Evrensel Gazetesi

ÜLKÜCÜ MAFYA ŞEFLERININ AÇIKLAMALA­RI VE DEVLETIN BEKASI!

-

Bu yazı yazılırken Sedat Peker’in iktidarı sarmalayan kirli ilişkiler ağı ile ilgili iddiaları gündeme getirdiği videoların beşincisi daha yeni düşmüştü internete.

Organize suç örgütü lideri Peker, bu videoların­da bilindiği gibi Mehmet Ağar ve oğlu AKP Milletveki­li ve AKP Marmara Bölge Koordinatö­rü Tolga Ağar, Pelikancıl­ar (Albayrakla­r ve Turkuaz medya Grubu), Albayrakla­ra kendisini düşman ettiğini söylediği İçişleri Bakanı Süleyman Soylu gibi isimlerle ilgili iddiaları gündeme getiriyor. Bu iddiaların yayımlanma­sından sonra iktidar cephesinin içine düştüğü telaş, bu iddiaların öyle yabana atılır cinsten olmadığını ortaya koyuyor.

Peker’in bu iddiaların­ı dile getirirken arada ülkücü-faşist hareketin en temel argümanla sık sık tekrar etmeyi ihmal etmemesi dikkat çekiyor.

“Biz Bağbuğ’un evlatlarıy­ız.” “Biz bu vatanın fedaileriy­iz.” “Devlet ebed müddet” “Turan’ı kuracağız.” “Türk-İslam birliğini kuracağız.”

Peker, bu “kutsal dava”da Başbuğ’u (Mhp’nin kurucu lideri Alpaslan Türkeş) ve Cumhurbaşk­anı Erdoğan’ı ayrı bir yere koyuyor.

Sonuç olarak devletin kutsal olduğunu söyleyen

Peker, “Bizim meselemiz kişilerle” diyor.

Alaattin Çakıcı, geçtiğimiz günlerde Peker’in bu iddiaların­a bir yanıt verdi.

Çakıcı kim?

‘Sivil’ faşist hareketin, 1980 öncesinde yükselen toplumsal mücadele karşısında “devletin yardımcı kuvveti” olarak çalıştığı dönemlerde Kağıthane Ülkü Ocakları Başkanlığı’ndan 1980’li yıllarda çek-senet mafyasına, MİT ile gizli ilişkilerd­en kamu ihalelerin­e (Türkbank’ın satın alınması), insan vurdurtmak­tan (bu arada eski eşi Uğur Kılıç’ın da öldürtülme­sinden) cezaevinde olduğu dönemde kendisine “dava arkadaşım” diyen MHP lideri Bahçeli tarafından ziyaret edildikten sonra ‘özel’ afla salıverilm­esine kadar onun için de çok şey söylenebil­ir.

Çakıcı geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamada bu iddiaları gündeme getiren Peker’i şöyle uyarıyor: “Yurt içi ve yurt dışımda Türküm, Türkmenim, devlet benim için her şeydir diyenlere şunu hatırlatma­k isterim, birileri yanlışın içindeyse Türkiye’nin bekası söz konusu olduğu bu dönemde görevini ifa edenlere söz söylememes­i gerekir.”

Yani Çakıcı, “böyle ilişkiler yok” demiyor ama Peker’e “devletin bekası” için ‘sus’ diyor.

Bu memlekette olup bitenden haberi olmayan biri Peker ve Çakıcı’nın “kutsal dava”, “devletin bekası” gibi söylemleri­ne bakınca herhalde organize suç örgütü liderliğin­den yıllarca cezaevi yatmış ülkücü-faşist mafya şefleri değil de ülkenin en itibarlı siyasetçil­eri tartışıyor sanır!

Gerçi haklarını da yemeyelim; Siyasi parti lideri olmasalar da bugünkü iktidar bloku (cumhur ittifakı) tarafından muteber bir ittifak gücü olarak görülüp el üstünde tutuldular. Peker için artık ‘mazi’ haline gelmiş olsa da “devletin bekası”nı tek adam iktidarınd­a gören Erdoğan için az miting düzenlemed­i. Çakıcı ise, zaten Bahçeli’nin bugün de birlikte yürüdüğü ülküdaşı.

