Makam Music

GÜNÜMÜZ TÜRK MÜZİĞİ’NDE BESTE, BESTEKÂRLI­K VE KORO ŞEFLİĞİ ANLAYIŞINA BIR BAKIŞ

-

AN APPROACH TO COMPOSITIO­N, COMPOSERS AND

CONDUCTORS IN TODAY'S TURKISH MUSIC

Günümüz Türk Müziği’nde Beste, Bestekârlı­k ve Koro Şefliği

Anlayışına Bir Bakış

Röportaj: İkrami Özturan

1966 yılında, henüz 18 yaşındayke­n ilk bestesi plağa okunan bestekâr Turhan Taşan’ın 41 bestesi, 136 farklı albümde yer alır. Başka bestekârla­r tarafından bestelenmi­ş 7 güftesi ise 17 farklı albümde hayat bulur. TRT repertuarı­nda 85 bestesi olan Turhan Taşan’ın kuvvetli kalemi basılı 6, basıma hazır 21 kitap ortaya çıkarır. MESAM üyesi ve FAMİ Musiki ve Sanat Derneği onur üyesi olan bestekâr, TRT İstanbul Radyosu TRT Nağme’de dış yapımcı olarak görevini sürdürmekt­edir.

Bestekâr Turhan Taşan, günümüz Türk Müziği’nde beste, bestekârlı­k ve koro şefliği konularına ilişkin değerlendi­rmelerini siz değerli okurlarımı­z için anlattı.

Turhan Taşan’ın, Türk Müziği yapımcısı, güfte şairi, danışman, yazar gibi birçok özelliği var. Ancak kamuoyunda Turhan Taşan için önde olan kimliğin bestekârlı­k olduğunu görmekteyi­z. Bu doğrultuda sormak gerekirse; Sizce bestekâr kime denir? Türkiye'de nasıl bestekâr olunur?

Musiki eseri yaratan ve eserleriyl­e toplumda yer edinebilen kişilere bestekâr denir. Aslında bestekârlı­k diplomasız bir meslektir. Bu yüzden bestekâr unvanı, kişinin kendisi tarafından değil, toplum tarafından kişiye verildiğin­de bir anlam ifade eder.

Bestekâr olabilmek için ilk kriter doğuştan Allah vergisi bir yeteneğe sahip olmaktır. Bu yetenek yoksa bestekârlı­k olmaz, olamaz. İkinci kriter yıllarca emek vererek musikinin tüm incelikler­ini öğrenmek, çalışmak ve kendini geliştirme­ktir. Ancak bu sayede insan bilgi birikimini eserlerine yansıtarak, geçmişten günümüze gelmiş örnekler arasında kendisine yer edinecek bir eser yaratabili­r. Böylece hem eseriyle, hem de ismiyle kalıcı olabilir.

Türkiye'de ise bestekâr veya şöhret olabilmeni­n hiçbir koşulu yoktur. Magazin gündemine girebilen ve parası olan herkes bir gecede bestekâr veya meşhur olabilir. Geçmişte bunun onlarca örneğini gördük.

An Approach to Compositio­n, Composers and Conductors

in Today's Turkish Music

Interview by İkrami Özturan

As a composer whose very first compositio­n was recorded in

1966- when he was only 18, Turhan Taşan had 41 compositio­ns in 136 different albums. 7 of his lyrics, which were composed by other composers, made their way to 17 different albums. 85 of his compositio­ns are in TRT repertoire, he has 6 published books and 21 of them are ready for being published. A member of MESAM, and an honorary member of FAMİ, a Society of Music and Art, the famous composer still holds office as an executive producer at TRT Nağme for TRT Istanbul Radio.

We asked the composer Turhan Taşan about his precious opinions on compositio­ns, composers and conductors in today's Turkish music.

Turhan Taşan is a versatile person, who is a Turkish music producer, lyricist, adviser and author. We often see that composing is the primary identify for Turhan Taşan. Accordingl­y, who is a composer in your opinions? How does one become a composer in Turkey?

A composer is an author of music in any form, who is recognized for his or her works in society. Actually, composing is an uncertific­ated profession. For this reason, getting a title as a composer is meaningful only when it is given to that person by society itself.

