Evrensel Gazetesi

AŞIRI SAĞIN DİLİNE HAPSOLMUŞ BİR DÜNYADA BİLİMSEL ÖZGÜRLÜK

-

Türkiye’de Boğaziçi Üniversite­si öğretim üyeleri ve öğrenciler­i yaklaşık iki aydır kayyum rektör atamasına karşı ve akademik özgürlük talebiyle eylemlerin­i sürdürüyor. Türkiye’de akademik özgürlük kaldı mı, zaten var mıydı, gibi can alıcı soruları sormadan öğretim üyelerinin eylemlerin­i bir bağlama oturtabilm­ek zor. Bununla birlikte, akademik özgürlük -aslında bilimsel özgürlük demek daha doğru bir kullanım- meselesi sadece Türkiye’nin sorunu değil, Hindistan’dan, Brezilya’ya, Macaristan’dan Fransa’ya pek çok ülkenin meselesi. Hatta yeni faşist ve yeni popülist rejimlerle evrensel bir sorun haline gelmiş durumda. Bulup da kaybedenle­r ile zaten bu özgürlüğü hiç yaşamamış olanlar arasında farklar var elbette. Ancak, gerçek anlamda akademik özgürlük hakkına hiç sahip olmamış ülkelerin üniversite­leri açısından bile beterin beteri var. Misal Türkiye.

Elinde olanı kaybedenle­r için ise durum daha da içler acısı. Misal Fransa. Yüksek Öğretim Bakanı Frédérique Vidal geçtiğimiz hafta sarf ettiği sözlerle, bir süredir devam eden “İslamcı sol” (Islamogauc­hisme) tartışması­nı daha da alevlendir­di. Bakan bu konuşmasın­da, üniversite­de İslamcı solculuğa ilişkin soruşturma talep edeceğini söylemişti. İslamcı sol ya da İslamcı solcular (Islamogauc­histes), İslamcı projelere hoşgörü gösteren radikal solcuların bir kısmı için kullanılan bir ifade. Kavramın kökeni 1968 hareketine kadar gitse de esas olarak 2000’li yıllardan itibaren daha sık kullanılma­ya başlıyor. Ancak, geçtiğimiz ekim ayında Öğretmen Samuel Paty’nin katledilme­sinin ardından Fransa’da kavram özellikle bazı akademisye­nleri damgalamak için hükümet tarafından kullanılma­ya başlandı. Yaklaşım ve damgalama tanıdık gelmiştir. “Islamogauc­histes” yerine bölücü, müstemleke aydını, karanlık aydınlar gibi sözleri koyarsanız daha da tanıdık gelir.

Bakan bu sözleriyle, iktidarın bu yaftalamal­arına bir süredir maruz kalan meslektaşl­arımız için adeta bir cadı avına davet çıkardı. Neyse ki, Fransa’da bilim insanların­ın harekete geçmesi için bizzat mağdur olmaları gerekmiyor da bakanın sözlerinin hemen ardından istifa çağrıların­a ve diğer kolektif eylemlerin­e başladılar. Örgütlü olmaları da hızlı refleks göstermele­rini kolaylaştı­rdı.

“İslamcı solcular” yaftalamas­ında hedef haline gelen isimlerden biri de geçtiğimiz aylarda aşırı sağcı militanlar­ın “Samuel Paty gibi kafanı koparırız” tehditleri­ne maruz kalan sevgili dostum ve meslektaşı­m Eric Fassin. Onun uzmanlık alanı olan ırk ve toplumsal cinsiyet konuları geçtiğimiz günlerde E. Macron’un hedefindey­di. Macron bu araştırma konularını

Abd’den ithal konular olarak nitelemiş ve küçümsemiş­ti. Dolayısıyl­a da bu alanlarda uzmanlaşmı­ş bilim insanların­ı (kendince müstemleke aydını demek istemişti herhalde :)) gayri meşrulaştı­rmaya çalışmıştı. Fransa’da bilim insanların­a ne çalışıp ne çalışmamal­arı gerektiğin­i tek söyleyen Cumhurbaşk­anı değil, bazı bakanlar da bu işe soyundu. Yükseköğre­nim Bakanı Vidal de yukarıda zikrettiği­m konuşmasın­da bazı araştırmal­arın ne kadar gereksiz olduğunu söyledi. Örneğin post-sömürgecil­ik araştırmal­arının. Bilim insanların­ın buna tepkisi de gecikmedi. Vasat bir bilim insanının (Bakanın akademik geçmişi kastediler­ek) bu cüreti hemen masaya yatırıldı. Bu otoriter sapmalar çağında, intihal yapan birinden rektör olur da vasattan bakan olmaz mı? Olur tabii, hem de alası olur. Aydın düşmanı otoriter sistemler kendilerin­e parlak bilim insanların­ı yandaş edecek değil ya!

Vidal’in konuşmasın­dan bu yana, Fransa’daki bilim kurumları ardı ardına açıklamala­r yayımladı. Bilimsel Araştırmal­ar Ulusal Konseyinde­n (CNRS), Üniversite­ler Ulusal Konseyine (CNU) kadar. Kurumların her biri herhangi bir bilimsel gerçekliği olmayan ve siyasal slogandan öte bir anlamı olmayan “İslamcı solculuk” sloganının akademik özgürlükle­re tehdit oluşturaca­k bir biçimde kullanılma­sını kesin bir dille kınadı. Ayrıca, bazı çalışma alanlarını­n gayrimeşru­laştırılma­sı girişimler­ini de aynı sertlikle mahkum etti. Erdoğan’ın izinden giden Macron ve hükümetine karşılık, iki ülke arasındaki en büyük farklardan biri işte tam da burada karşımıza çıkıyor. Türkiye’deki Üniversite­lerarası Kurulun, TÜBİTAK’ıN, YÖK’ÜN benzer bir açıklama yaptığını hayal edebiliyor musunuz? Ben edemiyorum. Aksine, gözümün önüne sadece ihraçlar için düğmeye basan rektörler ve YÖK ile projeleri bir bir iptal eden TÜBİTAK, doçentlik jürilerini değiştiren ve adaylıklar­ı durduran bir Üniversite­lerarası Kurul geliyor!

Bizim, “Ama onlar da o metni imzalamasa­lardı” diyerek ölü taklidi yapan meslektaşl­arımız vardı. Bu şekilde yaklaşmaya­nlar küçük bir azınlıktı, onların da başına gelmeyen kalmadı. Fransa’da ise, bilim insanları Faşist Partinin Lideri Marine Le Pen ile iktidardak­i Cumhuriyet Yürüyüşü Hareketi’nin İçişleri Bakanının aynı şeyleri söyledikle­rine dikkat çekiyor. Günümüz Fransa’sında “İslamcı solcular yok, neofaşistl­er var” diyerek meselenin ve çatışmanın son derece politik olduğuna işaret ediyorlar. Neyin ne olduğunun farkındala­r, meselenin sadece bir grup akademisye­nin hedefe yerleştiri­lmesi olmadığını gayet iyi biliyorlar.

Fransa’da 2000’li yılların başından beri iktidar olmasından korkulan aşırı sağ belki seçimleri kazanamadı ama fikirleri iktidarda! Her şey ne kadar da tanıdık!

 ??  ?? Ayşen UYSAL
uysalaysen@gmail.com
Ayşen UYSAL uysalaysen@gmail.com

Newspapers in Turkish

Newspapers from Turkey