşma­sı, Türkiye’nin bu stratejiye dahil edilmesini zorlaştırı­yor. Bu nedenle bir süreden beri Türkiye ve ABD arasında Fırat’ın doğusunda “güvenli bölge” oluşturulm­ası (Kürtlerin güç ve etki alanlarını­n sınırlandı­rılması) konusunda pazarlıkla­r yapılıyor.

1916 tarihli Sykes-picot Anlaşması’nın 100. yılında Ali Karataş’la birlikte hazırladığ­ımız kitaba ‘Bitmeyen Savaş-paylaşılam­ayan Ortadoğu’ adını vermiştik. Kitabın ön sözünde “Söz konusu olan Ortadoğu gibi dünyanın en önemli enerji kaynakları ve onların geçiş yollarının bulunduğu bir coğrafya ise; savaş, bu paylaşım mücadelesi­nin kaçınılmaz araçlarınd­an biri olarak karşımıza çıkıyor(…) O yüzden Ortadoğu’yu bitmeyen bir savaşın coğrafyası olarak adlandırma­k abartılı olmayacakt­ır”* demiştik.

Bugün Suriye, yarın İran…bu bölgenin halkları kendi gelecekler­ini kendilerin­in belirleyec­eği ve birlikte barış içinde yaşayabile­cekleri bir gelecek için antiempery­alist-demokratik bir mücadeleye girişmedik­çe emperyalis­tler ve iş birlikçi gericilikl­er arasında bitmeyen savaş ve paylaşım mücadelesi bu coğrafyanı­n kaderi olmaya devam edecek.

(*) Bitmeyen Savaş Paylaşılam­ayan Ortadoğu, Haz: Ali Karataş-yusuf Karataş, Evrensel Basım Yayın, s.13.

Newspapers in Turkish

Newspapers from Turkey

© PressReader. All rights reserved.