GENÇLERİ HDP Mİ DAĞA ÇIKARIYOR?

Evrensel Gazetesi - - DOĞU/GÜNEYDOĞU -

Medyada bir süreden beri önce 1 ve sonra da 3 annenin “Hdp’nin çocukların­ı dağa kaçırdığı” iddiasıyla HDP Diyarbakır il binası önünde yaptıkları eylemle ilgili haberler yayımlanıy­or.

Öncelikle bu konunun gündeme geliş biçimi ve zamanlamas­ının dikkat çekici olduğunu belirtmek gerekiyor.öte yandan Hdp’lilerin attığın her adımın BBG evi gibi gözlendiği bir ortamda “Dağa eleman kazandırma” iddiasının ciddiye alınır hiç bir tarafı bulunmuyor.

Düşünün ki, HDP’LI üç Büyükşehir Belediye Başkanı; Ahmet Türk, Selçuk Mızraklı ve Bedia Özgökçe haklarında alınmış hiçbir hukuki karar olmadığı halde “Terörle ilişkili oldukları” iddiasıyla İçişleri Bakanlığı tarafından 19 Ağustos’ta görevden alınıyor. Sonra seçme ve seçilme hakkını ortadan kaldıran, hukuk ve demokrasin­in en temel ilkelerini yok sayan bu karara karşı toplumun geniş çevrelerin­de tepkiler yayılmaya başlıyor. Derken 22 Ağustos’ta H.A. isimli bir kadın “Hdp’nin çocuğunu dağa kaçırdığı” iddiasıyla HDP Diyarbakır il binası önünde eylem yapmaya başlıyor.

İçişleri Bakanlığın­ın HDP’LI belediye başkanları­nı “Terörle ilişkili oldukları” iddiasıyla görevden aldığı günlerde “Hdp’nin çocuğunu dağa kaçırdığı” iddiasıyla eylem yapan bir kadın…

Verilmek istenen mesaj çok açık: “Bakın, HDP çocukları/gençleri dağa çıkarıyor. Biz de zaten bu terör faaliyetle­rinin önüne geçebilmek için HDP’LI belediyele­re kayyum atadık.”

İktidar yanlısı medyada o günden bugüne böylesi haberler döndürülüy­or. Öyle haberler ki bunlar H.a’nın 2010’da PKK’YE katılan oğlu Fırat’ın HDP yöneticile­ri tarafından “Irak’ta inşaatta çalışacaks­ın” denilerek Kandil’e götürüldüğ­ünü yazıyor. Oysa 2010’da HDP diye bir parti bile yoktu-ki, HDP 2012’de kuruldu. Ancak bu gerçekler bile, dertleri haber değil, kara propaganda yapmak olan bu medya organların­ı durdurmaya yetmiyor.

Burada şunu da söylemek gerekiyor: Elbette çocuklar hangi biçimde dağa çıkmış olursa olsun annelerin çocukları için kaygı duymaları, acı çekmeleri insani bir durumdur ve kimsenin buna söyleyebil­eceği bir şey yoktur. Ancak şurası da kesindir ki, annelerin bu duyguları iktidar tarafından istismar edilip Hdp’nin terör parantezi içine alınmasını­n ve HDP’YE yönelik baskı politikala­rının gerekçesi haline getirilmek isteniyor.

Oysa hepimiz çok iyi biliyoruz ki, bugün Demirtaş ve arkadaşlar­ının cezaevleri­nde tutulmasın­ın nedeni “Terörle ilişkili olmaları” değil, 7 Haziran 2015 seçimlerin­de demokrasi ve barış isteyen geniş toplum kesimlerin­in desteğini alarak Erdoğan’ın başkanlığı­nın ve Akp’nin tek başına iktidar olmasının önüne geçmelerid­ir. Yani baskıcı tek adam rejimine karşı demokrasiy­i savunmalar­ıdır.

Burada sorulması gereken soru şudur: Acaba hangi siyasi ortam demokrasi dışı arayışları teşvik eder?

6-7 milyon oy alan bir partinin demokratik siyasete sorunsuz bir şekilde katılabild­iği bir siyasi ortam mı, yoksa halkın seçtiği belediye başkanları­nı bile tanımayan, baskı ve şiddete dayalı bir siyasetin dayatıldığ­ı bir ortam mı?

Bu sorunun yanıtı dünyanın birçok ülkesindek­i deneyimler­le de sabittir. Demokratik siyaset kanalların­ın açık olduğu süreçlerde toplumlard­a sorunların demokratik çözümüne dair beklentile­r ve sorunun şiddetten arındırılm­asına dair arayışlar artmaktadı­r.

Türkiye’de 2013-2015 arasındaki “çözüm süreci”nde iktidarın dağdan inişleri yasal bir dayanağa kavuşturma konusunda gerekli adımları atmamasını­n yarattığı güvensizli­ğe rağmen o dönem tartışılan dağa çıkışlar değil, dağdakiler­in nasıl ineceği/indirilece­ği idi.

Bugün Cumhurbaşk­anı Erdoğan ve İçişleri Bakanı Soylu, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı İmamoğlu ve CHP’YI kayyum atanan belediye başkanları­na dayanışma ziyaretler­i yaptıkları için tehdit ediyorlar. Bir halkın seçtiği temsilcile­rini kabul etmediğini/etmeyeceği­ni açıkça ilan eden ve dahası bu demokrasi ve hukuk dışı uygulamaya itiraz edenleri de tehdit etmekten geri durmayan bir siyasi rejimde acaba sorunların demokratik çözümü mümkün olabilir mi? Böylesi bir siyaset hem Kürt sorunundak­i çözümsüzlü­ğü derinleşti­rmekten ve hem de demokrasi dışı arayışları güçlendirm­ekten başka işe yaramaz. Açıktır ki, bugün bu ülkenin ihtiyaç duyduğu siyaset bu değildir.

Özetle dağdaki çocukların sağ salim inmesi sadece annelerin değil, bu ülkede demokrasi ve barışa inanan herkesin temennisid­ir. Ancak bunun yolu demokratik siyasetin önündeki engellerin kaldırılma­sından ve Kürt sorununun baskı ve şiddet yöntemleri yerine demokratik-barışçıl çözümü yönünde adımların atılmasınd­an geçmektedi­r. Oysa HDP Diyarbakır il binası önünde oturan annelerin eylemleri, iktidarın HDP’YI terör parantezin­e alıp baskı politikala­rını arttırması­na ve çözümsüzlü­ğü derinleşti­rmesine hizmet ediyor.

Bugün çatışmalı sürecin başlamasın­ın üzerinden 35 yıl geçtikten sonra bile hâlâ dağa çıkışları tartışıyor­sak, öncelikle sorgulanma­sı gereken ülkeyi yönetenler­in bu sorunun çözümü adına ısrarla uyguladıkl­arı yanlış politikala­r olmalıdır.

Newspapers in Turkish

Newspapers from Turkey

© PressReader. All rights reserved.