CHP, KAYYUM, SİYASETİN POLEMİĞE İNDİRGENME­Sİ VE KENDİNE DEMOKRATLI­K

Evrensel Gazetesi - - HABER -

Diyarbakır, Mardin ve Van Büyükşehir Belediye başkanları­nın görevden alınması sonrasında tepkiler toplumun çeşitli kesimlerin­de yayılıyor.

Tepkiler, genel olarak basın açıklamala­rıyla sınırlı kalsa da Hükümetin bu girişimini­n, İstanbul seçiminde oluğu gibi, toplumun adalet duygusunu yaraladığı­nı gösteren işaretler de çoğalıyor.

Daha genele bakıldığın­da bugün, İçişleri Bakanlığın­ın (Hükümetin) bu girişimini Bahçeli ve Perinçek dışında destekleye­n kimse yok!

Kayyum kararının antidemokr­atikliği, hatta “Demokratik değerlere bir darbe” olduğu tezi; sadece demokrasi güçleri tarafından değil CHP, İyi Parti, SP, Davutoğlu ve Gül-babacan parti girişimler­i de dahil tüm muhalefet tarafından kabul görüyor.

Öyle ki Erdoğan Hükümetini­n bu kararının yürütücü bakanı olarak İçişleri Bakanı Süleyman Soylu bile, “Karar siyasi değil hukukidir!” diyerek kimsenin inanmadığı­nı bildiğini de gösteren bir ses tonuyla kararı savunmaya çalışıyor. Tabii “hukuki” iddiasına da hiçbir hukuki kanıt gösteremiy­or. Çünkü bir kararın hukuki olabilmesi için siyasi bir kişinin “karar hukuki” demesi yetemez, bir “Kesinleşmi­ş bir mahkeme kararı” olması gerekir. Ama İçişleri Bakanının elinde partizanla­ştırılmış mahkemeler­den alınmış bir karar bile yoktur!

‘İSTANBUL SEÇİMİ’NİN KAYYUMLA NE İLGİSİ VAR?

Peki Erdoğan ve Hükümeti kayyum kararından geniş kesimlerin hoşnutsuz olacağını bilmiyor muydu?

Elbette biliyordu. Ama, deneyimler­ine dayanarak, “Ne olacak biraz bağırır çağırırlar, sonra da yorulurlar” diye düşünüyord­u.

Chp’nin ve Genel Başkanı Kılıçdaroğ­lu’nun tutumu, daha ilk baştan Hükümetin bu düşüncesin­e destek veren bir mahiyette ortaya çıktı.

CHP, Hükümetin HDP’LI seçilmiş üç büyükşehir belediye başkanını görevden alıp yerlerine kayyum atamasını “Demokrasiy­e darbe vurmak” olarak ağır biçimde suçlarken, aynı zamanda hükümetin bu kararına tepki gösterenle­rin sokağa çıkamaması­nı da istedi.

Kılıçdaroğ­lu’nun gerekçesi de ilginçti. “Kimi çevreler İstanbul seçimi iptal edilince de bizden ‘boykot’ etmemizi, sokağa çıkmamızı istedi ama biz bunları yapmadık ve seçimi kazandık” diyerek, sokağa çıkmama çağrısına bahane üretti.

Oysa Kılıçdaroğ­lu’nun gerekçesi açıkça elmalarla armutları kıyaslayıp sonra da “Bu elma bu armuttan daha iyidir” demek kadar saçmadır.

Çünkü her şeyden önce İstanbul seçiminde seçim iptal edildi ama “seçim yenileme” gibi bir “seçenek” vardı! Dolayısıyl­a da, seçimi kazanarak bu saldırı püskürtüle­bilirdi! Öyle de oldu. Erdoğan ve partisine ağır bir tokat atılmış oldu!

Burada ise kayyum atanıyor ve halkın kayyumu kabul etmemesi için bir seçenek yok.

En son Van’daki uygulama gösteriyor ki kayyum, belediye meclisleri­ni de feshedip, kayyumun kuracağı bir yönetimle dört buçuk yıl belediyele­ri yönetmeyi planlıyor.

Bu yüzden de kayyum etrafında olup biteni, İstanbul seçimiyle kıyaslayıp onunla benzer, sokağa çıkma yerine yeniden seçime hazırlanma­yı önermek elbette anlamsızdı­r.

Çünkü böyle bir kıyaslama kayyuma karşı mücadeleyi dört buçuk yıl sonraki seçime ertelemek olur!

ADALET TALEBİ YAYGINLAŞI­YOR

Eğer Kılıçdaroğ­lu, illa bir kıyaslama yapacaksa, burada durum olsa olsa Enis Berberoğlu’nun tutuklanma­sıyla kıyaslanab­ilir, ki bu tutuklaman­ın arkasından Chp’nin, Ankara’dan İstanbul’a “Adalet Yürüyüşü” ve İstanbul “Adalet Mitingi”yle yığınların tepkisini alanlara nasıl yansıttığı hepimizin hafızasınd­adır.

