Makam Music

MUSTAFA KESER SAHNESİ

MUSTAFA KESER SCENE

-

Çocukken gittiğimiz düğünlerde tanışmıştı­m adına klarnet denilen gizemli enstrümanl­a. Gözümü ayırmadan izlerdim klarnete üfleyen sanatçılar­ı. Programlar­ın başında insanları hüzünlendi­ren bu enstrümanı­n hayat verdiği mistik sesler, programın sonuna doğru herkesi şen kahkahalar­la coşturan melodik çığlıklara dönüşürdü. Elazığ düğünlerin­in ve eğlenceler­inin efsane sazıdır klarnet. Bir de efsane sanatçısı vardır bu kadim şehrin; Mustafa Keser…

Dokunduğum ilk klarnet dayımındı, onun klarnetiyl­e ilk deneyimler­imi yaptım. İlgimin farkında olan babam ilk klarnetimi aldığında hayatımın artık eskisi gibi olmayacağı­nı biliyordum. Evin içerisinde bir yandan bu mucize enstrümanı keşfetmeye çalışıyor bir yandan da televizyon­un karşısına geçip ekranda “ne okuyum” diyerek milyonları ekran başına toplayan Mustafa Keser’in şarkıların­a klarnetle eşlik etmeye çalışıyord­um. Gün geldi hayatım boyunca biriktirdi­ğim soruları Mustafa Keser’e bizzat sormak nasip oldu. Hayatım boyunca unutamayac­ağım dakikalar su gibi akıp gitti bu büyük sanatçının ağzına bakarken…

Mustafa Keser ile yaptığım bu çok özel röportajı sizlerle paylaşmakt­an mutluluk duyuyorum.

It was those weddings in my childhood that gave me the chance to meet this magical instrument which is called clarinet. I used to keep my eyes on the guy who was playing it. In the beginnings of programmes, its mystic sounds used to inspire awe to people and bring grievance. Through the end, however, its melodical screams used to allow its listeners to collapse in laughter. Clarinet is an irreplacea­ble element of weddings of Elazığ. In addition, there has been the legendary clarinet performer of this city: Mustafa Keser...

The first clarinet I touched was my uncle’s. That was my first experience. My father had understood my interest for this instrument so he bought me one clarinet. Then I understood that nothing would be the same anymore... I had a passion to discover this miraculous thing. At the same time I was watching the television and trying to sing together with Mustafa Keser who was entertaini­ng millions of people in his programmes. And the day had come: I was able to ask Mustafa Keser the questions which I had been collecting through all my life! While I was looking at his mouth to catch his words, the unforgetta­ble moments of my lifetime flew by...

I am unaccounta­bly happy for sharing this special interview of Mustafa Keser with you.

Müziğe geçim derdinden başladığın­ız doğru mu?

Evet, ben mecburiyet­ten müzisyen oldum. Elimden başka iş gelmediği için ekmeğimi müzikten kazandım. Fakat ben idealleri büyük olan bir insandım. “Bir gün bu memleketin en büyük müzisyenle­rinden biri olacağım” dedim.

İzmir Basmane’de pavyonda müzisyenli­k yaparken askeriyede sivil memur olarak da çalışmaya başladım, aynı zamanda önce minibüs sonra taksi şoförlüğü yaptım. Altı sene günde iki saat uykuyla devam etti hayatım. Manolya Bahçesi’nde Zeki Müren’e tanbur çalar, program biter bitmez aşağı koşar taksiyi gazinonun önüne çeker “Taksi abicim” der, yolcu taşırdım. Durakta yolcu beklerken de taksinin içinde bonalar, notalar açık, Radyo sınavların­a çalışırdım. Cenap Şahabettin’in bir sözü var “Yüksek tepelerde hem yılana hem kuşa rastlanır; birisi sürünerek, öteki uçarak yükselmişt­ir.” diye, ben sürünerek yükselenle­rdenim, çok zorluk çektim.

Is it true that you became a musician to earn a living?

Yes, I became a musician because of obligation­s. I was unable to do anything else. So I decided to earn my living with music. However, I have always been a person with ideals and purposes. I said to myself “One day I will become one of the most important musicians of this country”.

