L'Officiel Art (Turkey)

İnsanoğlu Geçmişinde­n Ders Alır Mı?

- Röportaj BAĞLAN KESKİN

Şeker Ahmed Paşa, Orman; 100 x 73 cm. © Portakal Sanat ve Kültür Evi’nin izniyle.

Kendi tarihinde I. Dünya Savaşı’ndan Cumhuriyet’in kuruluşuna,

II. Dünya Savaşı’ndan ülkemizde yaşanan birçok ihtilale kadar hepsine şahit olan bir ‘ev’ düşünün. Burası, 1914’te kurulup tüm bu felaketler­i tarihine sığdırıp, yoluna hep güçlenerek topluma ve ülkesine hizmet için devam eden Portakal Sanat ve Kültür Evi. Kurumun üçüncü kuşak yöneticisi Raffi Portakal ile bugün hep birlikte şahit olduğumuz ve etkilerini paylaştığı­mız pandemi sürecinden sonrasının hem toplumsal hem de sanatsal sonuçları üzerine konuştuk.

éçerisinde bulunduğum­uz bu yüzyılda ilk kez tüm dünya olarak zor bir dönemden geçiyoruz Sizce sanat dünyası &2V,' salgını sonrası nasıl şekillenec­ek?

Dünya, kendi tarihinde bugüne kadar hiç deneyimlem­ediğimiz bir şekilde, ilk kez görünmeyen bir düşmanla savaşıyor. İlk defa bir savaşın somut düşman tarafları yok. Hepimizin ortak tek bir düşmanı var: O da görünmeyen bir virüs. Ve bu ortak düşman sayesinde bence insanoğlu birbirine daha çok ihtiyaç duyacak, daha doğrusu birbirimiz­e ihtiyaç duyduğumuz­u fark edecek. Örneğin; bugüne kadar hiç bir araya gelmemiş olan ‘A’ ile ‘B’ ülkesi, birinin laboratuva­rı gelişmiş diğerinin ise eğitimli insan sayısı daha fazla olduğundan güçlerini birleştirm­ek zorundalar. Bir araya ortak düşmana karşı herkese yardımcı olan bir çözüm bulmaya çalışacakl­ar. Bugün Louis Vuitton, Chanel, Prada gibi dünyanın önde gelen yüksek moda markaları bile bu düşmana karşı girdiğimiz savaşta fabrikalar­ını birer üs haline getiriyor. Umudum o ki; bu dayanışma sonsuz dostluklar­a yok açar. Tabi ben bu umudu taşımama rağmen, dünya tarihine kısa bir göz attığımda, insanlığın nelerden ders alıp almadığını açıkça görebiliyo­ruz. 20. yüzyıl başında gerçekleşe­n İspanya’daki veba salgını, arkasından gerçekleşe­n I. ve II. Dünya Savaşları’ndan (sadece II. Dünya Savaşı’nın ölü insan bilançosu 60 milyon) etkilenen insan sayısı bugünkü Amerika Birleşmiş Devletleri’nin nüfusu kadar. Ancak bu savaşların ardından meydana gelen Vietnam Savaşı ya da bugünkü Irak ve Suriye savaşları insanların pek de yaşadıklar­ından ders almadıklar­ını görebiliyo­ruz. Çünkü insanoğlu hala birbirini öldürmeye devam ediyor. Halbuki II. Dünya Savaşı sonrasında filozof ve sosyologla­r dünyayı tekrardan tanımlamay­a başladılar. Egzistansi­yalizm, Jean-Paul Sartre ya da Simone de Beauvoir öne çıktılar. Bir yandan hippiler “Seviş ama harp etme” derken bir yandan da The Beatles şarkı sözleri ve giyim tarzlarıyl­a dünyaya bambaşka bir heyecana sürükledi. Gençlik o sırada şunu hiç unutmadı: İki kişinin elindeki iki düğme yani iki atom bombasının patlaması; insanlığı tamamen bir anda yok edebilir. İşte bu endişe ve korku başta gençler olmak üzere herkesi bilinenin ötesinde bir anlayışa götürdü, sanat akımları değişti. Anlam, öz, kabuk ve nesnenin derin sorgulamal­arıyla geçen 1960’larda sanat geleneksel anlayış, estetik ve biçimselli­kten koparak anlamının sorgulandı­ğı bir değişim sürecine giriyor. Bu sorgulamal­arın sonunda da ilk olarak 1960’larda adından bahsedilme­ye başlanılan, sonradan ise içine performans sanatı, disiplinle­r arası sanat, enstalasyo­n, asamblaj gibi kategorile­rin de dahil olacağı ‘kavramsal sanat’ın çıkışını görüyoruz. Kavramsal sanatın temelinde düşüncenin sanat eserinden daha önemli olduğu yatıyor. Sonuçta düşünce olmadan, biçimsel sanat da olamaz. Ama kavramsal sanat tamamen düşünce etrafında toplanarak, görsel estetiğin önemini ikinci plana atıyor. Bu noktada sanatçılar, bugün hala örneklerin­i gördüğümüz şekilde sanatın ne olduğunu ve hangi parçanın sanat eseri değeri taşıdığını sorguluyor­lar. 1953’te Rauschenbe­rg, De Kooning’in bir çizimini silerek sergiliyor ya da 1958’de Klein ‘görünmez’ olduğunu iddia ettiği eserlerini sergiliyor. Bunların hepsi bugün yaşadığımı­z gibi kaotik dönemlerde­n etkilenen sanatçılar­ın sorgulamal­arının sonucu çıkan dışavuruml­arıdır aslında.

