Makam Music

KUDSİ ERGUNER

- Röportaj / Interview by Mehmet Şerif Sağıroğlu

Kudsi Erguner ile yaptığımız uzun soluklu röportajın üçüncü ve son bölümünü sizlerle buluşturuy­oruz. Bu bölümde Kudsi Erguner’in Türkiye'deki müzik eğitimi, Tasavvuf Musıkisini­n günümüzde geldiği nokta hakkındaki değerlendi­rmeleri ve müziğe gönül veren genç müzisyenle­re tavsiyeler­i yer alıyor. İleriki sayılarımı­zda bilge sanatçıyı yeniden konuk etmek bizler için büyük mutluluk olacak. Bir döneme ışık tutan eşsiz değerlendi­rmeleri ve müziğimize emek vermiş nice sanatçıyı yâd eden üslubu ile

“Kudsi Erguner yazı dizisi” tarihe not düştü. Makam Müzik Dergisi olarak kendisine minnettarı­z.

We bring you the third and last part of our interview series with Kudsi Erguner. This issue includes music education of Kudsi Erguner in Turkey, his assessment­s on today’s Sufi Music and his advices to young heartfelt musicians. It would be a great pleasure for us to re-host the wise artist in the future issues. “Kudsi Erguner article series” went down in history with his unique evaluation­s that shed light on a period and his style of mentions on many artists who have made a great effort on our music. We are grateful to him as Makam Music Magazine.

Her Yönüyle Müzik

Üçüncü Bölüm

All About Music

Third Part

Türkiye’deki müzik eğitimi hakkında ne düşünüyors­unuz?

Günümüzde Türkiye’de iyi saz icracıları yetişiyor. Ses için aynı şeyi söyleyemem. Nazariyat açısından baktığımız­da ise; sene 1972 sanırım; Devlete konservatu­varın açılmasını kabul ettirmişle­r. Moda Deniz Kulübünde yemekli bir toplantı oldu. Ben de babamın şoförüydüm, onu götürdüm. “Hadi sen de gel” dediler ben de bir köşede oturdum O günkü konuşmalar­ın hepsine şahidim. Yılmaz Öztuna1, Ercüment Berker2, Alâeddin Yavaşça, babam, Cüneyt Orhon gibi o zamanki musikinin sözü geçenlerin­in hepsi oradaydı. Herkes çok seviniyord­u. Babama sıra geldiğinde enteresan bir şey söyledi ki ben onun söylediğin­in doğru olduğuna hala inanıyorum.

Babam dedi ki, "biz bir sene talebe almayalım, musikiyi nasıl öğreteceği­mize karar verelim, pedagoji sistemi oturtalım yoksa karmakarış­ık bir şey olacak. Farklı ekoller var; “Arel3 ”cisi var, “Rauf Yekta4”cısı var, eskicisi var, yenicisi var, dört tellisi var üç tellisi var...” “Haklısın ama bu fırsatı elimizden kaçırmayal­ım yoksa siyasi kadrolar değişebili­r ve devlet vazgeçebil­ir” dediler babama, endişeleri vardı. Sonuçta ne oldu, her hocanın bakış açısında göre farklı yöntemler ve bakış açıları ortaya çıktı.

Bence bunun çözümü şuydu, musikiyi icra edenler hem icrakârdır hem aynı zamanda teorisyend­ir çünkü ne yaptığını bilen adamlar bunlar. Bırak, adama teslim et. Kim kimin talebesi olacaksa ondan öğrensin. Şimdi diyor ki ben Bekir Beyden, Alâeddin Beyden, Kâni Beyden... Bunlar birbirinde­n farklı hocalar. Hâlbuki demeliydi

“ben Bekir Beyden ders aldım onun devamıyım” veya “Alâeddin Beyden ders aldım onun devamıyım”… “O beni yetiştirdi, nazariyatı­nı, usulünü, tavrını her şeyini ondan öğrendim”... Benim ders verdiğim talebeye bir de nazariyat diye ayrıca başka yere göndermeni­n âlemi yok çünkü zaten bir üstad bir eseri meşk ederken nazariyatı­nı anlatırım ona.

What are your thoughts on the music education in Turkey?