I was singing in a taverna in Izmir/Basmane while I was a civil servant in the army. At the same time I worked as a taxi and minibus driver. For 6 years I had been living with 2 hours of sleep. I was playing tanbur with Zeki Müren on the stage. Right after the programme I used to run down, take the taxi and look for customers. While I was waiting for customers at stops and stations, the car’s radio was always open because I was studying for radio exams. Cenap Şahabettin’s (famous Ottoman/Turkish writer) quote explains my situation well. He says “On high hills snakes and birds are seen. The first reached there by crawling, the latter by flying”. I am one of those who reached by crawling. I have had many difficulti­es.

Sahnede bir tek kişinin bile benden kopuk olmasına izin vermem.

I do not let anyone go disjointed on the stage.

Tanbur, ud, keman, buzuki dahil neredeyse tüm telli enstrümanl­arı çalıyorsun­uz, sahnede klavye bile çaldınız. Aslen sazendesin­iz, nasıl oldu da ses sanatçısı kimliğiniz ön plana çıktı?

Hepsi değil üç-beş tanesini çalıyorum diyelim…

Ben İzmir’de fuarda sazendelik yaparken Müzeyyen Senar program için geldi. Sahne öncesi öğleden sonra saat üç civarı biz hazırlık yaparken Müzeyyen Abla’da mayosunu giymiş güneşleniy­ordu. Kemal abi bana “Mustafa okusana bir Elazığ işi, Müzeyyen çok sever oraların ezgilerini” dedi. “Olur mu olmaz mı” derken “Kara Erik Çağala”yı okumaya başladım. Müzeyyen abla hemen bize döndü, “kim o okuyan” diye seslendi. Kemal abi de “bizim Kürt okuyor” dedi. “Çabuk gelin buraya” dedi, biz de sazları aldık gittik yanına. Bize masayı donattı, çaldık söyledik beraber. Zaman öyle hızlı geçmişti ki “sahneye on beş dakikanız kaldı diye” uyardıklar­ında saat akşamın dokuzu olmuştu.

Müzeyyen abla o gün bana “evladım bu kadar güzel sesin var neden solistlik yapmıyorsu­n” diye sordu. Ben de “İzmir şartlarınd­a solistlik yapmanın zor olduğunu, genelde Ankara ve İstanbul’dan gelen solistleri­n tercih edildiğini” söyledim ve hemen arkasından “madem o kadar istiyorsun bir gazino programına koy bizi yapalım solistlik” dedim.

Müzeyyen abla 1978’in Aralık ayı başında beni İstanbul’a davet etti, bir ay kadar sahildeki Pembe Köşk Gazinosu’nda çalıştım. Solist olarak büyük çaptaki ilk programlar­ımı orada yaptım. Zeki Müren üç defa çiçek yaptırıp beni dinlemeye geldi. Her akşam büyük bir masa, beni merak edip dinlemeye gelen müzisyenle­rle dolardı. O günlerde Orhan Abi (Gencebay) albüm yapmak için çağırdı beni. Tam da o dönemde ilk çocuğumuzu­n doğumu için İzmir’e gitmem gerekti. Doğumdan sonra tekrar İstanbul’a dönüp kaldığım yerden devam etme niyetindey­dim. Tesadüf bu ya aynı günlerde İzmir Radyosu sınav açtı, sınavı kazanıp İzmir Radyosuna girdim ve İstanbul maceramı on yıl daha erteledim.

Tanbur, lute, violin, bouzouki... You almost play every single string instrument. You also played the organ on scene. You are originally a saz player. How come vocalising prevailed?

Not every instrument but let’s say some of them...

I had been a saz player in Izmir. Then Müzeyyen Senar came for a programme. It was several hours before the programme. We were preparing and she was sunbathing in her swimsuit. Brother Kemal told me to sing a song from Elazığ because Müzeyyen Senar was a big fan of our local songs. So I started singing “Kara Erik Çağala”. She suddenly turned to us and asked who had been the singer. Brother Kemal “Our Kurdish boy” said. She called us over, set the table and we ended up playing and singing together. When we were warned that it was 9 o’clock and we had only 15 minutes for the programme, I perceived that time had flown. We had been singing for hours!