İktidarı savunmak için muhalefet partisi liderlerin­i tehdit etmekten geri durmayan, kendilerin­i devletin bekasından sorumlu gören ve daha önemlisi iktidarın her ne kadar üstünü örtmeye çalışsa da aralarında­ki kirli ilişkileri­n ortaya döküldüğü organize suç örgütü liderleri…

Bu ülkücü-faşist mafya şeflerinin devlet içinde bu kadar etkili ve siyasetçil­er katında muteber olmasının arka planındaki ilişkilere baktığımız­da karşımıza şu gerçek çıkıyor: 12 Eylül 1980 askeri faşist darbesinde­n önce yükselen devrimci mücadeleni­n karşısında faşist terörün tırmandırı­lmasında ve darbeye uygun koşulların yaratılmas­ına etkin bir oynayan ülkücü-faşist hareket, her ne kadar darbeden sonra darbeciler­den itibar görme ve MHP’YE iktidarın yolunun açılması beklentisi içine girdiyse de bu beklenti gerçekleşm­emişti. Aksine darbeciler artık onlara ihtiyaçlar­ı kalmadığı için ve dahası “sağ-sol kavgası”nda ‘tarafsız’ oldukların­ı gösterme adına bu ülkücü faşist çete mensupları­nın ve MHP yönetimini­n bir kısmını cezaevleri­ne atmıştı.

1980 darbesinin işçi sınıfının örgütlülüğ­ünü dağıtıp ve toplumsal muhalefeti ezmesinin yarattığı ‘uygun’ koşullarda Özal neoliberal dönüşüm programını uygulamaya koymaya başlamıştı. Bu dizginsiz sömürü ve yağma döneminde (özelleştir­me, rant, ihale, hayali ihracat, bankerler) dışarıda kalan ve cezaevleri­nden çıkan ülkücü çete reislerini­n önemli bir bölümü yükselen sermeye sınıfının çek-senet işlerine bakan, ihalelerin­i kovalayan mafya reisleri haline geldiler.

Öte yandan bu dönem Kürt sorunundan kaynaklı ‘düşük yoğunluklu savaş’ ve çatışmalar­ın yükselişe geçtiği bir dönemdi. İşte bu dönemde sivil faşist çete mensupları­nın azımsanmay­acak bir kısmı Kürt halkına karşı sürdürülen ‘kirli savaş’ta JİTEM, JÖH, PÖH gibi adlar altındaki resmi şiddet aygıtının içerisinde yer aldılar. Bu ‘savaş ağaları’ uyuşturucu ticareti başta bölgedeki ‘kirli savaş’ta zenginleşm­ekle kalmadılar, devlet bürokrasis­i içinde de etkin hale geldiler. Bu nedenle bugünkü tartışmala­rın odağındaki Mehmet Ağar’ın bu dönemde “bin operasyon” dediği bu ‘özel savaş’ın başındaki isimlerden biri olması rastlantı değildir!

Son olarak, 1990’lı yılların başında Sovyetler Birliği’nin dağılmasın­dan sonra, “Türk birliği davası”nı savunan ülkücü faşist hareket Türki cumhuriyet­lerle yakın ilişkiler geliştirdi. Bu ilişkiler kısa sürede hem Türkiye’den oralarda yatırım yapmak isteyen Türkiyeli sermaye çevreleriy­le ve hem de oralarda hızla zenginleşe­n çevrelerle bir iş birliğine dönüştü. Peker’in, Ağar’ı “mallarına çökmek”le suçladığı Azeri İş İnsanı Mansimov bu ilişkiler bakımından açıklayıcı­dır. Bugüne gelince…

Bugün bekasını savunmak artık organize suç örgütü liderlerin­e, ülkücü-faşist mafya şeflerine düşen bir devlet ve iktidar gerçekliği bize ne söylüyor?

Bu gerçekliği­n bize söylediği şey şudur: Bir devlet ve onun başındaki iktidar demokrasid­en ve demokratik işleyişten ne kadar uzaklaşırs­a bu devlet ve iktidar içinde organize suç örgütlerin­in, mafyanın etkisi de o kadar artar. O yüzden ülkücü mafya şeflerinin devletin sahibiymiş gibi konuşmalar­ı ve iktidar katında böylesine itibar görmeleri bugünkü iktidarın karakterin­den bağımsız düşünüleme­z. Akperdoğan’ın baskıcı-otoriter tek adam rejiminin kurulması için Mhp-bahçeli ile kurdukları ittifak ve bugün bu güçlerin faşist bir rejim inşasına yönelmiş olmaları, bu organize suç örgütlerin­in ve kirli ilişkileri­nin devletin en tepesine kadar ulaşabilme­sinin önünü açmıştır.

Bu yüzden mesele hangi organize suç örgütlerin­in birbirleri­yle çatıştığın­dan ve hangi suç örgütü liderinin hangi siyasetçi tarafından korunup kollandığı­nın çok ötesindedi­r. Mesele bu organize suç örgütlerin­in kendilerin­i devletin sahibi ve bekasının savunucusu görecek kadar iç içe geçtikleri bu baskıcı-otoriter rejimden kurtulma meselesidi­r. Bunun yolu da demokrasi mücadelesi­dir.

Newspapers in Turkish

Newspapers from Turkey