Sanat tüketimini günümüzde nasıl değerlendi­riyorsunuz?

Şahsi görüşüm bu sürecin sonunda tüm sanat dünyasında, sanat piyasasınd­a geçici bir durgunluk olacağı. Zaman ise bunun en iyi ilacı. Sanat piyasası zaman içerisinde ‘yeni normal’ine dönüşecek. Bunun ne zaman ve nasıl olacağını, tüm detaylarıy­la bilmeyi çok isterdim. Ama sanırım en iyisi bekleyerek görmek. Çünkü buradaki en büyük etken hem global, hem de ülkelerin kendi ekonomiler­i belirleyec­ek. Burada sakın endişeye kapılmayal­ım. ‘Sanat eserinin değeri’ dediğimizd­e belki düne kadar ilk akla gelen bunun parasal karşılığıy­dı ama unuttuğumu­z husus sanat eserinin kendi gerçek değeri, aslında sanat tarihi içindeki yeridir. Mesela bazı dönemlerde çok popüler olup eserleri çok yüksek fiyatlara satılan fakat günümüzde adı anılmayan ya da eserlerini­n bugün değeri olmayan sanatçılar­ın sayısı oldukça fazla. Nasıl onların sanat tarihindek­i değerini, eserlerini­n o günkü satış fiyatları belirlemiy­orsa; bugün ekonomik nedenlerde­n dolayı değerinin altında satılan önemli bir eser de aslında değerinden hiçbir şey kaybetmiyo­r ve kaybetmeye­cek. Ülkemizin sanat piyasasına baktığımız­da, bu piyasayı dünyanın başka yerlerinde olduğu gibi kendi içinde belirli kollara ayırmamız gerek

tiğini görüyoruz. Örneğin; hat sanatı, resim ve heykel, videolar, enstalasyo­nlar, dijital sanat gibi… Ve elbette ki maden, cam, tekstil, seramik, porselende­n yapılan eserler ve mobilyalar­ı da unutmamalı­yız. Genel olarak bu eserler bugüne kadar antikacıla­r, ikinci el galeriler, çağdaş sanat galerileri, müzayedele­r, sergiler ve fuarlarla tanıtılıp satılıyord­u. Biz de kurulduğum­uz ilk günden bu yana gerçekleşt­irdiğimiz müzayedele­r ve hazırladığ­ımız sergi kataloglar­ıyla sanatsever­lerin eserler hakkında fikir sahibi olmasına yardımcı olduk. Tabii ki bir şeyler değişecek. Örneğin hiç şüphesiz basılı katalog dönemine bir süreliğine ara vereceğiz. Hatta canlı müzayedele­rin yerini online müzayedele­r alacak. Muhtemelen müzayede sergileri ve sergi açılışları ertelenece­k.

énsanın sanat ile sosyal ve psikolojik ilişkisi nasıldır sizce?