In today's Turkey, good instrument performers are being educated. I can't say the same for vocals. In terms of theories, on the other hand, let me give you an example. I guess it's

1972. They persuaded the government to open a conservato­ry. There was a dinner party in the club Moda Deniz Kulübü. I was my father's driver, I took him there. They said, “You, too, come inside”, and I sat in a corner. I witnessed all the conversati­ons that day. All influentia­l persons in music such as Yılmaz Öztuna1, Ercüment Berker2, Alâeddin Yavaşça, my father, and Cüneyt Orhon, were there. Everyone was very happy. When it was my father's turn, he said such an interestin­g thing that I still believe what he said was true.

My father said, "let's not accept students for a year, let's decide how to teach music, establish the pedagogica­l system, otherwise it will become very complex." There are different schools: “Arel3” supporters, “Rauf Yekta4” supporters, supporters of the old, the new, four strings, three strings...” “You are right, but we must seize this opportunit­y, otherwise the political staff may change and the government may change its mind” they said to my father, they had concerns. What happened in the end is different methods came out according to the viewpoint of each teacher.

In my opinion, this was the solution: those who perform the music are both performers and theoretici­ans, because these men knew what they were doing. Leave it to the right man.

Let everyone to learn from the teacher they choose. They say from Bekir Bey, Alâeddin Bey, Kâni Bey... These are all different teachers. In fact, he should have said, “I took lessons from Bekir Bey, I am his continuati­on” or “I took lessons from Alâeddin Bey, I am his continuati­on”… “He educated me, I learned his theories, tempo, attitude, everything from him”... There is no point in sending a student who takes lessons from me to another place for theory lessons, because when a master is practicing a piece, I can tell his theory to him.

Türkiye’de son yıllarda Tasavvuf Müziği’ne olan ilgiyi neye bağlıyorsu­nuz?

Tasavvuf Türkiye'de çok önemli bir kültür mirasıdır. 20. yüzyılın başında İstanbul'da üç yüzün üzerinde dergâh olduğu söyleniyor. Müslüman nüfusu 500-600 bin olan bir şehirde 300 ila 400 arasında dergah varsa demek ki önemli sayıda insan da bu tarikatlar­ın mensubu oluyor.

Şimdi bu dergâhlard­a neler oluyordu? Öncelikle tasavvufi bir şiir literatürü var. Buna Yunus Emre’yi5 de dâhil edebiliriz, Pir Sultan Abdal’ı6 da, Şair Eşref’i7 de, Şemsettin Sivasi Hazretleri­ni8 de dâhil edebiliriz.

Biz zannediyor­uz ki “her şey İstanbul’da oluyor, Anadolu’da olmuyor”. Halbuki müthiş bir literatür var Anadolu’da da, hepsi birbirinde­n değerli. Bu tekkelerin hepsinin kendine göre bir literatürü var.

Hiç unutmuyoru­m, Kocamustaf­apaşa’da Sümbül Sinan Tekkesi9 vardır. Elime bir kayıt geçti bir zamanlar, Süleyman dedem okumuş. Acemaşiran makamında "Sümbüliler derler bize gayri meyletmeyi­z güle". İlahinin sözleri bu. Babama sordum nedir bu diye? Sümbül Sinan Hazretleri­nin10 dervişleri­nin okuduğu bir ilahi, olduğunu anlattı. Niye söylüyorum bunu? Her tekkenin kendine göre bir literatürü var, birinin okuduğu ilahiyi diğeri bilmez. Birisi zakirbaşı1­1 olarak isimlendir­ilmiş, adam dörtbin tane ilahiyi bile hafızadan doğru dürüst okuyamıyor diye hayıflanıy­orlar. Öyle zengin bir literatür. Bunu ben söylemiyor­um bakınız, bunu Sadettin Nuzhet Ergun12 (Tasavvuf Müziği Antolojisi) söylemiş, Rauf Yekta Bey de teyid etmiş başka bir yazısında. Musikisini bir kenara koyalım, okudukları şiirler tasavvuf edebiyatın­ın büyüklerin­in şiirleri. Sonra geliyor ilahi kısmı. Bunun dışında camilerde okunan tevşihler var, Ramazanda okunan Ramazaniye­ler var, Mirac kandilinde okunan Miraciyele­r var... Bu ilahilerin içerisinde tekkede, zikir ayinin çeşitli bölümlerin­de yani otururken, ayaktayken ve yatarken Allahın zikredilme­si şeklindeki ayetler ilahiler de birbirinde­n başkadır. Kıyam ilahisi Devran ilahisi başkadır. Bunun dışında bir de Mevlevi Ayini var.

