II. ABDÜLHAMID BU IŞI BIZDEN IYI BILIYORMUŞ

Marketing Türkiye - - BİLDİĞİN GİBİ DEĞİL -

ürkiye’nin kendisini uluslararası arenada gerektiği ölçüde ifade edememesi, 15 Temmuz hain darbe girişimi sürecinde daha da belirgin bir şekilde ortaya çıktı. Biz burada canımızla uğraşırken Batı basını, “Diktatör Erdoğan”, “Fake (sahte) darbe girişimi”, “Türkiye’de medyaya karşı antidemokratik uygulamalar” gibi başlıklarla işi darbeyi göz ardı ederek, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kendi etki ve yetki alanlarını genişletmek istediğini yazacak kadar ileri götürdü… Resmi tarih anlayışı içinde bize karalanarak aktarılmış olan, 30 yılı aşan sadareti sırasında bir karış vatan toprağının yitirilmediği, bugün hâlâ izlerine rastladığımız pek çok reform hareketini saltanatı sırasında hayata geçirmiş olduğunu ancak çok sonraları öğrenme fırsatı bulduğumuz II. Abdülhamid’in iletişim konusunda neler yaptığını da yeni yeni öğrenme fırsatı buluyoruz… Mabeyn kâtiplerinden Tahsin Paşa’nın notlarına göre, Sultan Hamid her sabah “Times”, “Temps”, “Kölnische Zeitung”, “Tribune”, “Standard” gibi İngilizce, Fransızca ve Almanca gazetelerin siyasî makalelerini günü gününe tercüme ettirip inceler, tepki verilmesi veya düzeltilmesi gereken haber ve yazıları işaretler ve bazı ünlü yerli ve yabancı yazarlara cevaplar yazdırarak o gazetelerde yayınlatırmış. Bunu Derin Tarih dergisi yayıncısı Mustafa Armağan’ın makalesinden öğreniyoruz… Bununla da yetinmeyen Abdülhamid, Avrupa gazetelerinin temsilcilerini saraya çağırır, onlara iltifatlar edip hediyeler takdim ettikten sonra, çıkan haberlerin düzeltilmesini rica edermiş. Aleyhteki propagandasına son vermek için bir ara İngiltere’nin ünlü “The Times” gazetesini satın almaya dahi kalkıştığı söylenirmiş Sultan’ın. Neden vazgeçtiği bilinmiyor… Gerek “Hazine-i Hassa” kayıtlarını inceleyenler, gerekse de çeşitli diğer araştırmaları inceleyenler Abdülhamid Han’ın “Osmanlıya hakaret” gerekçesiyle İtalya’da bir oyunu yasaklattığını ya da çok sayıda Batılı gazeteciyi Osmanlı aleyhine yapılan Batılı propaganda ve psikolojik harp oyunlarına alet olmamaları için bir anlamda maaşa bağlamış olduğunu tespit ediyorlar… Hani CIA’in “embedded” (iliştirilmiş) gazeteciler diye adlandırdığı, Türkiye’de kendine bağlı medya mensuplarını “yetiştirme” stratejisini, Sultan Abdülhamid, saltanatı döneminde bu sefer memleket çıkarları için ters istikamette uygulamış… Bugün yöntemler değişti. Ancak işin özü değişmedi. Yukarıdaki yöntemlerin iletişim bilimi çerçevesinde hayata geçirilme sisteminin adı artık Public Diplomacy… Türkiye’nin en büyük zaaf içinde olduğu alan… Ancak 2010 yılında Cumhurbaşkanı’nın emriyle koordinatörlük olarak kurulmuş. Oysa henüz ne bütçesi var ne de kadroları… ABD’nin sadece Pentagon içinde bu işe, yani ABD algısının dış ülkelerde yönetilmesi hususuna ve ABD yönetiminin tezlerinin ülke içinde kabulüne yönelik aksiyonlar için ayırdığı gizli ve açık rakamın yılda toplam 20 milyar doları bulduğu söyleniyor… Peki biz ne yapıyoruz? Konuyu, birbirimizi “Algı yönetimi yapıyor bunlar” diye suçlayarak, aşağılıyoruz. Günün birinde “Algı Yönetimine” gerçekten ihtiyaç duyduğumuzda da, çaresizlik içinde çırpınıp duruyoruz… “Bir musibet bin nasihatten evladır” misali 15 Temmuz bir iki kıpırtıya ve “Algı Yönetimine” ne kadar ihtiyacımız olduğuna dikkatlerimizi çekti… Ekonomi Bakanlığı'nın çalışmalarını izleyin… Belki oradan bir tecrübe çıkar. Enerjimizi, korku filmi gibi hazırlanmış, savaş davulları sesleriyle süslü, neye hizmet ettiği belli olmayan girişimler yerine, doğru yönlere teksif ederiz…

Newspapers in Turkish

Newspapers from Turkey

© PressReader. All rights reserved.