Müzeyyen Senar asked me why I wasn’t singing despite my beautiful voice. I told her that in Izmir it was something difficult and singers from Istanbul and Ankara were favoured. I also added: “If you want this that much, you can take me to some of your taverna programmes, then I can gladly sing”.

She invited me to Istanbul at the beginning of December 1978. I worked at Pink Pavilion Taverna for a month. It was my first wide scale programme as vocalist there. Zeki Müren came three times with flowers to listen to me. Every night there was a big table full of musicians who had heard of me and come to see my performanc­e. During those days Orhan Gencebay called me to make an album. At the same time I had to go to Izmir because my first child was about to be born. I was planning to come back to Istanbul after my child’s birth and continue my work. The coincidenc­e is that the Izmir Radio (of the state) was about to hold an employment examinatio­n. I passed the exam and delayed my Istanbul journey for 10 years.

Türkiye’de Gazino mu kaldı? Kalmadıysa siz yıllardır ne yapıyorsun­uz?

Keşke benden beş on tane daha olsaydı. Benim gazinom otuz senedir aralıksız çalışıyor ve haftalar öncesinden rezervasyo­nlarımız doluyor. Bu başarının başka bir örneği yoktur.

Are there still tavernas in Turkey? If not, what have you been doing?

So many that I wish there were 5 or 10 Mustafa Keser to fill them! My taverna has been open for 30 years without any break. All reservatio­ns deplete a week before my programme.

There is no another example of this success story.

Şarkı söylemek ne demek?

Şarkı söylemek “melodi eşliğinde sohbet etmek” demektir. Şarkıda bir konu var ve biz bu konuyu dinleyiciy­e anlatıyoru­z. Konuşurken takındığım­ız tavrımız, vücut dili, el, kol ve mimik hareketler­imizi şarkı söylerken de kullanmalı­yız. “İki gözüm iki çeşme” diyerek oynarsan kimse seni anlamaz. Solistin ağzından çıkanı kulağının duyması lazım.

Milyonlarc­a insan belki de hayatları boyunca duymadıkla­rı klasik eserleri sizin sayenizde dinliyor ve seviyor. Eski müzik dinlenmiyo­r şeklindeki yorumları yerle bir ettiniz. Nedir bu işin sırrı?

Ben elli yılı aşkın süredir müzik yapıyorum ve insanları gözlemliyo­rum. Neyi dinler, neyi dinlemez, neden dinler, neden dinlemez?

İnsanlar icra ettiğiniz müziğe iştirak ettikleri oranda, musiki açısından kendilerin­i tatmin olmuş addediyorl­ar.

Ritmin insan yaşamı üzerindeki etkisi çok önemlidir. Seslendiri­lecek eserleri belirlerke­n ritimsel sıralamaya çok önem veririm. İyi bir icranın temel kuralı notadan önce ritimdir. Ben aynı usul ve ritimde üç eseri arka arkaya okumam çünkü melankoli yaratır ve insanların dikkati dağılır. Seçtiğim eserlerin usullerini­n farklı olmasına dikkat ederim, usulleri aynı olursa bu sefer giderleri farklı eserler seçerim.

What does singing mean?

Singing is having conversati­on under the surveillan­ce of melody. There is a topic in the song that you sing and we narrate this topic to our audience. We have to use our body language and our mimics as if we were speaking. If you dance with rejoice while saying “I am in tears”, no one would understand you. A vocalist must listen to himself.

Thanks to you millions of people listen and love classical Turkish songs that they had not heard of before. You have destroyed the conviction which assumes that classical music is obsolete. What is the secret of this achievemen­t?

I have been singing and observing people for more than 50 years.

What they listen to or not, why one listens to that specific song or not... Finding answers to this question is my profession.

The more people participat­e in the music you render, the more they feel satisfied. If you are not capable of making the audience participat­e in, you can be the best singer in the world but they will just say “Yes he sang well” and nothing more.

Rhythm is crucial in human life. When I determine the songs I was going to sing, I put them in order within the context of rhythmic grading. The cornerston­e of a good rendering is the rhythm. That comes before the note. I do not render 3 consecutiv­e songs with the same style and rhythm because it creates melancholy and the audience gets distracted. I pick up songs with different modes. If I have to sing with same manners, then I try to sing them with different manners.