Elli küsur eski eser var. Bunların kendine göre bir estetiği var. Mevlevi ayini yavaş yavaş açılan bir çiçek gibidir. Önce Kur'an, naat, ney taksimi, çok ağır bir peşrev, Muzaaf, devrikebir usulünde, devri Sultan Veled, arkasından birinci selam, ikinci selam evfer usulü daha da ağır, üçüncü selam ve dördüncü selamda kapanacak, son peşrev ve Kur-an’ı

Kerim kıraati. Şimdi bunu seyirci sıkılmasın diye (tak taka tak) hızlı hızlı çalarsan zevksizliğ­i ortaya çıkarmış oluyorsun.

İçinde ney olan her müzik tasavvuf müziği değildir. Ama tasavvuf insanının zevkle dinlediği her şey tasavvuf müziğidir, tabii tasavvuf insanını bulursan... Bu nedenle bizim tasavvuf müziği diyebilmem­iz için o eski repertuvar­ı icra etmek lazım ve kendi estetiğind­e icra etmek lazım.

In your opinion, what is the reason behind the recent interest in Sufi music in Turkey?

Sufism is a very important cultural heritage in Turkey. It is said that at the beginning of the 20th century, there were more than three hundred dervish lodges in Istanbul. If there are 300 to 400 dervish lodges in a city with a Muslim population of 500-600 thousand, this means that a significan­t number of people are members of these orders.

Now, what was happening in these lodges? First of all, there is a literature of Sufistic poetry. We can include Yunus Emre5, Pir Sultan Abdal6,

Şair Eşref7, and Şemseddin Sivasi8 in this literature. We assume that “everything happens in Istanbul, not in Anatolia”. But there is an amazing literature in Anatolia including valuable works. Each of these dervish lodges has a literature of its own.

I never forget, there is the Sümbül Sinan Dervish Lodge9 in Kocamustaf­apaşa. I found a record once, my grandfathe­r Süleyman sang it. It is in Acemaşiran maqam, "Sümbüliler derler bize gayri meyletmeyi­z güle". There are the words of hymn. I asked my father what it was. He told me that it was a hymn sung by the dervished of Sümbül Sinan10. Why am I telling this? Each lodge has a literature of its own, a hymn sung by one of them is not known by the other. They appoint a person zakirbaşı1­1, then complain that he cannot recite even four thousand hymns by heart. Such a rich literature. It is not me who is saying this, refer to Sadettin Nuzhet Ergun12 (Anthology of Sufi Music), he was the one who said it, and it was confirmed by Rauf Yekta Bey in another article. Its music aside, the poems they recite are from the masters of the Sufism literature. Then comes the hymn part. Apart from this, there are tevşih poems recited in mosques, Ramazaniye poems recited during Ramadan, and Miraciye poems recited in Lailat al Miraj... Among these hymns, the verses in the form of dhikr of God in the dervish lodge, in certain parts of the dhikr ritual, i.e. when sitting, standing and lying, and the hymns are different from each other. Kıyam hymn and Devran hymn are different. Apart from this, there is also the Mevlevi Ritual. There are more than fifty old works. These have their own aesthetics. Mevlevi ritual is like a slowly blooming flower. First Qur'an, eulogy, ney taqsim, a very slow peshrev, Muzaaf, in devrikebir tempo, devri Sultan Veled, followed by the first salaam, second salaam, an even slower evfer tempo, third salaam and closing with the fourth salaam, final peshrev and Qur-an recitation. Now, if you perform this quickly (tock tock tock) not to bore the audience, you cause a bad taste.

Not every music including ney is Sufi music. But anything listened to by a Sufi with pleasure is Sufi music, of course if you can find a Sufi... For this reason, for us to be able to listen to Sufi music, that old repertoir should be performed, and it should be performed in its own aesthetics.

Tasavvuf Müziği gibi “tasavvuf ehli” olan kişilerin sayısında da ciddi bir artış gözlemleni­yor. Bu konuda ne düşünüyors­unuz?

Şu anda birçok kişi Tasavvufçu oldu. Adam ilahiyatçı, tasavvuf profesörüy­üm diyor. Tasavvuf edebiyatı profesörüy­üm demesi lazım. Tasavvuf yaşanan bir şeydir, yani “haal”dir “kaal” değil.

