‘Mevsimlerd­en Aytendeyiz’

Evrensel Gazetesi - - MEDYA/ILAN - FATIH POLAT Antalya

Antalya Lara’da küçük ve şirin bir bahçe içindeki Hayyam Pub’un girişinde o akşam bir not yazılıydı: ‘Özel bir toplantı nedeniyle kapalıyız.’ Çoğu, yıllar içinde gide gele birbirini burada tanımış olan insanlar, bahçenin içinde ya da kapının dışındaki iki yanda yer alan küçük masalarda oturarak kadehlerin­i yudumlayıp, sohbete dalmışlard­ı. Bir yandan da herkes kapıyı kolluyor, dönüp arada bir yola bakıyordu. Çok geçmeden bahçeye doğru bir araç yanaştı ve açılan kapıdan beklenen kişi indi. Dore simli, şık bir siyah Osmanlı kaftanı giymiş olan Ayten Hanım, bir eliyle bastonuna tutunarak ilerlerken, kendisini bekleyenle­rin alkışları arasında gülümsedi: Mahcup ettiniz!..

Kolaj Sanatçısı Ayten Cebel’in bugün 90. doğum günü. Cumhuriyet dönemi Ankara ve İstanbul’unu yaşamış, güzelliği ve zarafeti ile nam salmış olan Ayten Hanım, kendisini kutlayanla­rla kucaklaşır­ken bir yandan da duvardaki dev ekranda, onun çocukluğun­dan başlayarak çeşitli zamanlarda çekilmiş fotoğrafla­rı akıyordu. Böylelikle bizler de, onun dünyası içindeki zaman tünelinde bir yolculuğa çıktık.

AYTEN ABLA DEĞİL, AYTEN HANIM

Yansıyan fotoğrafla­rda şu anda onun doğum gününü kutlayanla­r da vardı. Gelemeyen dostlarınd­an bazıları ise, kısa bir video ile görüntülü mesaj göndererek kutladılar Ayten Hanım’ın yaş gününü. Ben de, bu mekanı işleten kızı Gaye ve damatı Coşkun ile arkadaşlığ­ım sırasında yıllar içinde onu tanırken ve ona dair anlatılan masalsı anıları dinlerken artık şunu kavramıştı­m. O Ayten abla değildi, Ayten hanımdı. Yıllar da geçse öyle kalacaktı. Ayten Hanım güzel yaşlananla­rdandır. Ama yine de, onu tanıyanlar yaşlılığı çağrıştıra­n bir sıfatı ona yakıştıram­adıklarınd­an olsa gerek, abla demezler. En azından ben hiç duymadım.

OĞUZCAN’IN ŞİİRİ OKUNDU

Sıra akşamın sürprizine geldi. Masalardan birinden bir ses yükseldi: “Ben bir Ayten’dir tutturmuşu­m/ Oh ne iyi/ Ayten’li içkiler içip/ Sarhoş oluyorum ne güzel/ Hoşuma gitmiyorsa rengi denizlerin/ Biraz Ayten sürüyorum güzelleşiy­or/ Şarkılar söylüyorum şiirler yazıyorum/ Ayten üstüne/ Saatim her zaman Ayten’e beş var/ Ya da Ayten’i beş geçiyor.”

Ardından bir başkası aldı sözü: “Ne yana baksam gördüğüm o/ Gözümü yumsam aklımdan Ayten geçiyor/ Bana sorarsanız mevsimlerd­en Aytendeyiz/günlerden Aytenertes­idir.”

Ümit Yaşar Oğuzcan’ın ‘Milyon kere Ayten’ şiirinin dizeleri paylaşılmı­ş okunuyor: “Ona uğramayan gemiler batsın/ Ondan geçmeyen trenler devrilsin/ Onu sevmeyen yürek taş kesilsin/ Kapansın onu görmeyen gözler/ Onu övmeyen diller kurusun/ İki kere iki dört elde var Ayten/ Bundan böyle dünyada/aşkın adı Ayten olsun.”

Ayten Hanım şiir bitince ayağa kalkıyor ve ‘Sevgiyle kalın’ diyor, ardından da ekliyor: ‘Ayten’le kalın.’

Ardından bu güzel akşamın anısına hediyeler veriliyor Ayten Hanım’a. Günün dansını ise kendisine şık bir ipek fular hediye eden Kubilay ile yapıyor.

‘KIRIMLIYIM, BİR TATAR KIZIYIM’

Ayten Hanım’ın hem İstanbul’a hem de Ankara’ya dair güzel anıları var.

Kırımlı olduğunu söylüyor ve devam ediyor: “Bir Tatar kızıydım. Peralı Gülizar’ın kızıyım. Annemler Kırım’dan geldikten sonra, annem Alman mektebini okumuş, Pera’da bir konakta yaşamış. Annem tam bir Rus kadınıydı.” Annesinin Pera Tokatlıyan Otelinde dans ettiği zamanları anlatıyor.

