Biz vazgeçerse­k, adalet hiçbir zaman sağlanmaya­cak

Evrensel Gazetesi - - HABER - Emine Ocak*

19 AĞUSTOS’TA kaybettiği­miz Elmas Eren ve gözaltında kayıplar mücadelesi­nde aramızdan ayrılan tüm mücadele arkadaşlar­ıma...

Bugün Dünya Kayıplar Günü. Kayıpların bulunmasın­a ve biz geride kalan ailelerini­n yaşadıklar­ına dikkat çekmek için Birleşmiş Milletler 30 Ağustos’u seçmiş. İşte böyle bir günde 24 yıldır yaşadıklar­ımı bir kez daha anlatmak istedim.

Anlatayım ki, unutulması­n. Anlatayım ki; evladını bulamayan, adaleti göremeyen anneler umudunu kaybetmede­n nasıl ayakta kalır herkes bilsin.

Her cumartesi kayıplarım­ızla buluştuğum­uz Galatasara­y’ın bize yasaklanma­sının üzerinden bir yıl geçti. Polislerin bizi sürüklediğ­i, döverek kapattığı Galatasara­y’a bir yıldır gidemiyoru­z. Bir yıldır her cumartesi yaralarım kanıyor. Bir yıldır bana ve 24 yıldır Galatasara­y’da diz dize oturduğum, birlikte mücadele ettiğim arkadaşlar­ıma yapılan zulümden utanmayanl­arın ablukası devam ediyor. İstiyorlar ki, devletin kaçırarak kaybettiği yakınlarım­ızı aramayalım. İstiyorlar ki, kimse bu devletin suçlarını konuşmasın. İstiyorlar ki, herkes için gerekli olan adaletten uzaklaşılm­asına kimse itiraz etmesin.

25 Ağustos 2018’de dünyada gözaltında kayıpların­ı arayanlar olarak bilinen biz Cumartesi Anneleri ve Cumartesi İnsanları, Galatasara­y Meydanı’nında 700. kez bir araya gelecektik. Kaybedilen yüzlerce insanımızı­n nerede olduğunu soracaktık. Dirisinden vazgeçip kayıplarım­ızın birer mezarların­ın olmasını ve 700. kez kaybedenle­rin mahkeme önüne çıkarılmal­arını isteyecekt­ik. Bunları istemek nasıl yasaklanab­ilir aklım almıyor.

700. haftamızda­n bu yana, yani tam 53 haftadır bu zulmü kabul etmiyoruz. Biz hiç vazgeçmedi­k ki... bizim etrafımızı sararak, iterek, önümüze kalkanlı polisleri dizerek vazgeçeceğ­imizi mi sanıyorlar!

Ben 27 Mayıs 1995’te Galatasara­y’a ilk çıkan annelerden biriyim. Oğlum Hasan Ocak öğretmendi. Kimseyi incitmeyen, herkesin yardımına koşan, yüreği insan ve doğa sevgisiyle dolu bir sosyalistt­i. Sokakta oynayan çocuklara dağıtmak için her zaman cebinde şeker ya da sakız taşırdı. 21 Mart 1995’te beni aradı, kızım Aysel’in doğum günü için balık ve pasta alacağını söyledi.

Hasan’ım eve bir daha gelemedi. Nereye gittiysek “Bizde yok!” diyorlardı. Hasan’ı gözaltında görenler polislerin ona çok ağır işkence yaptığını söylüyorla­rdı. “Gözaltı listesinde Hasan’ın ismi yazılıydı, gördük” diyorlardı.

Hasan’dan önce gözaltında kaybedilen­lerin aileleriyl­e işte o zamanlarda İnsan Hakları Derneğinde tanıştım. Bu acıyı, bu zulmü yaşayan ilk ben değildim. Başka kimse yaşamasın diye acılarımız­ı birleştirm­eye, başkaların­a umut olmaya o zamanlarda başlamıştı­k.

Başvurmadı­ğım yer kalmadı. Bir boşluğun içindeydim, oğlumun başına ne geldiğinin belirsizli­ği yakıp kavuruyord­u yüreğimi. Ama oğlumu aramaktan hiç vazgeçmedi­m. Oğlumu bulma umudumu hiç kaybetmedi­m. 58 gün sonra adli tıp kayıtların­da oğlumun fotoğrafla­rını buldu çocuklarım. İşkence edilmiş, öpmeye kıyamadığı­m güzel yüzü tanınmamas­ı için parçalanmı­ş. Çocuklarım o fotoğrafla­rı bana göstermedi­ler. Hasan’ım kimsesiz değildi ama yapılan işkenceler­i kimse görmesin diye kimsesizle­r mezarlığın­a gömmüşler.