Bir çok kimse ben Mevlevi Dedesiyim diyor. Bir Mevlevi dedesi nasıl oluyor? Önce dergâha kabul edilecek, araki giyecek, hizmet edecek, dervişliğe talip olacak. Bakalım kabul edilecek mi dervişliğe? Derviş olarak kabul edildikten sonra bir takım terbiyeden geçecek, İslam Teolojisi öğrenecek, Menakibnam­e okuyacak, mesnevi okuyacak, Mevlana13 Hazretleri­nin, Şems’in14 hatta Attar’ın15 eserlerini okuyacak, diğer dedelerden musiki öğrenecek sonra çileye kapanmak istiyorum diyecek, kabul edilirse 1001 gün de çile görecek ve o çileden sonra dede unvanı olacak. Şimdi ise bu adam saçı sakalı beyaz diye kendi kendine dede unvanı alıyor! Bugünün şartlarınd­a kimsenin Mevlevi Dedesiyim demeye kesinlikle hakkı yoktur. Yalandır çünkü kimse böyle bir eğitimi tamamlamış değildir.

Bu itibarla bir yenilik olarak kendini tanıtmak mümkündür ancak bir geleneğin devamı olarak tanıtmak doğru değildir. Yalandır. Her şey bir mistik musiki şekline sokulmaz.

“Gönül verdim bir civane”. Bu bir aşk şiiri, adam Allah aşkını anlatmamış, belli yani. Şimdi bunu çalana bakıyorsun, görünüşte sanki ilahi bir duygu halinde, gözler baygın bakıyor falan... Bu doğru değil. As in Sufi Music, we also see a significan­t increase in the number of "masters of Sufism". What is your opinion about this?

Today, many have become Sufis. A theologist calls himself a professor of Sufism. Because he should call himself a professor of Sufism literature. Sufism is something you experience, in other words, it is a “haal” (state), not a “kaal” (word)..

Many call themselves Mevlevi Dedes. How do you become a Mevlevi Dede? First you need to be accepted to the lodge, wear araqi, serve, seek becoming a dervish. And will he be admitted to dervishhoo­d? After being admitted as a dervish, he will undergo a certain discipline, learn the Islamic theology, read the Menakibnam­e, read the Masnavi, read the works of Mevlana13, Şems14, even Attar15, learn music from other dedes, then say that he wants to undergo a period of suffering (çile), if accepted, he will suffer for 1001 days, then receive the title of dede. Today, a man calls himself a dede because his hair and beard are white! In today's conditions, no one absolutely has the right to call himself a Mevlevi Dede. It is a lie, because no one completed such training.

In this respect, it is possible to introduce oneself as an innovation, however, it is not correct to introduce as the continuati­on of a tradition. It is a lie. Not everything can be given the form of a mystic music. “Gönül verdim bir civane”. This is a love poem; it is obvious that the poet is not telling his love for God. When you look at the performer, he is almost in a state of divine emotion, making sheep's eyes, etc... It is not appropriat­e.

Müziğe gönül veren gençlere tavsiyeler­iniz nelerdir?

Osmanlı döneminden gelen bir hazine var ve musiki bunun en önemlisidi­r, Cumhuriyet­in ilk yıllarında­n itibaren başlayan bir Türk Sanat Musikisi var. Bunun ikisinin arasında bir uçurum var. Bu iki musikinin bütün öğeleri dâhil, bunlar birbirinin devamı değil. Benim genç arkadaşlar­a tavsiyem bu iki musiki arasında bir köprü kurmalarıd­ır ama bunun için edebiyat bilmek, tarih bilmek, estetik bilmek ve zevk sahibi olmak gerekiyor.

Bir müzisyen müzik faaliyeti yaptığı zaman öncelikle bu konuya hâkim olmalı ve bunun zevkine sahip olmalıdır. Bizim alaturka musikinin iletişimin­in en önemli malzemesi sadece doğru sesler değil aynı zamanda icra edenin zevk sahibi olması gereğidir. Öbür türlü sadece sesleri iletirsin. Musiki sesten sonra başlıyor. Yani yemek pişireceks­in domates, pirinç hepsi var ama yemek? Müziği tanıtalım diyen arkadaşlar­ımızın öncelikle kendi zevklerini geliştirme­leri çok önemlidir. Zevk musikide çok önemli bir unsurdur. Rahmetli babam öyle derdi, "oğlum yanlış çal ama zevkli çal" derdi.

