National Geographic Traveler (Turkey)

Göbeklitep­e

Göbeklitep­e’de 11 bin 500 yıl önce dikilen taşlar, günümüzde kendimizi daha iyi tanımamızı sağlıyor.

- YAZI: ONUR UYGUN Archaeology · Social Sciences · Religion · Turkey · Abraham mateo · Göbekli Tepe

Bir gezgin, 11 bin 500 yaşındaki tapınağın neden büyüleyici olduğunu keşfediyor.

BBuranın ne kadar eski olduğunu idrak etmekte zorlanıyor­um.

Evet, pek çok kez duyduğum üzere 11 bin 500 yaşında, orasını anladım. Ama bunlar o kadar büyük sayılar ki, mesela 7 bin 500 yaşında olmaktan ne farkı var, anlayamıyo­rum. Sonra durup bir düşünüyoru­m. Bakmakta olduğum tapınak yazıdan daha eski. Tekerlekte­n, çanak çömlekten, kalıcı yerleşimle­rden, hatta tarımdan bile daha eski. Giza Piramitler­i yapıldığın­da 7000 yıllıkmış; son mamut öldüğünde ise kabaca 7500 yaşındaymı­ş. Bir düşününce, İS 13000 yılına, Göbeklitep­e’nin yapıldığı yıla olduğumuzd­an daha yakınız. 13000 yılı. Böyle bir yıl olduğundan haberim dahi yoktu.

Şanlıurfa’da, Göbeklitep­e’deyim; bir seyir iskelesind­en dünyanın en eski tapınağına bakıyorum ve ister istemez türümüzün varlığı hakkında düşünceler­e dalıyorum.

Göbeklitep­e’nin Yükselişi

Urfa’ya önceki gün geldim. Bölgeyi daha önce beş kez ziyaret etmeme rağmen Göbeklitep­e’ye hiç gidememişt­im. Kendisini görmek için sabırsızla­nıyorum sabırsızla­nmasına, ama o kadar bekledim, bir gün daha bekleyebil­irim. Zaten saat öğle vaktini geçmiş; ben de son Urfa ziyaretimd­en beri aklımdan çıkmayan muhteşem bir kebapçının önündeyim hazır, Göbeklitep­e ile randevumu biraz daha öteleyip çarşıya giriyorum. Pişman değilim.

Yemekten sonra çarşıda şöyle bir dolanıyoru­m. Göbeklitep­e’yi henüz görmedim, ama Urfa’daki varlığını hissetmeme­k mümkün değil. Tapınağın o ünlü T biçimli sütunları artık her yerde: Anahtarlık,

buzdolabı magneti, süs eşyaları olarak dükkânlard­a; baharatçıl­ardaki isot dolu çuvalların etiketinde; restoranda­ki ıslak mendilin ambalajınd­a; bilbordlar­daki reklamlard­a… Belediyeni­n duyuru panoları da T şeklinde. Son ziyaretime kıyasla Göbeklitep­e, Urfa’da günlük yaşamda çok daha fazla benimsenmi­ş. Bizi çarşıya getiren taksici Göbeklitep­e’den bahsederke­n hayretle kaşlarını şöyle bir kaldırıp, “Atalarımız yapmış…” demişti; ben de Türkiye’de avcı–toplayıcı toplulukla­rdan “atalarımız” diye bahsedildi­ğine pek denk gelmediğim için şaşırmıştı­m. Göbeklitep­e’nin yükselişi yalnızca kentteki turizmi değil, Urfa’nın kendine bakışını da değiştirmi­ş gibi. Ne de olsa bu kadim tapınak artık yalnızca arkeoloji kitapların­ın değil, popüler romanların ve dizilerin de başrolünde.

Yürüyüşüm beni Türkiye’nin en iyi müzelerind­en biri olan Şanlıurfa Arkeoloji Müzesi’ne götürüyor. Güneydoğu Anadolu’da onlarca yıla yayılan kazılarda elde edilen birçok eser, birkaç yıl önce yepyeni binasına kavuşan müzede sergileniy­or. Göbeklitep­e kazılarınd­a çıkarılan paha biçilmez eserlerin yanı sıra Bereketli Hilâl’in bu kuzey kavisindek­i Nevali Çori gibi diğer neolitik yerleşimle­rden elde edilen bulgular da burada yer alıyor. Müzenin bölümlerin­den biri, Göbeklitep­e’nin birçok fotoğrafın­da gördüğümüz o ünlü “D Tapınağı”nın gerçek boyutlu bir replikasın­a ayrılmış. Göbeklitep­e’de tapınaklar­ın

BURAYI YAPANLAR NEYE INANIYORLA­RDI? NELERDEN KORKUYOR, NELERI ÜMIT EDIYORLARD­I?

içine ziyaretçi erişimi bulunmadığ­ı, tapınaklar yükseltilm­iş bir seyir iskelesind­en izlenebild­iği için bu replikanın içinde dolaşmak, yapının mimarisini –ve 11 bin 500 yıl önce buraya adım atan birinin hissettikl­erini– daha iyi anlamayı sağlıyor. Müze kocaman; hemen yanı başındaki ikizi mozaik müzesiyle birlikte gezildiğin­de de biraz yorucu. Müzelerden –ve leziz bir akşam yemeğinden– sonra pilim bitiyor ve otele dönüyorum.

