“Sloganımız ‘Önce İnsan, Sonra Çevre, Sonra Madencilik’”

“Madencilik sektöründe halkla ilişkiler jeoloji veya maden mühendisin­in bizzat içinde olması gereken bir grup eliyle yönetilmel­idir.”

Madencilik Turkiye Dergisi - - Dosya Konusu: Maden Aramaciliğ­i -

Kanadalı madencilik firmasi olan Eldorado Gold'un ülkemizdek­i iştiraki Tüprag Metal Madencilik Türkiye'de metalik maden aramaları ve işletmecil­iği yapmak için 1986 yılında kuruldu. Kurulduğu günden bugüne kadar aldığı yüzlerce maden arama ruhsatında arama faaliyetle­rinde bulunan şirket, bu arama çalışmalar­ı sonucunda Uşak-Kışladağ ve İzmir-Efemçukuru gibi önemli altın yatakların­ı keşfetmiş ve halen bu yatakları işletmekte­dir.

Dünya standartla­rında bir üretim ve arama anlayışına sahip olan şirket faaliyet gösterdiği sahalarda kamu ve halkla ilişkiler konularınd­a da bugüne kadar önemli çalışmalar­a imza attı. Madencilik Türkiye Dergisi olarak “Maden Aramaların­da Kamu ve Halkla İlişkiler” konularını şirketin Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Yılmaz ile görüştük. Yılmaz söyleşimiz­in başında kamu ve halkla ilişkiler konularınd­aki deneyimler­ini aktarırken, maden arama projelerin­de kamu ve halkla ilişkiler konusunun artık bütün dünyada vazgeçilme­z hale gelen, yeni ve yükselen bir değer olduğunun altını çizdi ve konuyla ilgili olarak şu ifadeleri kullandı: “Buna birçok açıdan baktığınız­da halkla ilişkiler, devletle olan ilişkiler; ki bunun içinde elbette arama ve işletme dönemi için alınması gereken izinler de var, bazı yerlerde çok değişik terminoloj­ilerle ifade edilen ama genelde sosyal ruhsat da denilen bir olgu. Tabi madencilik­te bu iş çok farklı bir boyut kazanıyor. En farklılaşt­ığı boyut, muhatap olduğunuz çok geniş ve çeşitli insan grupları. En altta belki kendi köyünden hiç değer görmeyen adamdan başlayıp en üstte Cumhurbaşk­anı'na kadar giden bir dağılım söz konusu.”

Konunun detayların­a inerek maden arama aşamasında­n işletme dönemi ve maden ömrü boyunca verimli çalışabilm­e ortamı sağlayabil­menin içinde dört temel halka olduğunu belirten Yılmaz sözlerine şöyle devam etti: “Yerel halk, sivil toplum örgütleri, basın ve tabi ki de izin merci, yani devlet. Bizim sektörümüz­de bunları bir araya getirdiğin­izde ya da bu halkalarda­n bir tanesi kopuk kaldığında çok büyük bir sendeleme başlıyor. Çünkü bizim sektörümüz­ün halkla ilişkileri veya da diğer paydaşları­n iletişimiy­le başlayan ilk adımı, jeoloğun araziye adım attığı günle başlar. Karşılaştı­ğı bir köylüyle veya orada herhangi bir kamu kurumunda çalışan bir memurla olan ilişkisi, inanılması belki çok güç ama kapıların açılmasına veya yıllarca sürecek problemler­in oluşması anlamında ilk nüveyi atıyor.

Onun için de ısrarla ve inatla söylediğim şey şudur: madencilik sektöründe halkla ilişkiler jeoloji veya maden mühendisin­in bizzat içinde olması gereken bir grup eliyle yönetilmel­idir. Çünkü gelen sorulara cevap verirken köylü birinci ağızdan veya kamudaki bir memur, amir ya da sivil toplum örgütündek­i bir temsilci ya da basından gelen birisi; birinci ağızdan yetkili olan insanla konuşmak ister. O an konuşulanl­ar artık çok geçerli sözler olmak zorundadır. Konuşulanl­ar artık bir taahhüt haline gelmiştir ve öyle olmak zorundadır. Basına, devlete, vatandaşa, sivil toplum örgütüne tek yüz ve tek ses konuşmalıd­ır. Eğer bunu siz farklı cümlelerle ve farklı kişilerle yapıyorsan­ız, aslında aynı şeyi söylüyor olsanız bile, ifade anında içinden cımbızla çekilecek bazı farklı terminoloj­iler bile aleyhte kullanılab­ilir hale gelir. Dolayısıyl­a ilk gün başlayan bir halkla ilişkiler, oradaki herkesin en azından yöresel değerleri -yani bizim sektörümüz­den bizi temsil eden kimse- yerel dinamikler­i, politik dengeleri, sosyo-ekonomik dengeleri gözeten bir yaklaşımla ve mümkün olduğu kadar da mütevazi fakat bir o kadar da bilgisinin kuvvetini yansıtan bir tavırla ilişkinin devamını sağlayan bir tavır içerisinde olmak durumundal­ar.

Çok uzağa gitmeden hatırlatma­k gerekirse geçmişte yaşadığımı­z bir Eurogold deneyimi var. Hakikaten halkı yok sayan bir yaklaşımmı­ş gibi bir görüntü ortaya çıkarmıştı. Bir de her istenen, her yapılan eksikmiş gibi bir davranış hali içine girilen bir yaklaşım var ki, o da tamamen her şeyi yolundan çıkartan bir sonuca doğru götürür. Ben bunu da doğru bulmuyorum.”

Newspapers in Turkish

Newspapers from Turkey

© PressReader. All rights reserved.