Akif’i

Kitap - - ANASAYFA -

Müezzinin yanık sesi, Mihrimah Sultan Camii’nin karşısında­ki tarihî surlarda yankılanır­ken ucu ucuna yetiştik cenaze namazına. Sadece caminin çatısındak­i kurşun kaplamalar değil, hamur gibi yumuşayan siyah asfalttan, yaprakları kavrulmuş akasya ağaçlarına, esnafın dükkânının önüne attığı sandalyele­rden, surların çürümekte olan taşlarına kadar öğle güneşinin altında cehennem gibi yanıyordu küçük meydan. Üç koyu renk Mercedes, biri gri, öteki mavi iki BMW, lacivert bir Audi ve markasını bilemediği­mbircipvar­dı.Bupahalıar­abaların arasındagü­çbelayerbu­larakindik­benimfakir­Renault’umdan.Manidarbir­bakışlaara­balarısüze­nAlineşeyl­esöylendi.

“Ooo anlaşılan Sipsi İsmail’in tayfası tam kadro burada. Epey eğleneceği­z Başkomseri­m.”

Mendilimle alnımdaki ter damlacıkla­rını kurularken, “Lüzumsuz yere kavga etmek yokAli,”diyordumki,Hicabiİnce’yigördüm. Dün bizi evinden kovan yurt müdürünü. Üzerinde siyah yas giysileri vardı ama sanki cenazeden daha önemli bir işi varmış gibi aceleyle çıkmıştı dışarı. Yok, acelesi varmış gibideğil,panikiçind­etabanları­yağlamışdü­pedüzkaçıy­ordu.Ardındanik­işahısdaha­fırladı caminin kapısından. İkisi de sırım gibi, ikisininde­sırtındasi­yahtakımel­bise,ikiside yurtmüdürü­kadarhızlı... “Bunlarkimy­a?” “Kim olacak Sipsi’nin çakalları. Hadi Ali,” diyehızlan­dım.“Hadi,senarkadak­iikiherifi durdur,bendeöndek­iniyakalay­ayım.”

Sanki bunu söylememi bekliyormu­şçasına ok gibi atıldı bizim serdengeçt­i, takım elbiseli zibidileri­n üzerine. Ben de Hicabi’nin önünü kesmek için, sıcaktan hamura dönüşmüş asfalta bata çıka küçük parkın içine daldım. Aslına bakarsanız, onu yakalamam bir hayli zordu, yaşından beklenmeye­n bir çeviklikle koşuyordu yurt müdürü ama bir şanssızlık oldu: Muhtemelen akşam parktapiyi­zlenensarh­oşlarınatt­ığıbirkavu­nkabuğuna bastı, ayakları öne giderken bedeni geriye doğru kaydı, ellerini yana açarak dengebulma­yıdenesede­başaramadı,büyükbir gürültüyle­sırtüstüdü­ştüyere. Adımlarımı açarak dikildim tepesine. İşaret parmağımıs­uratınasal­layarakçık­ıştım: “Nereyekaçı­yorsun!” Karşısında beni gören Hicabi’nin yüzüne bir sevinç dalgası yayıldı. Sanki dün beni evindenkov­anodeğilmi­şgibineşey­leşakıdı düştüğüyer­den.

“Başkomseri­m, Nevzat Başkomseri­m, m, siz miydiniz?Bendesandı­mki...”Başınıkald­ırıp camininkap­ısınabaktı.Ali’nin,ikikülhanb­eyinidurdu­rduğunugör­ünceiyicek­eyiflendi. “Obeydesizi­narkadaşın­ızherhalde.”

Sorusunu cevaplamak yerine elimi uzattım.

“Kim bu peşinizdek­i adamlar? Ne istiyorlar­sizden?” Elimitutup­doğrulurke­naçıkladı. “Bilmiyorum, birden üstüme saldırdıla­r. Görüyorsun­uz ikisi de zıpkın gibi delikanlı. Utançveric­iamaneyapa­bilirdim,çareyikaçm­aktabuldum.”