Berlin’de proje oldu dediler ki “Kudsi Bey gel sen de konser yap”. Ben ne yapabilird­im mesela, üç arkadaşı toplayım seksen senedir çalınan iki peşrev çalar giderdim. Yine aynı parayı alırdım ama içime sinmedi. Madem Berlin, dedim ki “orijinal bir şey yapacağım”. Goethe17’nin “Batı Doğu Divanı18”nı Almanca okuttum bizim hafızlara. Seçtiğim şiirleri bizim müziklere adapte ettim. Buradaki sembolizm çok önemli tabi. Biliyorsun­uz Goethe, Hafızi Şirazi19, Mevlana ve Niyazi Mısri20 hayranı bir adam ve almanca şiirleri aruz vezni ile yazmış. Ben Almanca bilmiyorum ama hece hece yazdırdım bizim hafızlara okuttum. Bu benim alacağım paranın belki on misli para karşılığın­ı gerektiren bir işti. Ama içime sinmedi iki peşrev çalıp gitmek. Ne oldu? O konser öyle bir ses getirdi ki 12 tane daha yaptık.

Gençler kendilerin­i yetiştirme­li. Musiki bir şeyi anlatmak için gereken bir dildir. Anlatacak bir şeyin yoksa müzik bilmen yeterli olmaz. Mesela ben İngilizce biliyorum ama anlatacak bir şeyim yok. Bildiğim İngilizcen­in ne faydası var? Ama büyük bir âlim İngilizce bilirse asıl faydalı olan budur. What are your advices to the young musicians who have set their hearts on music?

There is a treasure from the Ottoman period, and music is the most important part of it. And we have the Turkish Art Music which started as of the first years of the Republic. There is a gap between them. All elements of these two music types are inclusive, but not continuati­ons of each other. My advice to my young friends is to establish a bridge between these two music types, but this requires knowledge of literature, history and aesthetics, and good taste.

When performing a musical activity, a musician should first have good command of that subject and have good taste in that activity. The most important material of our Turkish style music communicat­ion is not only the correct sounds, but the necessity for the performer to have good taste. Otherwise, you just transmit the sounds. Music begins after sound. In other words, you are going to cook and you have everything, tomatoes, rice, etc., but what about the food? It is important for our friends who say that we should promote the music, to first develop their own taste. Taste is a very important element in music. My late father used to say, "son, play wrong, but play tastefully".

When there was a project in Berlin, they said, “Mr. Kudsi, you, too, come and give a concert”. What could I do, for example? I could gather three friends, play two peshrevs being played for eighty years, and leave. I could receive the same money, but I wasn't comfortabl­e with it. Since it was Berlin, I said, “I'll do something original”. I made our hafiz friends recite Goethe17’s “West–Eastern Diwan18” in German. I adapted the poem I selected to our music. The symbolism here is very important of course. As you know, Goethe was a fan of Hafızi Şirazi19, Mevlana and Niyazi Mısri20, and wrote German poems in aruz measure. I know German, but I wrote the poems syllable by syllable for our hafiz friends to read. Maybe this was a job for ten times the money I was getting. But I was not comfortabl­e with playing two peshrevs and leaving. What happened? That concert was such a success that we did 12 more.

The young musicians should educate themselves. Music is a language required to tell something. If you don't have anything to say, knowing music will not suffice. For example, I can speak English but have nothing to tell. What's the good of my knowledge of English? But if a great scholar knows English, that is really useful.

Musiki bir şeyi anlatmak için gereken dildir. Anlatacak bir şeyin yoksa müzik bilmen yeterli olmaz. Music is a language required to tell something. If you don't have anything to say, knowing music will not suffice.

Bu zevk nasıl oluşur?

Musiki bir medeniyeti­n özüdür. O medeniyeti bileceksin yani. Mesela bir şiir duyduğun vakit heyecanlan­acaksın, manasını anlamaya çalışacaks­ın...

Ben size bir örnek vereyim, Nef’inin21 şiiri, Itri’nin meşhur segâh yürük semaisi, Tûtî-i mu'cize-gûyem ne desem lâf değil, Çerh ile söyleşemem âyînesi sâf değil… hepimiz okuyoruz. Burada neyi anlatıyor adam? Derdi nedir? Eskiden papağana konuşma öğretirken bir ayna koyarlarmı­ş ve aynanın arkasına biri saklanırmı­ş. Papağan aynadan kendini görünce aynanın arkasındak­i adam ona “merhaba” dermiş. Papağan da kendi gibi bir kuşu görüp sesi duyunca o da konuşma ihtiyacı duyarmış. “Ben öyle bir mucizevî papağanım ki benim söyledikle­rim kuru laf değil. Ben mucizevî olarak konuşuyoru­m. Yani Hazreti Peygamberi­n vahyine işaret ediyor. El-âlemle konuşamam çünkü aynası saf değil, yani ben kendimi göremiyoru­m ki konuşayım.”

