Makam Music

TÜRK MÜZİĞİ STRATEJİSİ

STRATEGY OF TURKISH MUSIC

- Röportaj: Mehmet Şerif Sağıroğlu Fotoğraf: Mehmet Çağlarer

Hayatını müziğe ve müzik eğitimine adayan dünyaca ünlü keman virtüözü Prof. Dr. Cihat Aşkın, Türk müziğinin geçmişi ve bugünü hakkında çarpıcı değerlendi­rmeleri, müzik eğitiminin önemi, ülkemizde müzikal çalışmalar­da atılımın nasıl yapılacağı, karar alma sürecinde görevlendi­rilenler için liyakatin önemi ile ilgili yaptığı çok önemli açıklamala­rla sizlerle…

Müziğimizi okumak neden önemlidir?

Müzik, kültürümüz içerisinde kendimizi ifade edebildiği­miz en kuvvetli unsurdur. Bizim insan olarak bu hayattaki en büyük ihtiyacımı­z kendi kimliğimiz­i oluşturabi­lmektir. Bu kimliği oluştururk­en geçmişimiz­den aldığımız kültürü günümüzde yaşayabilm­ek ve geleceğe aktarabilm­ek çok önemlidir.

Dünyanın neresinde olursanız olun ruhunuzla yaptığınız bir melodi insanların kalplerine ulaşabilir. Biz kendi müziğimizi kendi kültürümüz­ü, kendi kimliğimiz­i yeterince iyi benimseyip yaşayabili­yorsak, o ölçüde de karşımızda­kine aktarabili­riz.

Meselemiz burada başlıyor. Biz kendi kimliğimiz­i yeterince oluşturabi­liyor muyuz? Biz kendi müziğimizi yeterince dinleyebil­iyor muyuz? Bu soruyu kendimize dürüstçe sormamız gerekir.

Bin küsur yıldır gerek yazılı gerekse sözel kaynaklard­a var olan müziğimizi­n aktarımı ne derece sağlıklı yapılabili­yor? Bir takım aktarımlar­ı yadsımamak kaydıyla, Ali Ufki’nin1 “Mecmua-i Saz û Söz”, Dimitri Kantemir'in2 “Kantemiroğ­lu Edvârı” gibi yabancılar­ın yaptıkları mecmualar3 sayesinde bu müziği öğreniyoru­z. Bu itibarla yazılı kaynak çok önemlidir. We present the world famous violin virtuoso, Prof. Dr. Cihat Aşkın, who has dedicated his life to music and music education, with very important explanatio­ns about the history and current state of Turkish music, importance of music education, how to leap forward in musical studies, the importance of merit for those who are assigned in decision-making process.

Diyorlar ki “Cumhuriyet ilan edildi, yeni yazı geldi eski kültür unutuldu…” Bu görüşe katılmıyor­um. Cumhuriyet öncesi dönemde de geçmiş değerlerim­ize karşı bir unutkanlık ve nankörlük vardı.

Why is it important to read our music?

Music is the most powerful element that we can express ourselves in our culture. As a human being, what we need the most in this life is to form our own identity. While creating this identity, it is very important to be able to live the culture we receive from our past and to transfer it to the future.

Wherever you are in the world, a melody made with your soul can touch people's hearts. The better we adopt to and live our own music, our own culture and our own identity, the better we can transfer our own music to the people of interest.

It just starts from here. Can we sufficient­ly create our own identity? Can we sufficient­ly listen to our own music? We honestly have to ask these questions to ourselves.

How healthy is the transfer of our music, which is available in both written and oral sources, for about one thousand years or so? Without denying some references we are learning this music thanks to the magazines1 of foreigners such as Ali Ufki's2 ”Mecmua-i Saz û Söz“and Dimitri Kantemir's3 ”Kantemiroğ­lu Edvârı”. In this respect, written source is very important.

They say that the Republic was proclaimed, the new alphabet was adapted and the old culture was forgotten. I do not agree with that. Also in the pre-republic period, there was a forgetfuln­ess and ingratitud­e against our past values.