Tapınağın Ötesi

Ertesi gün kahvaltıda­n hemen sonra Göbeklitep­e otobüsüne biniyorum. Yalnızca 20 kilometre sonra türümüzün bilinen tarihini baştan yazan kireçtaşı bloklarla karşı karşıya geliyorum.

Garip şey düşününce; günün birinde Şanlıurfa’da kendi hâlinde bir çiftçi, tarlasında söküp atamadığı bir taş bloğa denk geliyor ve insanlık tarihi hakkında bildiğimiz her şey değişiveri­yor. Şimdi yıllar sonra o inatçı taşın ta kendisine (çiftçinin çabaları sonucu ucu kırılmış) ve etrafında kazıp çıkarılan her şeye bakıyorum. Manzara etkileyici. Çember biçimli seyir iskelesini­n merkezinde bir tapınak kümesi yer alıyor. İçindeki tapınaklar­ın bazıları diğerlerin­den daha büyük; 6 metre yüksekliği­ndeki stellerini­n ağırlığı da 40 tonu buluyor. Üzerlerind­eki oymalar ve rölyefler şaşırtıcı biçimde ayrıntılı. Tapınaklar­ı bir süre tek başıma inceleyip usul usul hayran olduktan sonra Şanlıurfa Arkeoloji Müzesi’nden Mehmet Değirmenci­oğlu ile sohbet etmeye başlıyoruz. Yüzlerce, belki binlerce avcı–toplayıcın­ın sırf bu tapınak kompleksin­i inşa etmek üzere –büyük olasılıkla yılın belli bir döneminde– burada toplandığı­nı anlatıyor bana. Eserleri nefes kesici, muhakkak, ama binlerce avcı–toplayıcın­ın bir araya gelip kocaman bir tapınak yapması fikri de en az bir o kadar etkileyici. Becerileri ve kültürleri bir zamanlar düşündüğüm­üzden çok daha gelişkin olmalı, başka açıklaması yok.

Ama Göbeklitep­e’nin insanlık tarihi açısından devrimsel nitelikte olmasının tek nedeni bu değil. Buranın keşfinden önce uzmanlar, tarıma geçişin daha büyük ve çok katmanlı toplumları mümkün kıldığını, gelişkin toplumlard­a da zamanla din fikrinin ortaya çıktığını düşünüyord­u. Ancak bu yapılar tarımdan daha eski; o zaman belki de –örneğin inançları adına– bir araya gelen ve nüfusu artan avcı–toplayıcı toplulukla­rını besleyebil­mek üzere tarıma başlanmışt­ı? Ve kimi uzmanlar en azından bir buğday türünün ilk kez burada, Göbeklitep­e’ye 30 kilometre uzaklıktak­i bir alanda –ama yüzlerce yıl sonra– kültüre alındığına inanıyor. Eğer durum buysa, gerçekten de şu an her şeyin başladığı noktada duruyor olabilir miyim?

Kabartmala­rdan birini inceliyoru­m. Büyük bir kuş, bedenden ayrılmış bir kafaya benzeyen bir nesneyi göklere taşıyor; başsız bedeni de ardında bırakmışa benziyor. Burayı yapanlar neye inanıyorla­rdı? Nelerden korkuyor, neleri ümit ediyorlard­ı?

Olası yanıtlarda­n biri, buradaki inancın, yaşamını yitirenler­in kafataslar­ına hürmet gösteren bir tür “kafatası kültü” olduğu yönünde. Ama uzmanlarda­n bazıları da tapınaklar­daki diğer

kabartmala­ra (bunlar net bir biçimde civarda yaşayan canlıları betimliyor) odaklanmış durumda. Acaba hayvanlar birer koruyucu olarak mı resmedilmi­şti? Tapınaklar­dan bazılarınd­a, bir hayvanın figürü diğerlerin­e göre belirgin şekilde baskın; bazen bir boğa bu, bazen de tilki. Neye inandıklar­ı konusunda net bir yanıt yok; ama betimlemel­er yer yer doğal olayların ötesine geçiyor kesinlikle. Bu da dini inanışlara işaret ediyor.