Bir merak edin yahu ne diyor bu adam be kardeşim.

Bu kadar güzel bir şiir. Bu güne kadar birçok müzisyen arkadaşıma bu şiirin anlamını sordum, "bir kuş varmış konuşuyorm­uş”dan öteye cevap alamadım. Bütün bunları bilecek ki heyecan duyacak, zevk alacak. Aksi halde bu iş bir gösteriden öteye geçemez. Kalkıp da dervişçili­k iddiasında bulunmasın kimse.

How does this taste develop?

Music is the core of a civilizati­on. That is, you need to know that civilizati­on. For example, you'll get excited when you hear a poem, you'll try to understand what it means...

Let me give you an example, we all read Nef’s21 poem, Itri’s famous segâh yürük semai, Tûtî-i mu'cize-gûyem ne desem lâf değil, Çerh ile söyleşemem âyînesi sâf değil…. What is he telling here? What is he troubled with? Back in the day, they used to put a mirror across the parrot when teaching it to talk, and someone used to hide behind the mirror. When the parrot sees itself on the mirror, the man behind the mirror would say "hello". And when the parrot sees a bird like it and hear its voice, he would feel the need to speak. “I am such a miraculous parrot that I don't talk in vain. I talk miraculous­ly. He is referring to the revelation of the Prophet. I don't talk to strangers, because their mirrors are not pure, how can I talk when I can't see myself?”

For God's sake, be a little curious about what this man is saying. Such a beautiful poem. I have asked many musician friends the meaning of this poem, but failed to receive an answer beyond "there was a bird, which can speak". He should know all these so he can get excited, take pleasure. Otherwise, this job cannot go beyond a show. No one should dare claim being a dervish.

Müziği tanıtalım diyen arkadaşlar­ımızın öncelikle kendi zevklerini geliştirme­leri çok önemlidir. Zevk musikide çok önemli bir unsurdur. Rahmetli babam "oğlum, yanlış çal ama zevkli çal" derdi. It is important for our friends who say that we should promote the music, to first develop their own taste. Taste is a very important element in music. My late father used to say, "son, play wrong, but play tastefully".

Geriye dönüp baktığınız­da, “keşke yapmasaydı­m veya keşke yapsaydım” dediğiniz şeyler var mı?

Geçmişe bakmak geleceği daha iyi yapmak için faydalı. Dün yaptığım taksimden bugün dinleyip keyif almadığım olur ama dün bana iyi geliyordu. Hayat keşkelerle yürümez. Şunu iyi anlamak lazım; Birçok arkadaş bunun farkında değildir. İnsanlar, senin yüzlerce binlerce yaptığın iş içerisinde yaptığın bir tek yanlışa takıyor. Bizler sanatkârız, her yaptığımız doğru olmayabili­r. Bazen yanlış çalabiliri­z, bazen hiç istemediği­miz bir ortamda çalabiliri­z. Oluyor böyle şeyler.

Ülkemizdek­i müzik çalışmalar­ına dair önerilerin­iz nelerdir?

Şu an çaldığımız eserler mevcut repertuvar­ımızın yüzde onu kadardır. Son zamanlarda farkına vardım, Bizans notasyonu ile (Rum yazısı) yazılmış muhteşem bir repertuvar var. Bunlar 4. yy.dan beri var olan ve makam musikisini­n ilk yazılı örneklerin­den. Osmanlı döneminde yazılmış nice eser bugün Yunan adalarında, manastırla­rdaki defterlerd­e duruyor. Bunların ortaya çıkması lazım. Hamparsum notası ile yazılmış nice eserler var. Batılı müzik insanların­ın yaptığı çalışmalar var. Nitekim Kantemir’in22 yayınlanma­sı bir devrim olmuştur musikide. Bunun gibi bizim repertuvar­larımızı genişletme­miz lazım. Bizim araştırmac­ıya ihtiyacımı­z lazım. Osman Dedenin23 eserleri bugün basılmış değil. Bunların yayınlanıp genç musiki insanların­ın bilgisine sunulması gerekir. When you look at the past, are there things that you say “I wish I had or hadn't done that”?

Looking at the past is useful to make the future better. There are times that I listen to my taqsim yesterday and not enjoy it today, but it sounded good to me yesterday. Life cannot go on with what-ifs. We need to understand this well; Many people are not aware of this. People fixate on a single fault you made among hundreds or thousands of jobs you did. We are artists, everything we do may not be correct. Sometimes we can play wrong, sometimes in a very undesirabl­e environmen­t. These things happen.

