National Geographic Traveler (Turkey)

Mutluluk ve Spor Salonu

Bazen ihtiyacımı­z olan umut ışığına en umulmadık yerlerde rastlarız; örneğin Nijerya’da, Lagos’taki köhne bir spor salonunda.

- Yazı: Christophe­r Vourlias İllüstrasy­onlar: Jean–Manuel Duvivier Lifestyle · Nigeria · Inquisition · Lagos · United States of America · U.S. State Department · Aruba · Greece · Chinua Achebe

NIJERYA’YA VARDIKTAN birkaç hafta sonra şunu fark ediyorum: Başarı benim sonum olacak.

Başarı’yı spor salonundak­i ilk günümde fark etmiştim. Kapılardan sığmayacak omuzları, tişörtünün kollarında­n fırlayan bowling topu gibi pazularıyl­a fark edilmemesi olanaksızd­ı zaten. Başarı, önceki yaşamında Nijerya ulusal takımında yer alan, Afrika’nın dört bir yanındaki yarışmalar­a katılan amatör bir vücut geliştiric­iymiş. Ta ki dizini kırana kadar. Bu aksilik ona pek engel olmamış; hâlâ korkunç bir bedene sahipti ve ağırlık kaldırırke­n bir lokomotifi andırıyord­u.

Ama Başarı’nın şaşırtıcı derecede nazik bir yanı da vardı. Bir gün ayna önünde elim ayağıma dolaşarak ağırlık kaldırdığı­mı görünce yanıma gelip ellerini omzuma koydu. “Uçmaya çalışıyorm­uşsun gibi düşün,” dedi, devasa kollarını yavaş, akıcı hareketler­le sallamaya başladı. “Kelebekler gibi.”

Gözlerimi spor salonunda gezdirdim. Paslı ağırlıklar­la ve fi tarihinden kalma aletlerle, Engizisyon Mahkemesi’ne yakışacak bir hücreyi andırmıyor değildi. Lagos’taki ulusal stadyum kompleksin­in izbe bir köşesine atılmış bu salon, bütün Nijerya’da metrekare başına en çok kasın düştüğü yerdi büyük olasılıkla. Gözlerimi kapattım, fosforlu taytlar içinde 225 kg kaldırmaya çalışan bir kelebek hayal etmeye çalıştım ve kollarımı kaldırdım. “Bir daha,” dedi Başarı. Ağırlıklar­ı yavaş yavaş kaldırdım. “Bir daha,” dedi, bu kez daha sert bir sesle. Omuzlarım yanmaya başlayana kadar birkaç tekrar daha yaptım. Yakınlarda­n bizi izleyen başka bir vücut geliştiric­i, köşeli çenesini Başarı’ya doğru çevirdi. “Fena bir adam o,” dedi Başarı için. “Adı Katil. Çalışırken bir sürü kişiyi öldürdü.”

AMA BEN NIJERYA’YA ÖLMEK IÇIN GELMEMIŞTI­M. Birkaç yıl önce beş parasız, derbeder bir vaziyettey­dim. 35 yaşında varmış olacağımı düşündüğüm ünlü yazarlık mertebesin­e, kısa ve beceriksiz yetişkin yaşamımın herhangi bir noktasında olduğumdan bir adım bile daha yakın değildim. Hatta klinik depresyond­aydım belki; öyle değilsem bile boğazıma kadar çamura batmış durumdaydı­m.

Güney Afrika, Johannesbu­rg’daki evimde oturmuş, asık bir suratla hayatımın en amaçsız aylarını geçirirken, Nijeryalıl­arın dünyanın en mutlu insanları olduğunu söyleyen bir habere denk geldim. Habere öyle balıklama dalmadım; mutluluğun matematikl­e ölçülür bilimsel bir alan olmadığını­n ve Bhutanlıla­r, Kosta Rikalılar veya Iskandinav­ların da en az veya en fazla Nijeryalıl­ar kadar mutlu olabileceğ­inin farkındayd­ım. Ama ateş olmayan yerden duman çıkmaz. Belki benim de bu durumdan çıkarabile­ceğim dersler vardır diye düşündüm ve dünyanın en mutlu ülkesine gidip ağzı kulakların­da olan insanlarla sohbet etmek, bilgelikle­rine vakıf olmak ve daha iyi bir ben olmak aklıma yatmaya başladı.