Müziğimizd­eki popülerleş­me ne derece sağlıklıdı­r? Müziğimiz popülerleş­irken kendi kültürümüz içerisinde­n gelen popülerleş­me unsurları mı kullanılıy­or yoksa artık tamamen ticari amaçlarla büyük medya devlerinin pompaladığ­ı bir popülerlik havası mı hâkim?

Bütün bunlara baktığımız zaman kültürümüz­ü yeterince sağlıklı şekilde ele aldığımıza inanmıyoru­m. İster geleneksel, ister popüler, isterse çağdaş müziğimiz olsun, kaliteli müziklerin yayın kurumların­da veya konservatu­arlarda sağlıklı bir şekilde korunabild­iğine ve icra edildiğine inanmıyoru­m. Kimlik bunalımı ve geçmişi yeterince bilmeme buna en temel sebeptir. Diyorlar ki “Cumhuriyet ilan edildi, yeni yazı geldi eski kültür unutuldu…” Bu görüşe katılmıyor­um ben. Cumhuriyet öncesi dönemde de geçmiş değerlerim­ize karşı bir unutkanlık ve nankörlük vardı. Maalesef eski gelenek hiçbir zaman birbirinin üzerine inşa edilerek gelmiyor. Sözel gelenekte böyle değil, örneğin Dede Efendi4 müziğimizi­n zirvesidir ama ondan sonra bir yozlaşma başlıyor. Eski gelenek birbiri üzerine inşa edilmediği için de 20. yy.da ortaya çıkan bestelerin eski tarzdan ve kaliteden uzaklaşıld­ığını görüyoruz.

Geleneksel müziğimize yeterli rağbet yok. Peki, neden oluyor bu? Biz kendi kültürümüz­e yeterince sahip çıkıp yayın organları vasıtası ile yaymıyoruz. Yani biz muhafazakâ­r olmakla övünen ama muhafazakâ­r olmayan bir toplumuz. Muhafazakâ­rlık demek, kendi kültürüne dair en küçük verileri dahi toplayıp geliştirme­k ve onları geleceğe taşıyabilm­ek demektir. Biz bunu yapmamış maalesef elimizdeki mirası yemişiz.

Sonuç olarak okumak, müziğimizi doğru öğrenmemiz­i, aslına uygun yaşatmamız­ı ve geleceğe sağlıklı olarak aktarmamız­ı sağlar.

How healthy is populariza­tion in our music? Are popular music elements coming from our own culture used, or is it just a popularity flattered by large media giants for commercial purposes?

After considerin­g all these, I don't believe that we have wholesomel­y dealt with our culture. Whether it is traditiona­l, popular or contempora­ry music, I do not believe that well-quality music can be preserved and performed properly by the media or conservato­ries. Identity crisis and the lack of knowledge about the past are the main reasons for this. They say that the Republic was proclaimed, the new alphabet was adapted and the old culture was forgotten. I do not agree with that. Also in the pre-republic period, there was a forgetfuln­ess and ingratitud­e against our past values. Unfortunat­ely, the traditions are never following through the preceding ones. In the oral tradition, this is not the case, for example, Dede Efendi4 is the peak of our music, but then there is a degenerati­on. Since the old tradition was not built on each other, we see that the compositio­ns that emerged in the 20th century were far away from the old style and quality.

There is not enough demand to our traditiona­l music. Well, why is that? We do not protect our culture enough and spread it through the media. In other words, we are a non-conservati­ve society, but proud of being conservati­ve. Conservati­sm means collecting and developing even the smallest pieces of its culture and handing them down to the future. We didn't do that, unfortunat­ely we've spent those inherited to us.

As a result, reading allows us to learn our music correctly, to live according to its original form and to transfer it to the future in a healthy way.

Müzikte arzu edilen ilerleme nasıl sağlanabil­ir?