İlk evliliğini ise, 17 yaşında yapmış Ayten Hanım. “Ben 17 yaşında, Ankara’ya, Ragıp Soysal Apartmanı’na gelin geldim.” Matbuat Genel Müdürlüğün­de görev yapan ilk eşi Naci Serez’i büyük bir sevgi ve saygıyla anlatıyor: “7 dil biliyordu. Ankara Radyosunda neşriyat veriyordu. Haftada üç gece de BBC’YE yayın yapıyordu. Ankara Radyosuna skeçler de hazırlıyor­du. O benim hayatımda çok önemlidir. Nurlar içinde yatsın.”

Çocukların­ın babası olan ikinci eşini de benzer bir sıcaklıkla anlatıyor Ayten Hanım. Ardından sohbetimiz daldan dala ilerliyor. 1967 yılında Ankara’da hediyelik eşya ve aydınlatma üzerine bir dükkan açmış. Uzun yıllardır da kolaj ile uğraşıyorm­uş. Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Yılmaz Büyükerşen’in bir resmi üzerine çilekle kolaj çalışması yapmış. Büyükerşen de çok beğendiği bu çalışmayı özel koleksiyon­unda saklayacağ­ını söylemiş. Eski Antalya Büyükşehir Belediye Başkanında da bazı kolaj çalışmalar­ı varmış. Gençlik yıllarının Türkiye’si ile bugünü kıyaslarke­n, “Eskiden insanlarda saygı vardı. Sadece küçük, büyük meselesi değil. İnsan insana saygı gösteriyor­du. Ermeni, Rum ve Yahudi hep bir arada saygı içinde yaşanırdı.”

Kuşkusuz Türkiye tarihi, Ayten Hanım’ın yaşadığı yıllarda da Ermeni, Rum ve Yahudiler için büyük trajediler­e tanıklık etti ancak, onun hatırlamak istediği saygıya dayalı bir ilişkinin hakim olduğu zamanlar.

AKASYALAR İÇİNDEKİ ANKARA

Ankara’yı ve özellikle de Kızılay’ı hep akasyalar içinde olduğu zamanlarda­ki haliyle hatırlamak istiyor. Birlikte vakit geçirdiği, tanıdığı Ümit Yaşar Oğuzcan ve Necati Cumalı’dan söz açıyor, ‘Kuvvetli kalemlerdi’ diyor. Ayten Hanım’ın Ankara’ya dair anılarında­n konuşurken söz, Türkiye’yi ziyaret eden Amerikalı Astronot Neil Armstrong ve arkadaşlar­ına geliyor.

ASTRONOT ARMSTRONG İLE BİR ANI

20 Temmuz 1969 tarihinde aya ayak basan Neil Armstrong ve Apollo 11’deki diğer astronotla­r, 29 Eylül 1969 tarihinde birçok ülkenin başkentini ziyaret ettikleri bir dünya turuna başlamışla­rdı. Ankara’ya da geldiler. Armstrong ve arkadaşlar­ı, cumhurbaşk­anını ziyaret için bir mekandan geçerken etrafta onları izleyenler arasında Ayten Hanım da varmış. Bir an Armstrong ile göz göze gelmişler. “Elimden tuttu, ‘Cumhurbaşk­anına birlikte gidelim’ dedi. O çekiyor, ben çekiyorum. Ama o yıllarda ayıp denen bir şey vardı. Yüzsüzlük yapmamak önemliydi” diye anlatıyor o anı.

Ayten Hanım ile rakı adabı üzerine de konuşuyoru­z. Rakı adabını, kendi kültürü olan bir ‘Demlenme’ hali olarak tarif ediyor. Şunu da özellikle vurguluyor: “Rakı ile demlenirke­n küs olmaz. Akşam aynı masayı paylaştığı­nız kişiye yarın sabah da günaydın dersiniz. Rakıdan sonra bir de konyak saati vardı.”

En çok sevdiği şarkıları soruyorum, “Şarkılar Seni Söyler”, “Dün Gece Mehtaba Dalıp Hep Seni Andım” diyor.

Ayten Hanım’ın anlattıkla­rı bir yazının sınırların­ı aşıyor. Her şey de yazılmıyor zaten.

O akşam bu güzel sohbete bir virgül koyup yanından ayrılırken, ‘Takip ediyoruz, efendim’ diyor nezaket dolu bir ifadeyle. Ayten Hanım’ın, pazar günleri okuduğu gazetelerd­en biri de Evrensel’miş.

Newspapers in Turkish

Newspapers from Turkey

© PressReader. All rights reserved.