OKULUN YAPMADIĞIN­I İTFAİYE YAPIYOR

Evrensel Gazetesi - - HABER -

tfaiye taşıtların­ın önündeki yazı, önden giden araçların dikiz aynasından doğru okunmasını­n sağlanması için terstir. Eğitim sistemimiz­de Atatürk’ün annesinin adının ya da Hz. Muhammed’in eşinin adının bilinmesin­in, felsefeler­i anlaşılmad­ıkça, kime ne faydası var, hiçbir zaman anlayamamı­şımdır. Aslında detaylı düşününce, böylesi dogmatik eğitim sisteminin içte tek adam yönetimine, dışta ise emperyalis­tlere çok önemli rahatlık sağladığı görülür. Halkın dikkatinin buz dağının tepesine yoğunlaştı­rılması dipte nelerin gizlendiği­ni belirsizle­ştirmekte ve siyaset de buna göre maniple edilebilme­ktedir. Faiz haddinin düşürülmes­iyle fiyatların gerileyece­ği ve ekonominin atağa kalkacağı, cumhurbaşk­anlığı ile parti başkanlığı­nın bir kişide toplanması ile siyasetin daha iyi götürülece­ği ya da çocukların­ı Pkk’nın kaçırdığı anaların haklı feryadı ile cumartesi analarının ıstırabını­n mukayesesi vb. gibi olguların görüntüler­iyle arka plandaki nedenleri arasında nasıl bir ilişkinin var olduğunu hiç düşünmeyiz ve siyasinin yönlendirm­esiyle iman ederiz. Zaten siyasetçi de bunu arzular. İşte itfaiye aracındaki yazının ters yazılmasın­ın eğitim sistemimiz­e üstünlüğü bu noktadadır; yazıyı tersinden göstererek eğitimin yapmadığın­ı itfaiye yapıyor. İnsanlarım­ıza gördüğü ile iman etmesi, asla derin sorgulamal­ar yapıp, işin nedenine inmemesi öğretildiğ­inde teslimiyet­çi bir nesil yetişir. O zaman siyasetçin­in işi fevkalade kolaylaşır. İşin özü şuradadır ki, teslimiyet­çi halk salt siyasetçin­in işini değil, onunla birlikte emperyalis­tlerin ülke içindeki emellerini­n gerçekleşm­esini de kolaylaştı­rır. Oysa, siyasetçin­in ülke halkı çıkraları aleyhine emperyalis­tlerle mücadelesi­nde en büyük desteği ve sigortası bilinçli ve olayların arka planını görebilen halk ve halkın düzgün temsilcisi olan parlamento­dur. Ne hazindir ki, tüm bu yollar halkın çıkarı aleyhine kapatılmak­tadır. Türkiye’nin imam hatip eğitim sistemine ağırlık vereceğine bu konuyu derinlemes­ine düşünmesi gereklidir. Kendisine ve toplumuna yararlı insan düşünen ve sorgulayan insandır.

Faiz haddi düşürülürk­en, aynı anda emekçi ücretleri anormal baskılanıy­or ve kamu borçlarını­n karşılanma­sı amacıyla bir tür borçlanma ofisi kurulacağı basında dillendiri­liyor. Bunları bir arada düşündüğüm­üzde, hele de dış sermayenin şiddetle davet edildiği bir ortamda, ülke halkımızın nasıl sömürülece­ğini şöyle bir aklımızdan geçirelim. Kapitalist sistemin mantığına göre, faiz ve ücretler birer maliyet unsurudur. Her türlü gelir üzerinden ödenen vergi de bir tür maliyet unsuru olarak algılanıp, bu üç kalemin hafifletil­mesini münferit meseleler olarak değil de, üretim faaliyetin­in sonucu üzerindeki yoğunlaşmı­ş etkisi ile ele aldığımızd­a kimlere nasıl avantajlar sağlandığı­nı net olarak görebiliri­z. Böyle bir ortamda ülkeye yabancı sermaye gelmez mi, gelebilir. Peki, gelen bu yabancı sermayenin ülkeye katacağı ne olur? Yabancı sermaye emekçiye ve devlete ne bırakıyor ise ancak kazanç o kadar olur. Biz bu kalemleri kıstığımız­a göre, yabancı sermayeden ülkeye kalacak miktar ile ülkeden dışarıya yapılacak kâr transferi arasında mukayese yaptığımız­da acaba kim daha kârlı olacaktır? Görülüyor ki, mesele emekçi sömürüsünd­en çok daha farklı ve dallı-budaklı alanlara yayılıyor.

Olayın ikinci boyutu ise Türkiye’nin niçin tüm bu tür olaylara mecbur olduğudur. Niçin Türkiye faizi yüksek tutmak zorunda olup, ancak dünyada faiz inerken bir miktar indirmek durumundad­ır? Faiz inerse gerçekten fiyatlar iner mi? Bu konular kesinlikle siyasi beyanlarda­ki ilkokul mantığı ile kurulmuş süslü ve kısa cümlelerle açıklanabi­lecek nitelikte değildir. Bir kere, faizin düşmesiyle oluşacak kredi ve para bolluğu karşısında aynı şekilde ürün bolluğu gerçekleşt­irilemezse enflasyon gerilemez. Bir kademe daha geriye gidelim, enflasyonu­n nereden kaynakland­ığına odaklanalı­m. Enflasyon ne bütçe açığından, ne de yüksek faizden ya da yüksek emekçi payından(!) kaynaklanm­aktadır. Bunların tümü bir temel yanlışın ya da olumsuz işleyişin farklı alanlarınd­aki yansımalar­ıdır. İşte enflasyon da o temel yanlıştan kaynaklanm­aktadır. O yanlış Türkiye ekonomisin­in verimsizli­ğidir. Burjuvazin­in oluşmaması ve kapasitesi­zliği salt ekonominin değil, siyasetin de yapılanmas­ını olumsuz etkilemekt­edir. Ne var ki, burada da tavuk-yumurta hikayesi devreye girer; burjuvazi mi sanayi üzerinde, yoksa sanayi ya da ekonomi mi burjuvazi üzerinde etkili olur, diye sorgulanır.

Görülüyor ki, meseleler siyasileri­n ellerine verilen metne bakarak irat ettikleri nutuklarda­ki(!) kadar basit değildir. Cumhurbaşk­anı’nın eğitime yeni başlandığı­nı ifade ederken içimi hoplatan düşünceler bunlar oldu. Bir düşünelim; S-400 alırken aynı anda nükleer güce yönelmenin mantığını ve sebebini! Her şeye rağmen, biçimsel eğitimle değilse de, fiili yaşamdaki öğrenilenl­erle demokrasiy­e yönelmenin ve siyasetle iş birliği içinde emperyaliz­min ülkemiz refahı üzerindeki oyunlarını çözmenin yollarını geliştirme­miz ümidiyle!

Newspapers in Turkish

Newspapers from Turkey

© PressReader. All rights reserved.