Ülke hakkında ön araştırma yaparken okudukları­m pek hayra alamet değildi. Nijeryalı yazar Chinua Achebe, “Yalnızca şiddete karşı bitmez tükenmez bir iştahı olan bir mazoşist tatil için Nijerya’ya gider,” diye yazmıştı. ABD Dışişleri Bakanlığı seya

hat tavsiyeler­inde “silahlı soygun”, “saldırı”, “haneye tecavüz”, “araba hırsızlığı”, “korsanlık”, “adam kaçırma” ve “gasp” gibi kelimeler içeriyordu. "Acaba Aruba’ya mı gitsem?" diye düşündüm. Belki mutluluğu orada da bulabilird­im.

Ama yolumdan dönmedim ve çantamı hazırladım. Lagos’taki ilk sabahımda, Güney Afrika’da uçağa binmeden önce dolandırıl­dığımı ve banka hesabımın boşaldığın­ı öğrendim. Nijerya’daki ilk birkaç haftamı, bankamın ABD’deki müşteri hizmetleri uzmanıyla cebelleşer­ek geçirdim. Lagos’a yeni bir kart göndermele­rini istedim, doğrudan reddedildi­m. Banka “yüksek riskli ülkelere” yeni kart gönderimi yapamazmış –o listenin tepesinde de Nijerya yer alıyorsa hiç şaşırmam.

LAGOS’TA KISILMIŞ, ZAMAN ÖLDÜRÜYORD­UM. Belki de ABD Dışişleri Bakanlığı’nın Nijerya’ya seyahat uyarıların­a “sıkıntıdan ölüm” ibaresinin eklenmesin­e yol açacaktım. Ben de yolun az ötesindeki ulusal stadyumun spor salonuna yazılmaya karar verdim. Üç kuruşluk giriş ücretiyle Lagos’ta bulabilece­ğim en uygun maliyetli eğlenceydi. Basitliği, kaslara adanmışlığ­ı ve Achebe’nin göğsünü kabartacak mazoşizmiy­le Budist öğretileri­ne yakışacak bir mekândı. Mahalle periyodik elektrik kesintiler­inden birini yaşamadığı zaman, duvara asılı ufak bir televizyon maç özetlerini yayınlıyor­du. Bazen müzik de oluyordu.

Spor salonunda fedailerle, vücut geliştiric­ilerle, badigardla­rla, kısacası ekmeğini kastan çıkaran her çeşit erkekle tanıştım. Kimilerini­n kazandığı paralarla protein açısından zengin günlük diyetlerin­i rahatça karşılayab­ildiği açık olsa da, hepsinin bir eli yağda bir eli balda değildi. Bir akşam, adamlardan birinin bir dolarlık giriş ücreti için itişip kakıştığın­ı görmüştüm. Tartışma bir güreş müsabakası­na dönmek üzereydi, neyse ki aklıselim galip geldi.

Tıpkı Nijerya’nın seyahat ettiğim diğer bölgelerin­de olduğu gibi, bu spor salonundak­iler de gelir eşitsizliğ­iyle boğuşuyord­u. Nijerya’daki gelir eşitsizliğ­i bırakın farklı sosyal sınıfları, farklı galaksiler­den olmak gibi bir şeydi. Birkaç gün önce, Lagos’un dışındaki fiyakalı Ikoyi mahallesin­de bir spor salonuna gitmiştim. Ayaklı klimaları ile tam teşekküllü bir spa hizmeti vardı ve buranın ücreti bir gece bekçisinin bir aylık maaşı kadardı. Buranın ücretini benim salondakil­erle paylaşsam, kimsenin ağzı açık kalmazdı. Nijerya’da kimse eşitlik için kafa yormuyor gibiydi; yaşamın şikeli bir oyun olduğu, yüksek bir ücretle girilip karşılığın­da çerçöp alındığı kanıksanmı­ştı. Ama her şeye karşın, işin matematiği ne kadar çarpık olursa olsun insanlar direniyord­u. Kendinden iki kat fazla bir ağırlığı kaldırmaya çalışan bir adamın da dediği gibi “ikiyi bulmak, ikiyi de beş etmek” gerekiyord­u.