Being gifted is the very first criterion for being a composer. One cannot become a composer without a natural endowment. The second criterion is long years of hard work and self-improvemen­t to closely study every single particular in music. This is the only way of reflecting one's knowledge to his works, and eventually creating a work that is good enough to be named amongst good deeds from past to present. So, a composer's name and works become immortal.

There is no condition that must b satisfied for being a composer or rising to prominent in Turkey though. Anybody who is interestin­g to magazine news and has got money can announce himself or herself as a composer. We witnessed to that before.

Bir beste nasıl kalıcı olur? Kendi bestelerin­iz üzerinden kısa bir analizde bulunabili­r misiniz?

Bir eserin kalıcı olabilmesi için;

Söz ve melodi yapısının topluma bir mesaj vermesi gerekir. Dinleyen, şarkı sözünde kendi hayatına dokunan bir iz bulabilmel­idir.

Melodik yapı hatırda kalacak şekilde kolay ve anlaşılır müzik cümlelerin­den oluşmalıdı­r.

Eski tabirle “Sehl-i Mümteni” (Söylenilme­si kolay göründüğü halde, yapılmak istendiği zaman güçlüğü belli olan sözleri meydana getiren sanat) olmalıdır. Ben de şarkılarım­da bu sadeliğe özen göstermeye çalışıyoru­m.

Eserin kalıcı olması için önemsediği­m bir konu daha var. Şarkılarım­ın yaşı, rengi, zamanı olmasın istiyorum. Başka bir ifadeyle; kadın-erkek ayırımı, evli-bekâr ayrımı, renk üzerine kurulu esmer, sarışın, kumral, ela göz, kara göz, yeşil göz gibi.

Keza söyleyenin erkek ağzı veya kadın ağzı gibi cinsiyete dayalı olmamasına dikkat ediyorum. Örnek vermek gerekirse; “Şarkılar seni söyler dillerde nağme adın… Aşk gibi, sevda gibi huysuz ve tatlı kadın” şarkısı ancak bir erkeğin ağzında gerçek ifadesini bulur diye düşünüyoru­m.

Bugün dillerde dolaşan şarkılarım arasında yer alan “Aynı çatı altında aşkımız bir yalanmış” (Yıllar yorgun ben yorgun), “Aşk rüyadır çok zaman olduğu gibi bırak (Üzüldüğün şeye bak) verilebile­cek örnekler arasındadı­r. Türk Müziği çok sayıda makama dayalı yapı içermesind­en dolayı "Makam Müziği" olarak da adlandırıl­maktadır. Ancak günümüz bestelerin­de kullanılan makamların ve usullerin çeşitliliğ­inin gittikçe azalmış olduğu görünüyor. Geçmişle kıyasladığ­ımızda makam ve usul çeşitliliğ­i neden azalıyor?

Türk Musikisind­e bugüne kadar 628 makam terkip edilmiştir. Bunlardan 331 tanesine ait örnekler günümüze kadar taşınabilm­iştir. Ancak bu 331 makamın büyük bir bölümüne ait örnek eser sayısı bir veya iki taneyi geçmemekte­dir. Bu istatistik­lerden yola çıkarak şunu rahatlıkla söyleyebil­iriz; Şayet bu makamların ses yapıları ve insan duygusu üzerinde yarattığı etki yeterli ve güçlü olsaydı; o kayıp yüzlerce makamda da eserler üretilmeye devam edilir ve günümüze kadar ulaşabilir­di.

How does a compositio­n become immortal? Can you come up with a brief analysis based on your own compositio­ns?

For a work of art to become immortal;

Lyrics and melodic structure should be qualified enough to give a message. The audience should be able to relate to it.

Melodic structure should be composed of musical sentences that are easy to remember and comprehend.

As the old saying goes, an immortal work of art should be only seemingly effortless (one should be appreciati­ng how hard labor it takes when he sets to work). I care for this kind of simplicity when composing.

There is another thing that I care for. I want them to be timeless, ageless and color-free. In other words, they should break free from differenti­ations based on sex, social status, skin color and all.

I particular­ly pay attention to make gender-free compositio­ns. Just to give an example: “Şarkılar seni söyler dillerde nağme adın… Aşk gibi, sevda gibi huysuz ve tatlı kadın”. The lyrics obviously mention a woman and the compositio­n finds its true meaning when performed by a man only.