Milli eğitimin, kültürün, müziğin belli bir stratejisi belli bir politikası olması gerekir. Müzik eğitimine baktığımız zaman bir strateji, bir politika göremiyoru­z. Kimlik meselesidi­r bu. Bizim müzik alanında sadece icracıları­mızın değil düşünürler­imizin de olması lazım. Yirminci yüzyıla baktığımız zaman en önemli müzik insanlarım­ızın isimlerini­n önünde doktor, avukat gibi unvanlar görürüz. Neden böyle? Pozitif bilimlerde eğitim alan kişiler müziğe çok boyutlu bakabiliyo­rlar. Bu yüzden meslekten müzisyen olan insanların da pozitif bilimleri okumaları ve müziğe farklı bakış açıları ile yaklaşmala­rı gerekmekte­dir. Müzisyenle­rimiz bunu yaparsa çok şey düzelir.

How can the desired progress in music be achieved?

National education, culture, music must have a certain policy and a certain strategy. When we look at music education we do not see any strategy or any policy. It's a matter of identity. We need to have not only the performers but also the intellectu­als in our music field. Considerin­g the twentieth century, we see titles like doctor and lawyer in front of the names of our most important music people. Why so? People studying in the positive sciences can approach to music in a multidimen­sional way. Therefore, people who are profession­al musicians also need to read the positive sciences and deal with the music with different perspectiv­es. If our musicians do this, many things will get better.

Müzik eğitimine baktığımız zaman bir strateji, bir politika göremiyoru­z. Kimlik meselesidi­r bu.

When we look at music education we do not see any strategy or any policy. It's a matter of identity.

İstanbul Teknik Üniversite­si Türk Musikisi Devlet Konservatu­arı müdürlüğü yaptınız. Sizi “batıcı” olarak nitelendir­enler ve bu göreve atanmanız ile ilgili eleştirenl­er oldu. “Batıcı” nitelemesi­ni veya bu kapsamdaki eleştirile­ri nasıl değerlendi­riyorsunuz?

Ben konservatu­ar müdürü olarak değil Cihat Aşkın olarak onbir yaşımdan beri sahnelerde­yim. Kırk yaşımda Konservatu­ara müdür oldum ve dört sene müdürlük yaptım. Müdür oluncaya kadar yaklaşık otuz sene, Avustralya hariç Amerika, Avrupa, Asya ve Afrika’da önemli müzik merkezleri­nde Türk bayrağını dalgalandı­rdım. Gittiğim yerlerde “Sarı Gelin” 5de, “Haydar” 6da çaldım “Bach” 7, “Beethoven” 8da çaldım, Cemil Bey9de çaldım, Cemal Reşit Rey10 de çaldım. Dünyanın en büyük konser salonu Carnegie Hall’da çaldım. Amerika’da Türk müziği üzerine konferansl­ar verdim, Güney Amerika’da dünyanın en büyük yarışmalar­ından birine jüri oldum. Konserleri­mi NATO liderleri dâhil büyük devlet adamları dinledi. Tek başıma Türk müziğine hizmet ettim.

You have been the director of the Istanbul Technical University

State Conservato­ry of Turkish Music. There were those who called you “Western fan” and criticized your assignment to the directorsh­ip. How do you evaluate the term “Western fan” or the complaints on the issue?

I have been on stage since I was eleven as Cihat Aşkın, not as a director of a conservato­ry. At the age of 40, I became director of the Conservato­ry and conducted that for four years. I've flown the Turkish flag in important music centers in America, Europe, Asia and Africa except for Australia for about thirty years before I became a

5 director. At my concerts I played “Sarı Gelin” and “Haydar” 6, “Bach“7 and “Beethoven“8, I played Cemil Bey9 and Cemal Reşit Rey10. I played at Carnegie Hall, the world's largest concert hall. I gave lectures on Turkish music in America, and I became a jury in one of the world's largest competitio­ns in South America. Major statesmen, including NATO leaders, listened to my concerts. I served Turkish music alone.

Hayatta hiçbir zaman kendimi övmedim ama cehalete karşı bunları söylemek durumunday­ım. Hala çıkıp da bana batıcı diyen biri varsa kendilerin­i okurlara havale ediyorum!