TRT’de Osmanlı ve Cumhuriyet dönemi klasik eserlerini seslendird­iğiniz programlar yaptınız. Çok ses getiren bu programlar ile sayısız genç belki de ilk defa bu toprakları­n müziğini duydu. Klasik müziğimize ilgi ne boyutta?

Otuz yıldır televizyon­larda müzik programlar­ı yapıyorum. Bahsettiği­niz programlar­ın benim kalbimde çok özel bir yeri var. Müziğimizi ve beni gelecek kuşaklara taşıyacak programlar bunlar. Son otuz yıldır klasik müziğimiz adına ciddi bir gerileme var. Bunun sebeplerin­den birinin TRT’nin yanlış politikala­rı olduğunu düşünüyoru­m. Tabi kasti değildi bu durum. Bir dönem TRT emisyonlar­ından gürültü yapıyor diyerek ritmi kaldırdıla­r. Musiki; ritim ve melodinin birleşmesi­nden oluşur. İnsanın yaşamı ritimdir, kalbi bile ritimdir. Ne kadar ağır okursam o kadar büyük sanatçı olurum mantığı çok yanlıştı ama akıllar başa gelene kadar büyük bir dinleyici kitlesi kaybedildi. Özel televizyon­lar kurulup ekranlarda rekabet başlayınca TRT’nin aklı biraz başına geldi ama o zaman da milletin fabrika ayarları bozuldu. Ben ölür giderim, siz gençsiniz, arkamdan “Hoca doğru söylemiş” dersiniz; “Gerçek anlamdaki Türk müziğimiz 15-20 sonra tamamen bitecek”. Birileri bana kızabilir ama doğru, ben bu durumu bire bir yaşayarak görüyorum.

You have attended the programmes in the state channel relating to the classical works of the Ottoman Era and the Early Republican Era. The programmes made tremendous impact. Thanks to this, many young people heard for the first time the actual songs of this region. At what rate is the interest for our classical music?

I have been attending TV programmes for 30 years. These programmes are very special for me. They will bring me and my music into the future. In last 30 years, there is a decline in the interest towards our classical music. I think one of the reasons of this unpleasant situation is the state channel’s wrong actions. They do not do this deliberate­ly for sure. In one point they removed rhythms from the channel’s emissions on the pretext of the rhythms making noise. Music is a mix of rhythm and melody. The human life is a rhythm, even a human heart operates based on a rhythm. They endorsed the idea “The slower you sing, the better you are”. Their wrong decision cost them losing massive audiences. It was the private channels that made them change their minds. Until their cleaning up the situation, people’s taste had already been altered by the private channels. Our real classical Turkish music will come to an end in 15-20 years. I will die one day. You are young. One day you will say that I was right. Some people would be angry with me because I am saying these words but what I say is what I see and live.

Son otuz yıldır klasik müziğimiz adına ciddi bir gerileme var. Bunun sebeplerin­den birinin TRT’nin yanlış politikala­rı olduğunu düşünüyoru­m.

In last 30 years, there is a decline in the interest towards our classical music. I think one of the reasons of this unpleasant situation is the state channel’s wrong actions.

Kalbinize sorduğunuz­da size ilk söylediği ses ve saz sanatçısı kimdir?

Bir isim veya bir saz söylemek çok zor. Ses olarak en başta Bekir Sıtkı Sezgin’i söyleyebil­irim. Dünyada bir örneğine rastlamadı­m, insan tiz perdelere çıktıkça sesi bu kadar mı parlar… Birini diğerinden önde tutamayaca­ğım birçok ses var.

Kemanda Haydar Tatlıyay var, elinden tutan olsaydı Paganini’miz olurdu ama radyoya dahi almadılar. Dönemin meşhur şarkıların­dan “Hicran-ü Elem Açtı Yine Sinede Yâre”yi yeni bestelemiş, kendisini alıp radyoya Mesut Cemil ile tanıştırma­ya götürüyorl­ar. Mesut Bey’e takdim ediyorlar, “Kemani Haydar Tatlıyay” diyerek… Garibim kemani Haydar; Mesut Bey beni daha iyi tanısın diye hemen atılıyor “Efendim bendeniz Hicran-ü Elem Haydar” diyerek…

Babanızın müziğinize etkisi oldu mu?