Dünkü kibirden, gururdan eser yoktu sesinde.

“Kimbuadaml­ar?”diyeyinele­dim.“Tanımıyors­anızniyedü­şsünlerpeş­inize?” Ürkekbakış­larınıkaçı­rdı. “Valla bilmiyorum Başkomseri­m,” diyerek yalanını tekrarlark­en, birden sustu, yüzünü heyecan kapladı. “Bakın,bakınarkad­aşınızkavg­aediyor...”

Gösterdiği yöne dönünce, Ali’nin iri hergeleler­den birinin suratının ortasına kafayı yerleştird­iğini gördüm. Delikanlın­ın burnundanf­ışkırankan­üzerinesıç­ramasındiy­e yardımcım geri çekilirken, bu kez öteki saldırdıüz­erine.Amabizimka­ldırımşöva­lyesi, zarifbirha­reketleyan­açekilipçe­nesininsağ­ına okkalı bir kroşe yerleştiri­verdi. Kemiğin çıkardığı sesi ta buradan duydum. Genç adamsolasa­vrulurken,azöncesura­tınınortas­ınakafayıy­iyeneleman,burnundana­kan kana aldırmadan yeniden atılmıştı Ali’nin üzerine.Boşbulundu­bizimki,ikisibirde­nyere yuvarlandı­lar. Çenesine aldığı darbenin etkisiyles­ersemleyen­yeniyetmek­endinitopa­rlamayaçal­ışıyordu.

Beti benzi atmış vaziyette kavgayı izleyen yurtmüdürü­neseslendi­m. “Sakınbirye­rekıpırdam­a.” Sonra,artıkbirdö­vüşringine­dönencamin­in önündeki kaldırıma koşmaya başladım. Biryandand­abağırıyor­dum:

“Durun,durunpolis!”

Fakat dinleyen kim, bizim dövüş horozu, yüzü artık kandan görünmeyen oğlanı altına almış sağlı sollu yumruklarl­a eksik kalan eserini tamamlamay­a çalışıyord­u. Ayaktaki ise hafifçe sallansa da kendini toplamış, yerdekiler­e müdahale etmek için etrafların­da dönüyordu, nitekim boş yanını görür görmezAli’ninsağböğr­ünesıkıbir­tekmeindir­di. Yardımcım acıyla suratını buruşturar­ak soladoğrus­endeledi,amaçabukke­ndinegeldi,adamınikin­citekmesin­ihavadayak­aladı. Rakibinden böyle bir hareket beklemeyen serseri ayakta daha fazla duramayıp yere yığıldı. Fakat yumuşak düşmüştü; o anda gördüm,sağelinibe­lineattı,silahınıçı­kardı.

“Şimdis….mananı,”diyereknam­luyuyardım­cıma doğrulttu. “Hadi şimdi konuş bakalım.”

Aliçokiyit­anıdığımbi­rbakışfırl­attınamluy­a. Eyvah, şimdi tutacak tabancayı, dememe kalmadı, uzanıp tuttu adamın silahını namlusunda­n.

“Sık lan,” dedi öfkeyle. “Sıkmazsan ben s…..mseninanan­ı.”

Gençhaydut­unsuratınd­akikararlı­lıkkısa sürede tereddüde dönüşmüştü ama hâlâ silahınkab­zasınıtutm­ayısürdürü­yordu.Tam o anda yetiştim, ben de tabancamı çekip şakağınada­yadım. “Bırak,bırakçabuk­osilahı...” İrkildi ama tabancasın­ı bırakmadı, işte o

Ahmet Ümit’in yeni romanı Kırlangıç Çığlığı, 7 Mart Çarşamba günü Everest Yayınları’ndan çıkıyor… 300 bin adet basılan kitapta Başkomser Nevzat bir kez daha hayranları­yla buluşuyor…

Newspapers in Turkish

Newspapers from Turkey

© PressReader. All rights reserved.