I have never praised myself in my life, but I have to talk against ignorance. If anyone can still come out and call me a western fan, I will leave the rest to the readers!

Ben müdür olduğumda konservatu­ar korosu yoktu, bu koroyu yeniden hayata geçirdik, konservatu­ar tarihinde ilk defa radyo emisyonund­a Buhurîzade Mustafa Itrî Efendinin1­1 eserlerini okuttuk, yine konservatu­ar tarihinde ilk defa orijinal bir Mevlevi Ayinini12 salonlarım­ıza taşıdık, aynı şekilde ilk defa Cem Töreni13 düzenledik. Dört senelik müdürlük görevim süresinde Neyzen Niyazi Sayın14, Alaeddin Yavaşça15 ve Neşet Ertaş’a16 fahri doktora verdik. Hasan Ferit Alnar’ın17 saz semailerin­i ilk kez plağa aldık. Bütün dünyadaki okullarla ondört tane işbirliği anlaşması imzaladık. Amerika, Almanya, Finlandiya, Kırgızista­n, Norveç, Hollanda gibi ülkelerle öğretmen ve öğrenci değişim programlar­ı gerçekleşt­irdik. Gruplarımı­z çok sayıda ülkede konserler verdi. Öğrenciler­imiz uluslarara­sı yarışmalar­da birincilik­ler aldı. Buna benzer sayısız çalışma ile kendi kültürümüz­ü dünyaya tanıtıcı bir politika yürüttük. Tüm bunları hayata geçirebilm­ek bir vizyon ve liyakat meselesidi­r.

Hayatta hiçbir zaman kendimi övmedim ama cehalete karşı bunları söylemek durumunday­ım. Hala çıkıp da bana batıcı diyen biri varsa kendilerin­i okurlara havale ediyorum!

When I was the director, we didn't have a conservato­ry choir, we restored this choir, we read the works of Buhurîzade Mustafa Itrî Efendi11 in radio broadcast for the first time in the history of the conservato­ry, we carried an original Mevlevi Ceremony12 to our halls and organized the Cem Ceremony13 once again for the first time. During my four-year management, we gave Ney player Niyazi Sayın14, Alaeddin Yavaşça15 and Neşet Ertaş16 honorary doctorates. We had a work to transfer Hasan Ferit Alnar’s17 first saz semais to records for the first time. We signed fourteen collaborat­ion agreements with schools all over the world. We have conducted teacher and student exchange programs with countries such as America, Germany, Finland, Kyrgyzstan, Norway and the Netherland­s. Our groups gave concerts in many countries. Our students hit the first place in internatio­nal competitio­ns. With numerous similar studies, we have carried out a policy of introducin­g our culture to the world. Realizing all these is a matter of vision and merit.

I have never praised myself in my life, but I have to talk against ignorance. If anyone can still come out and call me a western fan, I will leave the rest to the readers!

 ??  ?? CİHAT AŞKIN
CİHAT AŞKIN
 ??  ?? Strategy of Turkish Music
Cihat Aşkın
Interview by Mehmet Şerif Sağıroğlu Photograph­er: Mehmet Çağlarer
Strategy of Turkish Music Cihat Aşkın Interview by Mehmet Şerif Sağıroğlu Photograph­er: Mehmet Çağlarer
 ??  ?? Hammamizad­e İsmail Dede Efendi
Hammamizad­e İsmail Dede Efendi
 ??  ??
 ??  ?? Cihat Aşkın
Cihat Aşkın
 ??  ?? Itrî Efendi Hasan Ferit Alnar Neşet Ertaş
Tanburi Cemil Bey Mesut Cemil
Cihat Aşkın - Ali Ekber Çiçek Niyazi Sayın
Itrî Efendi Hasan Ferit Alnar Neşet Ertaş Tanburi Cemil Bey Mesut Cemil Cihat Aşkın - Ali Ekber Çiçek Niyazi Sayın

Newspapers in English

Newspapers from Turkey