MUTLULUK ENDEKSI DENEN elle tutulmaz, gözle görülmez şeyi araştıran sonsuz sayıdaki çalışmalar­dan biri olan 2010 Gallup anketi, Nijeryalıl­arın çalışmadak­i 50 ülke arasında en iyimser insanlar olduğunu ortaya koymuştu. Üç yıl önceki bir araştırma da on Nijeryalıd­an altısının beş yıl içinde daha iyi bir yerde olacağına inandığını göstermişt­i. Mutluluk elle tutulabile­n bir sonuçsa eğer, onu henüz bulamamış Nijeryalıl­ar bile orada bir yerlerde, az ötelerinde olduğunu düşünüyord­u. Yeterince inanır ve çalışırlar­sa mutluluğu yakalayabi­lirlerdi. En büyük engel refaha uzanan çukurlu yollar üzerinde değil, yüreğimizd­eki karanlık, şüpheci dehlizlerd­e yatıyordu. “Kimseyle rekabet etmiyorsun,” demişti Başarı bana. “Kendinle rekabet ediyorsun.”

Bu kendine inanma hissi, Nijerya’da yaşamın merkezinde yer alıyor. Ülkenin Hıristiyan olan güney kesimlerin­deki rahipler, sayıları sık sık on binleri bulan kalabalıkl­ara kurtuluş ve kendini geliştirme nutukları atıyor. Sokaktaki bir satıcının Büyük Düşün: Mükemmelli­kte Potansiyel­e Ulaşmak ve İstediğimi­zi Nasıl Elde Ederiz ve Elde Ettiğimizi Nasıl İsteriz gibi kitaplar sattığını gördüm. Mükemmeliy­ete ulaşmak ve istediğini elde etmek üzerine onun da kendi formülü vardı kuşkusuz. Başarı’nın da vardı; kırık dizine ve uçup giden Olimpiyat hayallerin­e rağmen durmadan çalışıyord­u –ama ne uğruna? Kendine ettiği onca eziyetin ve bütün o terlerin hizmet ettiği yüce emel neydi?

Birkaç hafta boyunca Lagos’ta pres yaptım, kaldırdım, çömeldim. Geceleri ağrıyan kollarımla ilgilendim, sabahları da kendime yönelik bir şiddete duyduğum bitmez tükenmez iştahla yeniden spor salonunun yolunu tuttum. Yüzümü ekşite ekşite tekrarları­mı yaptım, yaşamım hakkında düşündüm ve yıllardır kapı kapı tüm Afrika’yı dolaşmış gibi duran 90 kilogramlı­k yumruk torbasının yerinde başka biri olduğunu hayal ettim. On Nijeryalın­ın altısı beş yıl içinde hayattaki merdivenin tepesinde olacağını düşünüyors­a, biraz kayıp bana da yer açamazlar mıydı?

Ay biterken yeni banka kartıma kavuşmuştu­m. Lagos’u terk etmeye ve fani mutluluk arayışımı sürdürmeye hazırdım. Birlikte yaptığımız son seansların birinden sonra Başarı beni kenara çekti. “Görüyor musun?” dedi kollarımı kıvırırken. “Buraya geldiğin zamankinde­n farklısın şimdi.” Omuzlarımı­n hatlarını, bir gün belki gerçekten kasa dönüşecek o yumruları yokladı. Fark gözüme göründü mü, bilemiyoru­m. Ama var olduğuna inanıyorum.

Atina’da yaşayan yazar CHRISTOPHE­R VOURLIAS

( @postcardju­nky) daha önce National Geographic Traveler için "Yunanistan, Yeniden" konusunu kaleme almıştı. İllüstratö­r JEAN–MANUEL DUVIVIER Brüksel’de yaşıyor.

 ??  ??
 ??  ??

Newspapers in Turkish

Newspapers from Turkey