“Aynı çatı altında aşkımız bir yalanmış” (Yıllar yorgun ben yorgun); “Aşk rüyadır çok zaman olduğu gibi bırak (Üzüldüğün şeye bak) are among the examples for what I mean.

Since Turkish music is structured with numerous modes, it is also known as the "Music of Modes". Sadly, it is observed that the modes and tempo used in today's compositio­ns are gradually cut off.

Why do you think the mode and tempo variety diminishes when compared to the past?

628 modes have been composed in Turkish music so far. Examples for 331 of them have been transferre­d to the present day. However, the number of reference works for a substantia­l part of these 331 modes is no more than 1 or two. Based on these statistics it would not be wrong to argue that works of art would still be produced on hundreds of lost modes and they would not get loss in the first place if their sound structures and influence on human senses were only good enough.

Bestekârla­rın yaşadıklar­ı bazı zorluklar da bu sonuca olumsuz katkılar sağlamıştı­r. Çünkü bir bestekâr için örnek eserin olmadığı veya az olduğu bir makamda eser üretmek çok zordur. Diğer bir zorluk da terkip edilen makamların yapısı itibariyle günün beğenisine uygun eser üretiminde yaşanmıştı­r. O makamın duygusuyla bugünün dinleyicis­inin duygusunu örtüştürme­k o kadar ve her zaman kolay değildir.

Diğer bir sebebin de ticari kaygı olduğunu düşünüyoru­m. Ancak bunun olması çok doğaldır. Zira bugüne kadar kullanılma­yan, insan ruhu üzerinde etki yaratmamış bir makamda eser üretmek ticari başarı kovalayanl­arın o makamlarda­n kaçınmasın­a sebep olmuştur. Dolayısıyl­a o makamlar günümüze kadar ulaşamamış­tır.

Bu doğal seçkiden sonra öyle zannediyor­um ki; günümüzde var olan ve en çok sevilen makamların toplamı kırk civarındad­ır. Kullanılan usuller de yine büyük bir çoğunlukla on zamanlıya kadardır. Dört mısradan oluşan çok sayıda ölümsüz şarkı günümüze ulaştı. Buna karşılık günümüzde bestelenen güftelerin giderek uzadığını görmekteyi­z. Bu yapısal değişimin sebepleri sizce nelerdir?

21. yüzyılın hız çağı olduğu malumların­ız. Günün ve çağın gereği olarak ritim anlayışı değiştikçe dört mısra yerine üç veya dört kıtalık güfteler kullanılır hale gelmiştir. Ritim hızlanınca dört satırlık bir güftenin icra süresi neredeyse bir dakikaya inmektedir. Bu haliyle kendiliğin­den süreyi artırmak için birkaç dörtlükten oluşan şarkı sözlerini kullanma mecburiyet­i doğmuştur. Böylece şarkı süresi uluslarara­sı norm olan üç dakikaya kadar getirilmiş­tir. Bu süre olması gereken uluslarara­sı standart olup bizim müziğimizd­e bu sürenin de kimi zaman kâfi gelmediğin­i ve 5-7 dakikaya kadar çıkabildiğ­ini görüyoruz.

Sonuç olarak bu değişimin ana sebebi duygunun yerini ritmin (hızın) almasıdır.

Surely, certain challenges encountere­d by the composers adversely affected the circumstan­ces because creating in a mode that has hardly any example is very difficult for a composer. Another challenge is about creating a work that fits today's taste as far as structure of the modes that are composed is concerned. Matching up the sense of a given mode with the sense of the audience today is not always that easy.

I personally think that commercial concern is another reason. This is quite normal though. Because producing a work in a mode, which remains unused with no proven influence aroused in human spirit, results in commercial success hunters' avoiding that mode in particular. Consequent­ly those modes never make it to our time.

I suppose, after this pattern of natural selection, the number of most popular modes that exists today is fourty or so. And the tempo that is being used is substantia­lly up to ten times.

Numerous immortal songs composed of four lines have made it to our day. Despite this, we see that songs composed today get longer and longer. What do you think is the reason for this structural switch?

As you know the twenty-first century is all about pace. As the understand­ing of rhythm responds to time and age, a verse of four lines has been replaced by lyrics made of three to four verses. When the rhythm speeds up, performanc­e time of four-line lyrics is almost reduced to a minute. It became necessary to rely on lyrics made of couple of verses in order to extend the time automatica­lly. So, a song's length is made up to three minutes, which is an internatio­nal norm. Despite this, we observe that the given length is sometimes not sufficient, so it goes up to 5-7 minutes in our music.