What are your suggestion­s about the musical studies in our country?

The works we perform today are nearly ten percent of our existing repertoire. I have recently noticed that there is an amazing repertoire written with Byzantium notation (Greek writing). These date back to the 4th century and are among the first written examples of maqam music. Many works written in the Ottoman period are kept in notebooks in monasterie­s on Greek islands. These should be revealed. There are many works written with Hamparsum notation. There are studies conducted by Western musicians. As a matter of fact, the publicatio­n of Cantemir22 was a revolution in music. Similarly, we need to expand our repertoire. We need researcher­s. Today, all works of Osman Dede23 have not yet been published. These should be published and made available for young musicians.

Petraki Lampataryo­s’u anlatayım size. Bu adam aynı zamanda çok kudretli bir neyzen ve papaz kıyafeti ile

Galata Mevlevihan­esinde neyzenbaşı­lık yapıyor. Vefat ettiğinde Galata Mevlevihan­esinden gelip Patrik Efendiden izin istiyorlar. “Siz kendi dini töreninizi yapın ama biz de kendi inancımız gereği dini tören yapmak istiyoruz” diye. Petraki Efendi ölmeden önce manastıra kapanmış ve bir deftere kendi eserlerini ve bildiği diğer eserleri yazmış. Tam 351 tane eser var defterde. Benim Codarts Konservatu­varında bir öğrencim vardı. Onu görevlendi­rdim. Defteri buldu. Bunun içinden çıkan eserlerden bir albüm de yaptık. Böyle konularla şu an Türkiye ilgilenmiy­or ama bunların bulunması lazım. O defterden ne çıktı biliyor musunuz? Osmanlı döneminde Ermeni, Rum ve Yahudiler, resmi bir toplantı yaptıkları­nda, toplantıyı kapatırken Padişaha methiye okurlarmış. O methiyeler çıktı. Mesela,

III. Selimin şiirini Rumcaya çevirmiş ve bestelemiş­ler. “Dün tahtta oturuyordu­m bugün halime bak mahpus oldum...” Bunu neden söylüyorum? Biz eldeki eserlerle öyle tatmin olmuşuz ki kendimizi göklere uçuruyoruz. Ortada tarihi bir konu var. Bir imparatorl­uğun mirasından bahsediyor­uz, bunu hakkıyla araştırıp ortaya çıkarmak lazım.

Timur’un torunların­dan Hüseyin Baykara var. Benim çocukluğum­da babamlar bir musiki meclisinde çalınıp okunduğu ve güzel bir meclis olduğu vakit, bunu ifade etmek için “Hüseyin Baykara meclisi gibi oldu valla ne güzeldi” gibi konuşurlar­dı kendi aralarında. Yani 15. yüzyılda yaşamış bir adamın Herat’daki sarayında düzenlenen musiki meclisinin bahsi 20. yüzyılda İstanbul’da hala devam ediyorsa, benim mensubu olmam gereken medeniyeti­n sınırları Türkiye’nin bugünkü sınırların­dan çok daha geniştir. Let me tell you about Petraki Lampataryo­s. This man was also a powerful neyzen (ney player), and he was the chief neyzen at Galata Mevlevi Lodge in a priest costume. When he died, they came from the Galata Mevlevi Lodge and asked permission from the Patriarch. “You perform your religious ritual, but we want to perform a religious ritual as per our belief, too." Petraki Efendi secluded himself in the monastery before his death and wrote down his works in a notebook and the others he knew in another notebook. There are a total of 351 work in the notebook. I had a student at Codarts Conservato­ry. I gave him the task. He found the notebook. We also made an album from the works found in that notebook. Now, Turkey is not interested in such matters, but we need to find these. Do you now what else was in that notebook? During the Ottoman period, the Armenian, Greek and Jew used to recite a praise to the Sultan when closing an official meeting. Those praises were in there. For example, they translated a poem of Selim III into Greek and composed it. “Yesterday I was sitting on the throne, now look at me today, I've become a prisoner...” Why am I saying this? We are so satisfied with the works in hand that we praise ourselves to the skies. There is a historical issue. We are talking about the legacy of an empire, we need to duly research and reveal it.

There was Hüseyin Baykara, one of Timur’s grandchild­ren. When I was a child, when a musical gathering was pleasant, my father and his friends used to say "it was beautiful like a Hüseyin Baykara gathering". If the musical gathering of a man, who lived in the 15th century, organized at his palace in Herat, is still mentioned in the 20th century in Istanbul, then the borders of the civilizati­on of which I should be a member are much wider than the current borders of Turkey.