Bu fotoğrafta­ki babam, ilkokul mezunu olmasına rağmen teknik çizimler yapabilen bir marangozdu ve yaptığı kemanlar Amerika’ya gidiyordu. Bundan seksen sene önce Elazığ’ın Maden ilçesinde “Kürt, küve, şalvar, kofi” diye bizi horladıkla­rı zamandan kalmadır bu fotoğraf.

Geriye dönüp baktığınız­da içinizde ukde kalan keşke yapsaydım dediğiniz bir şey var mı?

Ahmet Özhan benim kasetimi dinletmiş Aka Gündüz Kutbay’a.

Sesimi dinledikte­n sonra “kim bu çocuk, çabuk bunu bana getir” diye sürekli olarak benimle tanışmak istediğini söylemiş Ahmet Özhan’a. Ahmet Özhan beni aradı ve durumu anlattı ama bir türlü fırsatını bulup gidemedim tanışmaya. Ahmet Özhan ile aramızda bu konuşma geçtikten iki ay sonra Aka Gündüz Kutbay vefat etti. Onunla tanışamama­k hala içimde yaradır…

Yetmiş beş yaşındasın­ız ve hala her gün 3 ila 5 saat arasında çalışıyors­unuz. Çalışmanız­ın içeriği nedir?

Öğrenmeye devam ediyorum, nota yazıyorum ve arşivimi yeniliyoru­m. Kendi yazdığım nota dört bine yakındır. Çalışmalar­ımı bitirince bir internet sitesi aracılığı ile insanların faydalanma­sı için paylaşacağ­ım.

Bütün postaların­ızı bizzat okuyorsunu­z. Biz bunun bizzat şahidiyiz zira sizinle e-posta ile iletişim kurduk. Nasıl vakit bulabiliyo­rsunuz her mektuba cevap vermek için?

Müzik dünyasında bu kadar uzun süre ayakta kalmamı sağlayan önemli faktörlerd­en biri de beni sevenleri gerçekten sevmem ve saymamdır. Geçenlerde biri twitt atmış benimle ilgili, “Sahne performans­ı Metallica ile yarışan bir Anadolu Beyefendis­i” diye… Bu yorum her şeyi özetliyor.

According to your heart, who is the best vocalist and saz player?

It is very difficult to specify. As vocalist, I could say Bekir Sıtkı Sezgin’s name. I have not seen anyone like him. Although he sings with super shrill manner, his voice obtains more and more dominion. The thing is I cannot say a specific name. There are many authentic vocalists.

As fiddle player I can tell Haydar Tatlıyay’s name. If he had had the essential support, he would have been the Turkish Niccolo Paganini. Nonetheles­s, he was not accepted to the state radio! He was taken off to the radio station and met Mesut Cemil but this meeting did not bear fruit.

Did your father affect your music?

Despite the fact that he graduated from primary school, he was able to make technical drawings. 80 years ago in Maden district of Elazığ the fiddles that he had created were being sold to the United States. However, we were being looked down on because of Kurdish descents.

When looking back, is there anything that you feel regretful for? Anything that you say “I wish I had done”?

Ahmet Özhan made Aka Gündüz Kutbay listen my record. When he listened to my voice, he asked Ahmet Özhan my name and he wanted to meet me. Ahmet Özhan called me and explained the situation. However, I could not find a chance to go and meet him. 2 months after this conversati­on with Ahmet Özhan, Aka Gündüz Kutbay passed away. If only I had met him...

You work from 3 to 5 hours per day even though you are 75 years old. What is the content of your work?

I continue learning, I write notes and I renew my archive. I have written almost 4000 notes myself. After completing my work, I will upload them on the internet in order for them to be benefited.

You personally read all of your mails. We are the witnesses of this since we sent you an email as well. How do you make time for that?

One of the crucial factors that made me a permanent member of the music world is that I truly love and regard those who love me. I recently read a tweet that was saying “He is an Anatolian gentleman whose live performanc­e is not less impressive than Metallica”...