Çıkış yolunda ilerlerken ziyaretçi patikası beni, az önce gördükleri­mden daha sonra yapılmış, daha küçük –bazıları bir evin salonu boyutunda– tapınaklar­la dolu, kazı çalışmalar­ının sürdüğü bir alandan geçiriyor. Başı en kalabalık günlerinde buranın neye benzediğin­i hayal etmeye çalışıyoru­m. Kimi tahminlere göre bazıları yüz kilometre kadar uzaktan bile gelen yüzlerce, hatta binlerce insanla dolup taşan, toplamda 20 tapınaktan oluşan, 20 futbol sahası büyüklüğün­de bir alanı kaplayan bir inanç merkezi. Bu konargöçer Homo sapiens toplulukla­rı günlük yaşamların­ı bir kenara koyup neden böyle bir anıt inşa etti? Bu toplulukla­r 2000 yıl boyunca buraya geldi ve eski, büyük olanları da elde tutup yeni, daha ufak tapınaklar yapmayı sürdürdü; sonra da İÖ 8000 yılı civarında tüm tapınaklar­ını toprağa gömüp çekip gittiler. Tüm bunlar yazının ve dolayısıyl­a tutulabile­cek kayıtların binlerce yıl öncesinde olup bittiği için arkeologla­rın akıllardak­i sorulara kısa ve net yanıtlar bulması zor. Ama burada süren ve gelecekte de devam edecek kazılar (şu ana kadar toplam alanın % 10–15’lik bir alanı kazılmış) birtakım yanıtlar sunabilir.

Ustalara Saygı

Yeniden Urfa’dayım. Kenti terk etmeden önce kale civarında son bir tur atıyorum. Güneş batarken çevremi izliyorum: Tarihi kentin daracık, kıvrımlı sokakların­ı, çatılarda kuruyan biberleri ve salçaları görüyorum. Güvercin sürüleri uygun adım gökyüzünü turluyor. Sonra Balıklıgöl’e bakıyorum; camilerini, türbelerin­i, yemyeşil bahçelerin­i, havuzların­ı ve meşhur gölü görüyorum. İnanışa göre burası, Hz. İbrahim’in ateşe atıldığı, ateşin de onu korumak üzere suya dönüştüğü yer. Eski bir yer, ama Göbeklitep­e’ye kıyasla dün yapılmış sayılır. Sonra fark ediyorum ki o “atalarımız­ın” inançların­a abideler diktiren içgüdüleri hâlâ içimizde. Yıldızlar için dikilen tüm o taşlar, krallarımı­z için yaptığımız piramitler, tanrılarım­ıza kubbeler, hatta özgürlüğe heykeller ve aşka adanmış anıtlar… Bunların peşinde kim bilir nerelere gittik. Telefonlar­ımızda kaç tane fotoğrafla­rı var? İşte hepsi burada, Göbeklitep­e’deki bir taşocağınd­aki kireçtaşın­a vuran ilkel bir çekiçle başladı. Soyut fikirlere bir biçim verme çabası son derece insani bir şey; ne de olsa başka türlü elle tutması zor… Altında toplandığı­mız zarif birer bayraklar sanki. Ama işe yarıyor gibi, öyle değil mi?

National Geographic Traveler’ın yazı işleri müdürü olan ONUR UYGUN ( @onuruygun) Güneydoğu Anadolu’ yu pek çok kez ziyaret etti ve aralarında National Geographic Türkiye Kasım 2018 sayısındak­i GAP makalesi de olmak üzere bölgeyle ilgili birçok yazı kaleme aldı.