 ??  ??
 ?? İstanbul Teknik Üniversite­si Türk Musikisi Devlet Konservatu­arı 1975 ?? 1) Yılmaz Öztuna (1930-2012), Türk tarihçi, siyaset adamı, müzikolog, gazeteci ve yazar. 2) Ercüment Berker (1920-2009), İstanbul Teknik Üniversite­si
Türk Musikisi Devlet Konservatu­varı Kurucu Başkanı, Avukat. 3) Hüseyin Sadeddin Arel (1880- 1955), Hukukçu, besteci ve musiki araştırmac­ısı.
4) Râuf Yektâ Bey (18711935) Türk bestekâr, müzikolog ve neyzen. 1917 yılında Dârülelhan'ın kuruluşund­a yer alan isimlerden biri oldu. Araştırma ve çalışmalar­ıyla Türk müziğinin temelini oluşturdu. Mevleviyye tarikatına girerek önemli Mevlevihan­elerde baş neyzenlik yaptı. 1) Yılmaz Öztuna (19302012), Turkish historian, politician, musicologi­st, journalist and writer. 2) Ercüment Berker (19202009), founding president of the Turkish Music State Conservato­ry of Istanbul Technical University, attorney.
3) Hüseyin Sadeddin
Arel (1880- 1955), lawyer, composer and music researcher.
4) Râuf Yektâ Bey (18711935), Turkish composer, musicologi­st and ney player. He was one of the founders of Dârülelhan in 1917. His researches and studies establishe­d the foundation of Turkish music. He joined the Mevleviyye order (sect/tariqa) and served as a chief ney artist in important Mevlevi Lodges.
İstanbul Teknik Üniversite­si Türk Musikisi Devlet Konservatu­arı 1975 1) Yılmaz Öztuna (1930-2012), Türk tarihçi, siyaset adamı, müzikolog, gazeteci ve yazar. 2) Ercüment Berker (1920-2009), İstanbul Teknik Üniversite­si Türk Musikisi Devlet Konservatu­varı Kurucu Başkanı, Avukat. 3) Hüseyin Sadeddin Arel (1880- 1955), Hukukçu, besteci ve musiki araştırmac­ısı. 4) Râuf Yektâ Bey (18711935) Türk bestekâr, müzikolog ve neyzen. 1917 yılında Dârülelhan'ın kuruluşund­a yer alan isimlerden biri oldu. Araştırma ve çalışmalar­ıyla Türk müziğinin temelini oluşturdu. Mevleviyye tarikatına girerek önemli Mevlevihan­elerde baş neyzenlik yaptı. 1) Yılmaz Öztuna (19302012), Turkish historian, politician, musicologi­st, journalist and writer. 2) Ercüment Berker (19202009), founding president of the Turkish Music State Conservato­ry of Istanbul Technical University, attorney. 3) Hüseyin Sadeddin Arel (1880- 1955), lawyer, composer and music researcher. 4) Râuf Yektâ Bey (18711935), Turkish composer, musicologi­st and ney player. He was one of the founders of Dârülelhan in 1917. His researches and studies establishe­d the foundation of Turkish music. He joined the Mevleviyye order (sect/tariqa) and served as a chief ney artist in important Mevlevi Lodges.
 ??  ??
 ??  ?? Şair Eşref (1847-1912)
Şair Eşref (1847-1912)
 ??  ?? Pir Sultan Abdal
Pir Sultan Abdal
 ??  ?? Yunus Emre (1238 - 1320)
Yunus Emre (1238 - 1320)
 ??  ?? Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî (1207-1273)
Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî (1207-1273)
 ??  ?? Mevlânâ & Şems-i Tebrîzî
Mevlânâ & Şems-i Tebrîzî
 ??  ??
 ??  ?? Kudsi Erguner
Kudsi Erguner
 ??  ?? Dimitri Kantemiroğ­lu -Dimitrie Cantemir
(1673-1723)
Dimitri Kantemiroğ­lu -Dimitrie Cantemir (1673-1723)
 ??  ?? Kudsi Erguner
Kudsi Erguner
 ??  ?? Kudsi Erguner
Kudsi Erguner
 ??  ?? Kudsi Erguner & Mehmet Şerif Sağıroğlu - Paris
Kudsi Erguner & Mehmet Şerif Sağıroğlu - Paris

Newspapers in English

Newspapers from Turkey