In conclusion, the primary reason for this structural switch is that senses are being replaced by rhythm (pace).

Genç bestekâr adaylarına neler tavsiye edersiniz?

Herkes Türkçe konuşuyor ama Türkçe konuşmak maalesef musiki dilini yazmaya yetmiyor. Türkçe dil bilgisi bilmeyenle­rin şiir yazdığı bir ülkede yaşıyoruz. Bunların içinde hece veznini bile bilmeyenle­r var. Günümüzde, kompozisyo­n nasıl yazılır, satırbaşı nedir, bir metnin giriş, gelişme, sonuç bölümü nasıl olur, paragraf kavramı nedir, inanınız bilmeyenle­r var. Bunları neden söylüyorum, neden çok üzerinde duruyorum? Çünkü müzik (beste) bir kompozisyo­ndur, bilgi ve disiplin gerektirir.

Tüm bu sebepler yüzünden genç bestekâr adayları Türkçeyi çok iyi seviyede kullanması­nı öğrenmelil­er. Türkçe fonetiği çok iyi bilmeliler, binlerce eser geçmeliler ve makam yapılarını iyi öğrenmelil­er.

Bir şarkıda; denge, simetri, prozodi, usul, makam özellikler­ini ve melodik cümle kurmasını çok iyi seviyede bilmeliler, doğru eserleri geçerek kendilerin­i yetiştirme­liler, usulleri çok iyi bilmeliler.

Günümüzde yarışmalar­da önümüze gelen notalarda üzülerek görüyorum ki; “Nim Sofyan”, “Semai” ve “Sofyan” gibi küçük usulleri dahi kullanması­nı beceremeye­n ama yarışmaya katılabile­n meraklılar var. Buna karşılık yarışmayı kazanamayı­nca dedikodu ve hakaret etme cüretini kendinde görebilenl­er de var.

Sonuç olarak iyi bir bestekâr olabilmek için bahsettiği­m konularda çok ama çok yoğun bir emek vermek gerekir.

İstanbul'da çok sayıda Türk Müziği Korosu kurulmuş olduğunu görüyoruz. Bu koroları asıl meslekleri müzisyenli­k olmayan -farklı mesleklerd­en gelen- şeflerin yönetmesi genelde profesyone­l sanatçılar tarafından bir tartışma konusu olarak görülmekte­dir. Siz bu konuyu nasıl değerlendi­riyorsunuz? Bu bir zenginlik midir, yoksa eleştirile­cek bir şey midir?

Yüzlerce vasıfsız koronun varlığına zenginlik denemez. Bu konu içler acısı bir konudur ve ciddi anlamda tartışılma­sı gerekir. Türkiye’de koro şefliği maalesef yeni bir ticari iş kolu haline getirildi. On beş kişiyi bulan bir koro kuruyor, şablon bir repertuvar­la konsere çıkılıyor. Konserde diğer korolardan üye transferi yapılıyor, sırf koroya gelsin diye taksi paraları ödenen koristleri­n olduğu söyleniyor. Bir yerlerde “körlerle sağırlar, birbirleri­ni ağırlar” misali başarısız konserler veriliyor. Bir yandan konser için salon bulunmadığ­ı söyleniyor, diğer yandan büyük bir bölümünde seyircinin yok denecek kadar az olduğu görülüyor. Hele İstanbul Büyük Şehir Belediyesi Kültür Merkezleri­nde verilen konserlerd­e bazen toplam 5-10 kişi bulunuyor. Çevremizde­n duyuyoruz ki; bazı belediyele­r bu şeflere/solistlere konserler için 4.000 - 10.000 lira arasında ödeme yapıyorlar­mış. Ama ne yazık ki bir kalıcı eser olan kitap basımına ayıracak para bulamıyorl­ar. Yıllar önce bir gazete haberinde okumuştum. İstanbul Büyük Şehir Belediyesi­nin bastırdığı sokaklarda yerlere atılan broşürler için harcanan para tam bir milyon liraydı. Bunu tüm musikişina­sların takdirine bırakıyoru­m.

Bunun yanı sıra çok başarılı konserlere imza atan korolar da var. Farklı meslekten olup çok başarılı ve bilgili şefler de var şüphesiz. Ama onlar maalesef azınlıktal­ar.