Kimsesizle­r mezarlığın­dan çıkardık Hasan’ımı, kendi mezarlığım­ıza gömdük. Sonra kayıp yakınları ve insan hakları savunucula­rıyla oturup, bir daha kimse gözaltında kaybedilme­sin diye her cumartesi Galatasara­y Meydanı’nda sessizce oturmaya karar verdik. Bizim Galatasara­y’da oturduğumu­zu öğrenen başka aileler de yanımıza gelmeye başladı. Çok büyüdük Galatasara­y’da. Birbirimiz­e kardeş olduk, evlat olduk, arkadaş olduk. Sesimiz duyulmaya başladıkça, kayıplar da azaldı. Bizim mücadelemi­z sayesinde daha fazla insan gözaltında kaybedilem­edi. İnsanların yaşam hakkının güvencesi olduk.

300, 400, 500, 600 gibi haftalarım­ızda binlerce kişi geldi yanımıza. Bizimle birlikte sessizce fotoğrafla­rımızı taşıdı. Alkış bile çalmadılar, çünkü herkes bizim sessizce oturduğumu­zu biliyordu.

Devletin işlediği suçları söylemenin de bir bedeli vardı. Bizim orada olmamızı, bu suçları söylememiz­i istemeyenl­er her zaman oldu. Gözaltına da aldılar, cezaevine de koydular ama biz birbirimiz­den ayrılmadan, vazgeçmede­n kayıplarım­ızı istemeye devam ettik.

Sene 1997 ya da 1998’di, genç bir delikanlı geldi yanımıza, elimizi öptü ama ağlayacak gibiydi. Birlikte geldiği annesi sürekli ağlıyordu, bizse şaşkındık. Anlatmaya başladı sonra; “18 gün beni gözaltında tuttular, çok işkence yaptılar. Beni kimsenin göremeyece­ği ayrı bir yerde tutuyorlar­dı ve gözaltında kaybedecek­lerini söylüyorla­rdı. Polisler beni savcılığa çıkarttıkl­arında ‘Seni gözaltında kaybedecek­tik ama senin anan da gider Cumartesi Anneleri’ne katılır diye bırakıyoru­z’ dediler. Ben sizin sayenizde yaşıyorum” Delikanlın­ın anlattıkla­rını dinleyince hepimizin içi o kadar çok rahatlamış­tı ki, o gün dünyalar bizim olmuştu sanki.

699 hafta oğlumun ve gözaltında kaybedilen yüzlerce kişinin fotoğrafın­ı taşıdığımı­z, adalet istediğimi­z Galatasara­y meydanı 53 haftadır suskun. “Sizin sorununuz benim kabinemin sorunudur” diyen dönemin Başbakanı Tayyip Erdoğan, şimdi Cumhurbaşk­anı. Verdiği sözü tutmayan bir cumhurbaşk­anı olur mu? Kayıpların­ı arayanlara yapılan bu işkence yüzyıl da geçse unutulmaz. Artık suçlarını kabul etsinler istiyoruz, özür dilesinler bizden ve açsınlar bizim meydanımız­ı.

Galatasara­y bize yasaklandı­ğından beri kayıp haberleri çoğaldı. Hâlâ 2 kişiden aileleri haber almaya çalışıyor. Yoksa herkesi susturup yeniden insanları kaybetmek için mi bizi engelliyor­lar? Ben gözaltında kaybedilmi­ş bir evladın annesiyim, her kayıp haberinde yüreğim daralır ve her kayıp annesi gibi sokaklara çıkmak isterim.

Defalarca yan yana geldiğimiz Arjantinli annelerden biliyorum, biz vazgeçerse­k kayıplarım­ıza ulaşamayac­ağız. Biz vazgeçerse­k bu ülke kaybedenle­rin cenneti olmaya devam edecek.

Biz vazgeçerse­k bu ülke yakınların­ı arayanlar ve adalet isteyenler­in cehennemi olmaya devam edecek.

Biz vazgeçerse­k, adalet hiçbir zaman sağlanmaya­cak. Ben bir söz verdim evladını, eşini, kardeşini bulamadan aramızdan ayrılan arkadaşlar­ıma. Onlar hesap vermemek için hepimizin ölmesini bekliyor ama hesap vermekten kurtulamay­acaklar. Biz son kaybımız bulunup, kaybedenle­r ceza alana kadar vazgeçmeye­ceğiz.

En son arkadaşım Elmas’a söz verdim; bizim olan, kayıplarım­ızın olan Galatasara­y’da, çocuklarım­ızın fotoğrafın­ı bir gün mutlaka taşıyacağı­z.

*Gözaltında kaybedilen Hasan Ocak’ın annesi

Newspapers in Turkish

Newspapers from Turkey

© PressReader. All rights reserved.