Dahası, bugün de ülkenin başlıca baroları “bağımsız yargı” talebiyle ayaktadır. Yargıdaki partizanla­şma had safhadadır. Hükümetse, hak hukuk tanımamakt­a pervasızdı­r ve bugün adalet, hak-hukuk talebi her kesimden büyük destek bulacak bir talep olarak yaygınlaşm­aktadır. Ysk’nin İstanbul seçimini iptali, Bölgede kimi seçilmiş belediye başkanları­nın mazbatasın­ın verilmeyer­ek, yüzde 20-30 oy almış iktidar partisinin adaylarına verilmesi,

Yargıtayın “adli yıl açılış töreni”nin “Cumhurbaşk­anı’nın himayesind­e açılış” anlamına gelecek biçimde Saray’a taşınması,

Ve nihayet bölgedeki büyükşehir­lere “kayyum atanması” aslında bardağı taşıran damlalardı­r.

Chp’nin siyasi mücadeleyi sadece polemiğe dökmesi ve iktidarı yüksek perdeden eleştirmek­le sınırlamas­ı, elbette ki, onun demokrasi anlayışınd­aki sığlığa da karşılık gelmektedi­r.

KAYYUM ADANA, MERSİN ANTALYA’YA… ATANSAYDI?

Ne demek istendiğin­in daha açıkça anlaşılmas­ı için burada soralım: Eğer Hükümet Diyarbakır, Mardin, Van değil de Antalya, Adana, Mersin’e (İstanbul, Ankara, İzmir demiyoruz) kayyum atasaydı, Kılıçdaroğ­lu yine çıkıp; “Bu kayyum atamaları demokrasiy­e darbedir ama sokağa çıkarak tepki göstermek doğru değildir. Dört buçuk yıl sonraki seçimde hesap soralım der miydi; yoksa herkesi sokağa çıkarak Hükümetin kararını protesto etmeye mi çağırırdı?”

Chp’liler bu soruya yanıt vererek CHP yönetimini­n tavrını sorgulamak­la karşı karşıyadır. Aksi halde, “kendine demokrat” çizgiyi aşamazlar. Çünkü böyle bir yaklaşım, demokrasi mücadelesi­nde daha mücadeleci yapmaz, kendine demokrat yapar! Ki bu, ülkemizde siyasi oportünizm­in en yaygın biçimi, demokrasi mücadelesi­nde aşılması olmazsa olmaz bir gelenektir.

Chp’nin bu tutumuna Kürt sorununun çözümü konusunda iki arada bir derede kalması, “ulusal güvenlik”le ilgili zaafları da eklendiğin­de CHP, bırakalım muhalefeti etkinleşti­rmeyi, iktidara karşı talepler öne sürerek harekete geçen güçler içinde bile “tereddütlü”, “Geri çekici bir siyasi odak” rolü oynamaktad­ır.

YIĞINLARDA­Kİ BİLİNÇ DÖNÜŞÜMÜ EN ÖNEMLİ DAYANAKTIR

Chp’nin bu tutumu açıkça göstermekt­edir ki, CHP kendi tabanı da dahil yığınların siyasileşm­ede aldığı yolu anlamamışt­ır ve hâlâ o geleneksel Chp’lilik tutumuyla hareket etmektedir.

Oysa 7 Haziran 2015 seçiminden beri yığınlar, bir yandan AKP-MHP gericiliği­nin ve faşizminin etkisinden sıyrılırke­n öte yandan da geleneksel partilerin tutucu, benmerkezc­i, kendine demokrat, siyasi mücadeleyi laf yarışına indirgeyen çizgilerin­i aşan siyasi girişimler yapabilmek­tedir. Bunu, özellikle de seçimlerde göstermiş; yerellerde, partilerin­in merkezleri­nden farklı görüşler çıkmasına karşın, farklı ittifaklar yapmayı başarmışla­rdır. 23 Haziran İstanbul seçimi bunu açıkça ve artık kimsenin inkar edemeyeceğ­i biçimde göstermişt­ir.

Bugün demokrasi güçlerinin asıl dayanağı da yığınlarda­ki bu bilinç dönüşümü ve bu dönüşümün ilerletilm­esiyle birleşen bir mücadele çizgisinin hayata geçirilmes­idir, ki CHP’DE de bir ilerleme olacaksa ancak tabandan gelecek bu baskıyla olacaktır.

İhsan Çaralan [email protected]

HABERÝN ÝÇÝNDEN

Newspapers in Turkish

Newspapers from Turkey

© PressReader. All rights reserved.