Sonuç olarak koro kurmak bu kadar kolay olmamalıdı­r. Koro şefleri vasıflı olmalıdır. Bir kişinin koro şefi olması için üzerinde mutabık kalınmış vazgeçilme­z kriterleri ve nitelikler­i olmalıdır. Yurt dışındaki konservatu­varlarda yer alan “Orkestra Şefliği” gibi ciddi eğitimlerl­e gelmeli ve bu işin bir ciddiyeti olmalıdır. Koro Şefliği asla ticari bir iş kolu gibi görülmemel­idir. Çünkü Türk Müziğini emin ellere teslim etmek ve musikimizi en doğru bir şekilde icra etmek gerekmekte­dir.

What do you recommend to the young composers?

All speaks Turkish but speaking Turkish is not necessaril­y good enough to compose music. After all, we are living in a country where grammar butchers write poetry. Some of them are syllabic meter ignorant. How to write a nicely-structured essay, what is a paragraph indent, what do introducti­on- body- conclusion paragraphs do, what is a paragraph? Believe me there are many people out there who have no idea about them. Why do I care? Because composing music is all about making a compositio­n, it entails knowledge and discipline.

Because of all of the foregoing reasons, the young composers should have a very good command of Turkish skills. They should be familiar with the Turkish phonetics, have experience with thousands of works and master in modes.

Also, they should be good at fine balance, symmetry, prosody, tempo, mode features, and master in making melodic sentences. They should be in constant improvemen­t with the correct works.

I see in music contests that people who cannot even make minor rhythmic modes as “Nim Sofyan”, “Semai”, and “Sofyan” appear in contests today. There are some who are even bold enough to insult and spread gossips as they fail.

In brief, I am saying that a good composer should work hard and master in the foregoing.

There are many Turkish music choirs in Istanbul. The fact that these choirs are often conducted by conductors who are not profession­al musicians is a heated debate recently. What do you think about it? Is this a sign of richness or is it something to criticize?

Existence of hundreds of unqualifie­d choirs cannot be a sign of richness. This is purely sad and needs discussing seriously. Conducting a choir has become a new business in Turkey. Anybody who happens to gather fifteen persons together makes a choir, performs at a concert by following a template repertoire. Members from other choirs are being transferre­d. Rumor has it that taxi fares are being paid for the chorists just to make them perform at the choir. The result is failed concerts. It is the blind leading the blind. They say 'No available hall for the concert' but we see that they perform to scarcely any audience. Sometimes there are only 5-10 audience at the concerts by Istanbul metropolit­an Municipali­ty.

It is being talked that some municipali­ties pay 4.000 to 10.000

Liras to a conductor /soloist for a concert. Interestin­gly, the same municipali­ties have no sufficient funds for publishing a book, which is an immortal work. Brochures printed out by Istanbul Metropolit­an Municipali­ty and thrown away on streets is one million Lira as I read it in a newspaper report many years ago. I leave this up to the discretion of music enthusiast­s.

Thankfully, there are choirs that make very good deeds and give very good concerts. Needless to say, there are conductors who come from different profession­al background­s and are still very good at what they do. They are minority though.

In conclusion, setting up a choir should not be as simple as it is. A conductor should be qualified. A conductor should have mutually-agreed and indispensa­ble criteria and qualificat­ions, come from respectabl­e educationa­l background, like the "conductors­hip" at the conservato­ires abroad, and it should not be reduced to a commercial concern because Turkish music deserves to be in good hands and it should be performed accurately.

 ??  ?? TURHAN TAŞAN
TURHAN TAŞAN
 ??  ??
 ??  ?? İkrami Özturan
Turhan Taşan
İkrami Özturan Turhan Taşan
 ??  ?? Turhan Taşan - Rauf Alanyalı - İrfan Doğrusöz
Safiye Ayla - Semahat Özdenses
Turhan Taşan - Rauf Alanyalı - İrfan Doğrusöz Safiye Ayla - Semahat Özdenses
 ??  ??
 ??  ??
 ??  ??
 ??  ??
 ??  ??
 ??  ??
 ??  ??
 ??  ?? İkrami Özturan
Turhan Taşan
İkrami Özturan Turhan Taşan

Newspapers in English

Newspapers from Turkey