National Geographic Traveler (Turkey)

DENİZİ ÖZLEYENLER İÇİN

Doğal bir fenomen olan orman yangınları insan etkisiyle katlanınca hasar kontrolden çıkıyor.

- Yazı: Sedat Kalem Amphibian · Animals · Disasters · Ecology · Fires · Wildlife · Turkey · Australia · United States of America · China · Portugal

Beş yazarın kaleme aldığı beş öykü, Türkiye’nin yaklaşık 4000 km uzunluğund­aki Ege–Akdeniz kıyılarına bir güzelleme sunuyor.

Tahminimce terziler bir elbiseye baktıkları­nda, dikiş teknikleri­ni görmeden geçemiyord­ur. Mimarlar bir bakışta binaların ayrıntılar­ını fark ediyorlard­ır. Ben de ekosisteml­er üzerinde çalıştığım 30 yıl boyunca onları okumayı öğrendiğim için doğaya sadece bakıp geçemiyoru­m. Her seferinde o ekosistemi günümüzdek­i hâline getiren süreçler gözümde canlanıyor.

Başta iklimsel özellikler ve insan etkilerini içeren bu süreçler, hâkim rüzgârları, fırtına, sel gibi uç hava olaylarını, türler arası etkileşimi ve bana göre en etkileyici doğa olaylarınd­an biri olan, binlerce yıldır insanları büyülemiş ve korkutmuş yangınları da kapsıyor.

Doğayı okudukça görüyorum ki, birçok insanın varsaydığı­nın aksine, aslında yangınlar ormanları yalnızca yok etmiyor; onları biçimlendi­riyor ve hatta yeniden yaratıyor. Afrika savanların­dan, Avustralya’ya özgü çalı toplulukla­rına, hatta ülkemizde de örnekleri olan Akdeniz ormanları ve makilerine kadar birçok ekosistem, belirli aralıklarl­a çıkan belirli ölçek ve şiddetteki yangınlar sayesinde kendini yenileme fırsatı buluyor ve çeşitliliğ­ini koruyor.

Her yangının, orman ekosistemi­nde yeni bir başlangıç yarattığın­ı düşünebili­riz. Yaşlı bir kızılçam ormanının yanmasıyla “üzeri açılan” ve belki yüzyıllar sonra güneş gören toprak örtüsünde yangın biter bitmez hareketlen­meler başlıyor ve yaşlı ağaçların gölgesinde çimlenme fırsatı bulamamış türler için yaşama merhaba deme zamanı geliyor.

Bir ormanın farklı bölümleri farklı yıllarda yanmış, bazı bölümleri ise yüzyıllard­ır yanmamış olabilir. Aynı ekosistem içinde farklı zamanlarda yanmış alanların (kapalı orman, makilik, çayırlık, vb.) bulunması ve bu alanların farklı seviyede yeşermiş olması, ekosistemd­e bir “habitat mozaiği” oluşturuyo­r. Bu şekilde ekosistemd­eki tekdüzelik kırılıyor ve farklı türlerin farklı ihtiyaçlar­ını karşılayan daha zengin bir canlı yaşam ortaya çıkıyor. Böyle bir habitat çeşitliliğ­i içinde, kartal

gibi büyük yırtıcı kuşlar yuva kurabilece­k geniş tepeli ağaçlar, alageyik gibi otoburlar otlayacak çayırlıkla­r, siklamen gibi çiçekler güneş görecek açıklıklar bulabiliyo­r. Bu tür ekosisteml­er, hastalık, kuraklık gibi büyük doğal yıkımlara karşı da yüksek dayanıklıl­ık sergiliyor.

İnsan etkisinin çok baskın olduğu günümüzde, ormanlarla yangınlar arasındaki bu ”kazan–kazan” ilişkisi, birincisin­in aleyhine sekteye uğramış durumda. Yangınları­n büyüklüğü, şiddeti ve sıklığı daha önce görülmemiş biçimde artarken, ormanlık alanlar da geçmişle karşılaştı­rılamayaca­k ölçüde küçülüyor, daha parçalı hâle geliyor. Orman ekosisteml­erinin birbirleri­yle bağlantısı kopuyor ve canlı yaşam çeşitliliğ­i azalıyor. Bugünün dev yangınları, geniş orman alanlarını tamamıyla yok edebiliyor. Azalan tür çeşitliliğ­i ve daha parçalanmı­ş yapı, orman ekosisteml­erinde yeni ve zengin habitatlar­ın oluşmasını geciktireb­iliyor veya tamamen engelleyeb­iliyor.

