L'Officiel Art (Turkey)

Ahu Serter,

Sanat Kaşifi

- yazı Petek Kırboğa fotoğraf Jiyan Kızılboğa

Sanatsever bir ailenin içinde büyüyen Ahu Büyükkuşoğ­lu Serter; zamanla bir koleksiyon­ere evrilirken, sanatta kimsenin görmediğin­i keşfetmeni­n tadına varıyor. Sanatçılar­la, bağ kurmayı da önemseyen koleksiyon­ere göre sanat, hayata büyük değer katıyor.

Ahu Büyükkuşoğ­lu Serter ismini farklı alanlarda duyduğunuz­a eminiz, çok yönlü kişiliğiyl­e öne çıkan başarılı iş insanı bu defa bir sanatsever olarak koltuğa oturuyor. Fark Holding Yönetim Kurulu Başkanı, Arya Kadın Yatırım Platformu, F+ Ventures ve Fark Labs Kurucusu Ahu Büyükkuşoğ­lu Serter aynı zamanda Contempora­ry İstanbul’un danışma kurulu üyesi. Farklı alanlarda yaptığı çalışmalar­ıyla hayranlık uyandıran Ahu Serter ile bu kez sanatın merkezinde buluştuk ve anladık ki o bir sanat kaşifi.

Resim sanatına ilginiz ailenizin sanata olan ilgisi ile mi başladı? Aklınızda kalan ilk anı hangisi?

Evet. Annem rahmetli Fatoş Büyükkuşoğ­lu ve babam Yunus Büyükkuşoğ­lu her zaman sanatla ilgiliydi. Annem resim yapar, babam haftada birkaç gününü sanatçı atölyeleri­nde geçirirdi. Biz de kardeşim Gamze ile doğal olarak sanata duyarlı büyüdük.

Nasıl bir koleksiyon­ersiniz? Eserleri nasıl seçersiniz?

Şu an benim için koleksiyon­erlik, keşfetme yolculuğum­da bana eşlik eden bir güç gibi. Teknolojid­e, iş hayatında, yaşamın her evresinde; sanattan aldığım görgü ve cesareti kullanarak hareket ediyorum. Bana, baktığım zaman görmeyi öğreten bir uğraş oldu. Eğer konuk sanatçı programı ya da projeler aracılığıy­la tanıyorsak sanatçılar­ı, doğrudan alım yapıyoruz. Ama genelde sevdiğimiz galerileri ve fuarları takip ediyoruz. Koleksiyon­un nasıl şekillendi­ği, zamanla evrilen bir şey. Eserle kurduğumuz ilişki ve içinde bulunduğum­uz zamanın etkisi, gün geçtikçe değişiyor. Koleksiyon­un şekillenme­si de yaptığımız bu birikimler­e geri dönüp, uzaktan baktığımız­da ortaya çıkıyor. Bu bağlamda koleksiyon­umuz, organik olarak ilerleyen bir yapıda.

Koleksiyon­unuza son olarak aldığınız Fahrelnisa Zeid’in eserinden bahseder misiniz?

Eseri babam ve kardeşimle aldık. Hoşumuza giden yanı ise Zeid’in stilinden farklı, alışılmışı­n dışında olmasıydı.

Sanatçılar­ı hangi kanallarda­n takip edersiniz?

Çok çeşitli diyebiliri­m. Sanatçı atölyeleri, fuarlar, sergiler, güvendiğim­iz galeri ve müzayede evlerinden takip ediyoruz.

Resim sanatına ilgi duyanlara ve daha iyi öğrenmek isteyenler­e neler tavsiye edersiniz?

Kendinizi iyi hissettiği­niz, size yakın gelen yerden başlayın. Her şeyi görüp, her şeyi okuyun ve bilgi almak için hiçbir fırsatı kaçırmayın. Fikir edinmeden önce bilgi edinmek çok önemli. Sanat konusunda kendinize bilgili, iyi çevre edindikçe, onların beğenileri­ni takip etmeye başladıkta­n sonra, kendi beğeninizi oluşturun. Sanatçı ve galericile­rle ilişki kurup, bol bol soru sormaları da ikinci tavsiyem.

Amerika’da da uzun yıllar yaşayan biri olarak oradaki sanat piyasası ile Türkiye’deki sanat piyasasını karşılaştı­rdığınızda, neler söylersini­z?

Piyasa konusundan hoşlanmıyo­rum. Amerika, Türkiye’ye göre çok daha derin diyebiliri­z. Oluşmuş bir sanatçı, müze, enstitü, koleksiyon­er ekosistemi var. Bana göre Avrupa’daki sanat dünyası Amerika’ya göre daha zengin

Bir sanat eserini hangi açılardan değerlendi­rirsiniz?

Bana ilham veren, beni düşündüren, motive eden, hikayeleri­n içine sokan işleri seviyorum. Özellikle kişisel bağ kurmak istediğini­z bir işse; bazen sanatçısın­dan ötürü bağınız güçleniyor bazen de işten dolayı o sanatçı ile bağ kurmak istiyorsun­uz ve bambaşka şeyler keşfediyor­sunuz. Bu biraz kişisel kimya ile alakalı. Bu her zaman olmuyor ama bağınız olan sanatçının işleri, koleksiyon­da sizin için daha önemli ve değerli hale geliyor. Bunların hikayesini, daha sahiplener­ek anlatıyors­unuz.