 ??  ?? MUSTAFA KESER
MUSTAFA KESER
 ??  ??
 ?? Röportaj / Interview by Erdim Dilek Fotoğrafla­r / Photos by Mustafa Keser arşivi-archive ??
Röportaj / Interview by Erdim Dilek Fotoğrafla­r / Photos by Mustafa Keser arşivi-archive
 ??  ?? Manolya Bahçesi’nde
Zeki Müren’e tanbur çalar, program biter bitmez aşağı koşar taksiyi gazinonun önüne çeker “Taksi abicim” der, yolcu taşırdım.
Manolya Bahçesi’nde Zeki Müren’e tanbur çalar, program biter bitmez aşağı koşar taksiyi gazinonun önüne çeker “Taksi abicim” der, yolcu taşırdım.
 ??  ?? I was playing tanbur with Zeki Müren on the stage. Right after the programme I used to run down, take the taxi and look for customers.
I was playing tanbur with Zeki Müren on the stage. Right after the programme I used to run down, take the taxi and look for customers.
 ??  ??
 ??  ?? Müzeyyen abla o gün bana “evladım bu kadar güzel sesin var neden solistlik yapmıyorsu­n” diye sordu.
Müzeyyen Senar asked me why I wasn’t singing despite my beautiful voice.
Müzeyyen abla o gün bana “evladım bu kadar güzel sesin var neden solistlik yapmıyorsu­n” diye sordu. Müzeyyen Senar asked me why I wasn’t singing despite my beautiful voice.
 ??  ?? Mustafa Keser
Erdim Dilek
Mustafa Keser Erdim Dilek
 ??  ?? Şarkı söylemek “melodi eşliğinde sohbet etmek” demektir. Sahnede sizi izleyen insanlar müziğinize iştirak edemiyorla­rsa istediğini­z kadar iyi sanatçı olun arkanızdan sadece “iyi okudu” derler.
Singing is having conversati­on under the surveillan­ce of melody. in, you can be the best singer in the world but they will just say “Yes he sang well” and nothing more.
Şarkı söylemek “melodi eşliğinde sohbet etmek” demektir. Sahnede sizi izleyen insanlar müziğinize iştirak edemiyorla­rsa istediğini­z kadar iyi sanatçı olun arkanızdan sadece “iyi okudu” derler. Singing is having conversati­on under the surveillan­ce of melody. in, you can be the best singer in the world but they will just say “Yes he sang well” and nothing more.
 ??  ?? Gençler neden klasik şarkılarım­ızı dinlemiyor? Anlatırsan dinlerler… Why youngsters do not listen to our classical songs? If you narrate to them, they will listen…
Gençler neden klasik şarkılarım­ızı dinlemiyor? Anlatırsan dinlerler… Why youngsters do not listen to our classical songs? If you narrate to them, they will listen…
 ??  ?? Sazendeler bana sorarlarla­r, “hocam nasıl çalalım” diye? “Oğlum ağzıma bakın, ben nasıl okuyorsam siz de öyle çalın” derim.
Saz players ask me how to play. I tell them they must look at my mouth. “You will play the way I sing” I say.
Sazendeler bana sorarlarla­r, “hocam nasıl çalalım” diye? “Oğlum ağzıma bakın, ben nasıl okuyorsam siz de öyle çalın” derim. Saz players ask me how to play. I tell them they must look at my mouth. “You will play the way I sing” I say.
 ??  ?? Başarı için ömürlerini­n bir bölümünü bedel olarak ödemeyenle­r, başarısızl­ığın bedelini bir ömür boyu öderler.
If someone is not willing to pay a price for success, then he will pay for his unsuccess throughout his life
Başarı için ömürlerini­n bir bölümünü bedel olarak ödemeyenle­r, başarısızl­ığın bedelini bir ömür boyu öderler. If someone is not willing to pay a price for success, then he will pay for his unsuccess throughout his life
 ??  ?? Mustafa Keser
Erdim Dilek
Mustafa Keser Erdim Dilek
 ??  ??
 ??  ?? Mehmet Şerif Sağıroğlu
Mustafa Keser
Erdim Dilek
Mehmet Şerif Sağıroğlu Mustafa Keser Erdim Dilek

Newspapers in English

Newspapers from Turkey