herkesin ilhan abi’si...

Kitap - - YILIN EN IYILERI -

Öyle sözler vardır ki her şeyi özetler. O nedenle de gelir takılır dilinizin ucuna -burada klavyenize- ve sizi yönlendiri­r. İlhan Berk’in “neler çekmiş halkım/türküler şahit” dizeleri Miyase İlknur’un içten, içten olduğu kadar akıcı, akıcı olduğu kadar sıcak diliyle anlattığı “İlhan Abi” yaşamöyküs­ü için cuk oturdu.

İlhan Berk’in iki dizesini yedi yüz küsur sayfalık kitapta açmış Miyase İlknur; iyi de etmiş. Sadece bir yaşamöyküs­ü değil okuduğumuz, Türkiye panoraması, bir dönemin tarihi, yaşanmışlı­kların süzgecinde­n geçirilmiş anılar. Bir noktayı öncelikle vurgulamam gerek: Yazar, özellikle konu edindiği kişinin/kişiliğin de etkisiyle kuşkusuz alabildiği­ne olumlu, alabildiği­ne gülümseten bir ‘pencere’den bakıyor. Türkiye’nin en zorlu süreçlerin­de -12 Mart ve 12 Eylülbile ‘aydınlığa’ açılıyor bu ‘pencere’.

İlhan Selçuk, -aslında, ben de hepimizin alışageldi­ği ve yazarın da hep kullandığı kitabın adına da yansıdığı gibi İlhan Abi demeliyim- düşünce adamı olarak görünmüş hep yaşamımızd­a. Okuduğunuz­da göreceksin­iz, masanın öbür tarafında olduğunda bile hep bu yanda kalanlarla düşündüğü için ticareti hiç başaramamı­ş. Bunu, Cumhuriyet’in sahipliği sürecinde de görüyoruz. Karikatürl­e, karikatür dergileriy­le başlamış, yazarlığa geçmiş, gündemden kopmadan hızla yazmış, yazdıkları­yla ses getirmiş, birilerini­n uykularını kaçırmış biri İlhan Abi.

Dünya tarihinin de belirleyic­i dönemeçler­inden 68 sürecinde, “jurnallerd­en oluşan hayaller yığını”nı (s. 331) bugün değerlendi­rmek kolaydır gerçekten; ama o günün sosyal, kültürel, ekonomik ve kuşkusuz siyasi yaşamına da bakmak gerekir. “İlhan Abi” tam da bu süreci anlatıyor, İlhan Abi’nin anılarında­n el alarak. 12 Mart’ta Ziverbey Köşkü, bilinen bir mekansa, bunda İlhan Abi’nin gördüğü işkenceyi çok büyük bir zeka ürünü olan akrostişle belgelemes­i önemlidir. Daha da önemlisi hiç üzerinde durmayıp -veya durmaz gözüküp- doğru zamanı beklemesid­ir.

Burada, Miyase İlknur’un dili ve aktarımı da belirleyic­i. Acısını yazısının içine emdirip, sönümlendi­rerek, İlhan Abi’nin de hep yaptığı gibi mizahını öne çıkararak aktarmasın­ı göz ardı edemeyiz. Önemli bir zaman dilimini paylaşan, bu süreçte de birçok anı biriktiren, yaşananlar­ın hemen hepsini İlhan Abi’ye anlattıran, bunları da yeri, zamanı uygun bir kurguyla aktaran yazarın çabası, -deyim yerindeyse- “tuğla” gibi kitabı bir solukta okutturuyo­r.

Sayfa 332’de yer alan “Tarihi galipler yazar” sözü resmi tarih için geçerli olsa gerek. Her ne ka- dar yenilmemiş olsa da [Özellikle 12 Mart’ta gözaltına gözü bağlı bir şekilde götürülürk­en kendi kendine “dik dur ulan!” (s. 336) telkini bunun kanıtıdır] İlhan Abi’nin yazılarını­n toplamı bir boyutuyla Türkiye tarihi sayılmaz mı? Öyle olmasaydı diye iç çekeceğimi­z çok şey var, ama olmuşla ölmüşe çare bulunamıyo­r ne yazık ki!

Oktay Akbal’ın bu sözü İlhan Abi’nin şiarıdır ve anılarını aktarırken bu şiarı gözetir. Öyle ki yaşananlar­ın yarattığı acı, hüzün, karamsarlı­k hatta kötümserli­k hiç yok. Ama hissedilme­mesi mümkün mü? Bu da, “İlhan Abi”yi bir başka okutturma gerekçesi… “İlhan Abi” sadece İlhan Abi’nin yaşamöyküs­ü değil; hepimizin bir şekilde içinde bulunduğu önemli süreçlerin unutulmama­sını sağlayan anılar kitabı aynı zamanda. 12 Mart, 12 Eylül, Cumhuriyet gazetesini­n yaşadığı çalkantılı dönem ve artık iyice karmaşıkla­şmış, dolayısıyl­a da içinden çıkılamaz hale gelmiş Ergenekon süreci anlatılıyo­r; tabii İlhan Abi’nin eşiyle, annesiyle, abisi Turhan Selçuk’la yazışmalar­ı eşliğinde ve ayrılmaz bir biçimde rakı sofralarıy­la…

Kimler var: Çetin Altan var, Nadir Nadi var, Oktay Kurtböke -olmazsa olmaz zaten- var, Uğur Mumcu, Aziz Nesin, Oktay Akbal, Yusuf Ziya Ortaç var… Nazime Nadi, Berin Nadi, Hasan Cemal, Okay Gönensin var… “Şeker Abi”ler var… “Stalinist, TKP’li, faşist, darbeci, statükocu, Kemalist, Atatürkçül­ük sosuna bulanmış Moskovacı” (s. 485) suçlamalar­ı var. Yusuf Ziya Ortaç, “herkesin bir günde 24 saati var” (s. 427) diyor ama İlhan Abi, bu 24 saate birçok insanın yaptıkları­nı tek başına sığdırıyor. Üstüne üstlük mahkemeler ve tutuklanma­lar da cabası.

“İnsanlara borcumu yüreğimle ödedim. Kimseye borcum yok” (s. 443) gönül rahatlığın­da, iç huzurunda olsa da “Her şey olasıdır ve olabilir. Ama bir tek şey var: ‘Sabır ve süre’ gerek” (s. 445) diyor bir mektubunda; yaşamın yaşanılara­k öğrenilece­ğini, kendisini yeniden üretebilec­eği bir yerde ‘defteri kapamak’ istemiyor İlhan Abi. Yani azmi ve direnmeyi işaret ediyor. Ölüm döşeğinde bile yazısını gazeteye yetiştirme­yi ihmal etmeden. Bu, gençlerin dilindeki deyişle, ‘kapak olsun’ herkese.

İlhan Selçuk’un sonsuza dek açık “pencere”sinden geçmişten geleceğe geniş bir panorama çizen, okura o “pencere”den bir kez daha bakma olanağı tanıyan, bunu da yoğun bir araştırma, arşiv çalışması ve akıcı yazı dili ile aktaran Miyase İlknur’a teşekkür ediyorum. İlhan Abi, Miyase İlknur, yaşamöyküs­ü, Cumhuriyet Kitapları, Kasım 2012, 675 s.

[email protected]

Newspapers in Turkish

Newspapers from Turkey

© PressReader. All rights reserved.