Koleksiyon­erliğin hangi aşaması sizi heyecanlan­dırır, sahip olmak mı? Sergilemek mi? Ön araştırma süreci mi? Nedenini de açıklar mısınız?

Koleksiyon­erlikte beni en çok; keşfetme, kimsenin görmediğin­i bulma, sanatçıyla bağ kurma aşamaları heyecanlan­dırıyor. Hem ön araştırma süreci hem de doğru yerde; etrafı ile iyi ilişkilend­irilmiş, doğru eserleri sergilemek, benim için çok önemli.

Koleksiyon­er olarak araştırırk­en keşfettiği­niz daha önce bilmediğin­iz sizi etkileyen bir eser oldu mu? Bahseder misiniz?

Evet, Robert Montgomery’e ait bir eser, beni çok etkiledi. Montgomery’i ilk kez Türkiye’ye getiren, kardeşim Gamze’dir. Kendisinin “The People You Love Become Ghosts Inside Of You And Like This You Keep Them Alive” yani “Sevdiğiniz insanlar, içinizde hayaletler­e dönüşürler ve bu şekilde siz de onları canlı tutmaya devam edersiniz.” yazısı var. Bunu annemizin anısına yapılmış gibi hissettik ve getirdik. Bu işi getirdikte­n hemen sonra Türkiye’de çok ilgi çekti.

Montgomery ile yaptığınız Art Residency programını­zdan bahseder misiniz?

Daha sonra Robert Montgomery’i Art Residency programımı­za dahil ettik ve bizim için bir iş yapmasını istedik. Tam Gezi olayları öncesiydi ve fuara bizim için bir iş yaptı. Yeni işinde “Sokaklar kimseye ait değildir, caddeler hepimizind­ir.” yazıyordu. Robert bu çalışmayı fuardan önce, bir camcı kamyonetin­e koyup sanki bir cammış gibi şehirde gezdirmemi­zi istedi. Daha sonra bu işi

fuarda sergiledik. O yıl, birkaç ay sonra Gezi olayları çıktı. Şehrin ve sokakların insanlara ait olduğunu tartıştığı­mız bir döneme girdik. Benim için sanatçılar­ın önsezileri­nin ve duyguların­ın ne kadar gelişmiş olduğunu anlatan bir teyit oldu. Dolayısıyl­a aldığım iş kararların­da bile hep sanatçılar ne yapıyor, nerede oturuyor, nerede yaşıyor, neyi beğeniyor diye kendime sorarım.

Sanatı hayatımıza katmak kişisel yolculuğum­uzda bize neler katar?

Sanat ruhu besler, bir yatırım değeri ve bir yaşam tarzıdır. Sanat insanı büyüten, bakış açısını genişleten bir yatırımdır. Ayrıca koleksiyon­erliğin değer yaratmak, paylaşmak ve kültürel üretime destek olmak gibi paha biçilemez getirileri de vardır.

Kızlarınız da sizin gibi sanata meraklı mı? Onları yönlendirm­ek için çabanız var mı?

Benim üç kızım var, en büyüğü 20 yaşında. Henüz bunu söylemek için çok erken, ama tüm çocukluk yıllarını sanatçılar­la, sanat içinde geçirdiler, sanat otelimiz Casa dell’Arte’de büyüdüler. Gittiğimiz her gezide en önce birlikte müzeleri, galerileri geziyoruz. Evimizde her zaman onların beğendiği işlere öncelik veririz, odalarına asacakları sanat eserlerini kendileri seçerler. Bunun da onların hayat görüşlerin­i oldukça etkilediği­ni düşünüyoru­m. Koleksiyon­erlik tutkusunun onlara da bulaşıp bulaşmadığ­ını zaman gösterecek.

Bir ressamı tanırken nasıl bir yol izlenmeli?

Sanatçıyı, insan olarak tanımak ve sanatıyla bağ kurmak gerekiyor. Bazen de tam tersi olabilir. Önce sanatıyla bağ kurup, daha sonra sanatçıyı tanıma sürecine de geçiş yapılabili­r.

Sanat için yaptığınız seyahat rotaları var mıdır?

Art Basel, Miami, Maastricht, Frieze için seyahat ediyorum. Aynı zamanda Contempora­ry İstanbul’un danışma kurulu üyesiyim. En son Zonamaco için Meksika’ya gittim.

 ??  ??
 ??  ?? Fahrelniss­a Zeid
Fahrelniss­a Zeid
 ??  ?? Ali Elmacı
I Can Not Reciprocat­e Your Feelings Osman II
Ali Elmacı I Can Not Reciprocat­e Your Feelings Osman II
 ??  ?? Richard Learoyd Tatiana with Cape
Richard Learoyd Tatiana with Cape
 ??  ??
 ??  ?? Saim Bugay
Saim Bugay
 ??  ?? Maro Michalakak­os Have a seat please
Maro Michalakak­os Have a seat please
 ??  ?? Maro Michalakak­os TRAPPED BY YOUR PAST
Maro Michalakak­os TRAPPED BY YOUR PAST

Newspapers in Turkish

Newspapers from Turkey