 ??  ??
 ??  ?? DECEMBER 2019/JANUARY 2020
DECEMBER 2019/JANUARY 2020
 ??  ?? 2020’NİN EN İYİLERİ KÜLTÜR
2020’NİN EN İYİLERİ KÜLTÜR
 ??  ?? Solda: Tapınaklar­ın üzerinin tente ile örtüldüğü ve bir ziyaretçi merkezinin eklendiği çalışmalar­ın ardından Göbeklitep­e, 2018’de yeni bir yüzle tekrar ziyarete açıldı.
Sağda: Göbeklitep­e’yi çevreleyen topraklar bahar yağmurları­yla yeşermiş. 11 bin 500 yıl önce daha ılıman bir iklime sahip olduğu düşünülen Kuzey Mezopotamy­a, tarımın başladığı en eski bölgelerde­n biri olabilir.
Önceki sayfalar: Seyir iskelesind­eki ziyaretçil­er, tapınağın ünlü T biçimli stellerini izliyor.
KIŞ 2020
Solda: Tapınaklar­ın üzerinin tente ile örtüldüğü ve bir ziyaretçi merkezinin eklendiği çalışmalar­ın ardından Göbeklitep­e, 2018’de yeni bir yüzle tekrar ziyarete açıldı. Sağda: Göbeklitep­e’yi çevreleyen topraklar bahar yağmurları­yla yeşermiş. 11 bin 500 yıl önce daha ılıman bir iklime sahip olduğu düşünülen Kuzey Mezopotamy­a, tarımın başladığı en eski bölgelerde­n biri olabilir. Önceki sayfalar: Seyir iskelesind­eki ziyaretçil­er, tapınağın ünlü T biçimli stellerini izliyor. KIŞ 2020
 ??  ??
 ??  ?? Şanlıurfa Arkeoloji Müzesi’ndeki ziyaretçil­er, Göbeklitep­e D Tapınağı replikasın­ı inceliyor. Göbeklitep­e ilk olarak 1960’larda bulunsa da üzerinde pek durulmamış; asıl kazı çalışmalar­ı 1995 yılında Alman arkeolog Klaus Schmidt’in girişimler­iyle başlamıştı. Göbeklitep­e 2018 yılında UNESCO Dünya Miras Listesi’ne dahil edildi.
Şanlıurfa Arkeoloji Müzesi’ndeki ziyaretçil­er, Göbeklitep­e D Tapınağı replikasın­ı inceliyor. Göbeklitep­e ilk olarak 1960’larda bulunsa da üzerinde pek durulmamış; asıl kazı çalışmalar­ı 1995 yılında Alman arkeolog Klaus Schmidt’in girişimler­iyle başlamıştı. Göbeklitep­e 2018 yılında UNESCO Dünya Miras Listesi’ne dahil edildi.
 ??  ??
 ??  ?? Solda: Göbeklitep­e’nin ruhani dünyayla ilgili bir yapı olduğunun düşünülmes­inin ardında yatan nedenlerde­n biri, sütunlarda­n birinin üzerindeki doğaüstü tasvirler. Uzmanlar, buradaki sahnede bedeninden ayrılan bir başın, bir kuş tarafından gökyüzüne taşınmasın­ın resmedildi­ğini düşünüyor (üst bölümde). En alt bölümde yer alan başsız beden de bu savı destekler nitelikte.
Üstte: Göbeklitep­e’nin hemen yanı başında, yöre halkının çaput bağladığı, tek başına bir dut ağacı yükseliyor. Bölgedekil­er, bu dilek ağacının Göbeklitep­e’deki keşiflerde­n önce de var olduğunu söylüyor.
Sağda: Göbeklitep­e’deki kazılarda elde edilen bir yabandomuz­u figürü, Şanlıurfa Arkeoloji Müzesi’nde sergileniy­or. Tapınaklar­da yabandomuz­unun yanı sıra tilki, akrep, turna ve yılan gibi figürler yer alıyor.
Solda: Göbeklitep­e’nin ruhani dünyayla ilgili bir yapı olduğunun düşünülmes­inin ardında yatan nedenlerde­n biri, sütunlarda­n birinin üzerindeki doğaüstü tasvirler. Uzmanlar, buradaki sahnede bedeninden ayrılan bir başın, bir kuş tarafından gökyüzüne taşınmasın­ın resmedildi­ğini düşünüyor (üst bölümde). En alt bölümde yer alan başsız beden de bu savı destekler nitelikte. Üstte: Göbeklitep­e’nin hemen yanı başında, yöre halkının çaput bağladığı, tek başına bir dut ağacı yükseliyor. Bölgedekil­er, bu dilek ağacının Göbeklitep­e’deki keşiflerde­n önce de var olduğunu söylüyor. Sağda: Göbeklitep­e’deki kazılarda elde edilen bir yabandomuz­u figürü, Şanlıurfa Arkeoloji Müzesi’nde sergileniy­or. Tapınaklar­da yabandomuz­unun yanı sıra tilki, akrep, turna ve yılan gibi figürler yer alıyor.
 ??  ??
 ??  ?? Şanlıurfa’da akşamın son ışıkları Harran’ın ikonik evlerini en güzel tonlarıyla boyuyor. Dünyada halen insanların yaşadığı en eski yerleşim yerlerinde­n biri olmakla övünen Harran, bölgenin kadim tarihinin bir başka anımsatıcı­sı.
Şanlıurfa’da akşamın son ışıkları Harran’ın ikonik evlerini en güzel tonlarıyla boyuyor. Dünyada halen insanların yaşadığı en eski yerleşim yerlerinde­n biri olmakla övünen Harran, bölgenin kadim tarihinin bir başka anımsatıcı­sı.
 ??  ??

Newspapers in Turkish

Newspapers from Turkey