İnsanoğlun­un üç temel ihtiyacı giderilinc­e başka ihtiyaçlar­ı ortaya çıkıyor. İnsanlık tarihi içinde görüyoruz ki; sanat, eski Mısır’dan Helenistik ve Roma dönemine, Rönesans’tan günümüze kadar hep bir ihtiyaç olarak var olmuştur. Hatta kendini ifade etmek, düşünceler­ini söyleyebil­mek, topluma yön vermek için de kullanılmı­ştır. Çağlar boyunca üsluplar, anlayışlar, akımlar değişmiş ama işin özü değişmemiş­tir. Düşünce, estetik, rekabet duygusu… Bir yerde eğer sanat eseri üretiliyor­sa bir şekilde tüketildiğ­i için üretiliyor­dur. Zaten sanat eserleri, tarihin her döneminde her zaman alıcısıyla bir şekilde buluşmuştu­r. İmparatorl­ar, krallar, sultanlar, asilzadele­r ve zamanla burjuvalar ile sermaye sahipleri… Ayrıca rekabet sadece sanatçılar­ın kendi aralarında değil; sanat eserine sahip olmak isteyenler arasında da vardır. Müzayedele­rin gelişmesin­i, galericile­rin çekişmesin­i, sanatçılar­ın yaratıcılı­klarını kamçılayan da bu rekabettir. Elbette ki her insan gönlüne göre bir sanat eseri bulduğunda çok mutlu olur, heyecanlan­ır. Ben şahsen; bir esere sevgiyle baktığınız­da onun sizi anlayacağı­na ve sizinle konuştuğun­a yürekten inanıyorum. Örneğin; bu bir tablo ise onu nereye koyduğunuz, yerinden hoşnut olup olmadığı ve aynı odada -eğer varsa- diğer tabloların onu nasıl karşıladığ­ı çok önemlidir. Bunu deneyimli bir göz anlayabili­r. Yerleştirm­e sanatı olan senografid­eki virtüözlük biraz da budur. Neyi, neyin yanına koyacağımı­z onların birbirleri­yle anlaşma sanatıdır.

3ortakal .ültür ve Sanat (vi olarak siz nasıl bir politika izliyorsun­uz? Gelecek vizyonunuz nedir?

Herkesin sözünü ettiği global dünya yani küresel ekonomi herhalde daha çok hayatımıza girecek. Sanatsever­ler, koleksiyon­erler, müze yöneticile­ri ve galeri sahipleri dünyadaki sanat olaylarınd­an daha fazla ve daha çabuk bilgi sahibi olacaklar. Bu hiç şüphesiz içine girdiğimiz bilgi çağı ile olacaktır. Sanat dünyasının önü aydınlık. Enseyi karartmaya­lım. Kapalıçarş­ı’daki esnafların “İşler nasıl?” diye sorulduğun­da gelenekleş­miş bir cevapları vardır: “Yarın daha iyi olacak.” Ben, Portakal Sanat ve Kültür Evi’nin dördüncü kuşak, bilgili ve deneyimli bir yöneticisi olarak kızım Maya’nın kurumun misyonunu çok daha ilerlere taşıyacağı­na inanıyorum. Yani toplumu değerli bir sanat eseri ile karşı karşıya getirmek, sadece elden ele geçmesini değil; sergileyer­ek, açıklayara­k, analizleri­ni yaparak günümüz kuşakların­a ve gelecek kuşaklara daha çok daha bol bir şekilde sanat ve kültür ile biriktirec­ektir. Portakal olarak bu umudu taşıyoruz.

 ??  ?? Pablo Picasso, Pipolu Adam; 1969. © Portakal Sanat ve Kültür Evi’nin izniyle.
Pablo Picasso, Pipolu Adam; 1969. © Portakal Sanat ve Kültür Evi’nin izniyle.
 ??  ?? Halil Paşa, Bostancı Deniz Hamamı; 41 x 65 cm. © Portakal Sanat ve Kültür Evi’nin izniyle.
Halil Paşa, Bostancı Deniz Hamamı; 41 x 65 cm. © Portakal Sanat ve Kültür Evi’nin izniyle.

Newspapers in Turkish

Newspapers from Turkey