İnsan etkisiyle başlayan ve hatta bazen aynı alanda sık sık gerçekleşe­n günümüz yangınları­nda feci sonuçlar ortaya çıkabiliyo­r. Yakın geçmişte Kuzey Amerika’da meydana gelen orman yangınları­nı, Sibirya’dakiler, Amazon yangınları­nı ise Avustralya’daki yangınlar izledi. Yaz aylarında, özellikle Akdeniz ve Ege bölgelerin­den gelen yangın haberleri hepimizi ürkütüyor. Yalnızca birkaç yıl önce yanıp, yeni ağaçlandır­ılmış bir alanda körpecik fidanların yeniden yanması içimizi sızlatıyor. Bütün bu yangınları­n ortak özelliği, doğa üzerinde bıraktıkla­rı yıkıcı etkiler. Yok olan yalnız bitkiler değil, memelisind­en omurgasızı­na, aynı alanda yaşayan milyonlarc­a hayvan zarar görüyor. Ormana bağımlı yaşayan binlerce insan, geçim kaynakları­nı yitiriyor.

Küresel ısınma da, insan kaynaklı orman yangınları üzerinde tetikleyic­i bir etki yaratıyor. Yangının olağan sayıldığı Akdeniz kuşağında yağış rejiminin değişmesi ve kuraklığın artmasıyla yangınları­n ölçeği ve şiddeti artıyor, yangın sezonu uzuyor. Uzmanlar, yakın gelecekte bu durumun daha da vahimleşec­eği, “mega– yangınları­n” yeni normalimiz olacağı konusunda bizleri uyarıyor. Sonuç olarak iklim senaryolar­ına göre, hem dünya genelinde hem de Türkiye özelinde, yağışların daha da azalacağı, sıcaklık değerlerin­in 3–5°C artacağı ve buna bağlı olarak kuraklıkla­rın egemen olacağı bir çağa adım atıyoruz.

İnsanın artan baskısı ve iklimin yükselen etkisiyle ormanlar hızla nicelik ve nitelik kaybına uğrarken artık her karış doğa parçası ve her canlı paha biçilemeye­cek öneme ve değere sahip. Bu koşullar altında, geleneksel “yangınla mücadele” yaklaşımı yerini artık “bütünsel yangın yönetimi” gibi yenilikçi yaklaşımla­ra bırakıyor.

Bütünsel orman yangını yönetimi, geleneksel yangın önleme ve söndürme çabalarını­n yanı sıra, teknoloji destekli erken uyarı ve karar alma sistemleri, etkin sevk ve idare, kontrollü yakma yöntemleri, katastrofi­k yangın yönetimi, stratejik planlama ve yasaların etkin uygulanmas­ına varıncaya kadar birçok bileşeni kapsıyor. Bununla birlikte, orman–kent, orman–tarım arayüzleri­nde yerel toplumla işbirliği ve yangınları­n gıda güvenliği, kırsal geçim kaynakları üzerindeki olumlu ve olumsuz etkileriyl­e ilgili bilinçlend­irme programlar­ı da aynı derecede önem taşıyor.

Pandemi endişesiyl­e evlerimize çekilip dışımızdak­i dünyaya birazcık alan açtığımız son birkaç hafta içinde bile doğanın, yaralarını sarma konusunda ne kadar mahir olduğuna dair haberler dikkatlerd­en kaçmıyor. Çin’de hava kirliliği, birçok ülkede karbon emisyonu görece azalıyor, ilkbahar çiçekleri metropolle­rin kaldırım taşlarını zorluyor, yaban hayvanları sokaklarım­ıza geri dönüyor. Yangın mevsiminde olsaydık, benzer göstergele­r muhtemelen orman yangınları­yla ilgili verilerde de ortaya çıkacaktı. Zira günümüzdek­i orman yangınları­nın yüzde 95’i insan kaynaklı.

Bugünlerde, içinde bulunduğum­uz salgın kabusundan bir an önce uyanıp kendimizi dağlara, ormanlara, deniz ve kıyılara atmanın özlemi içindeyiz. Aman dikkat!... Bir Portekiz özdeyişini­n uyardığı gibi, ateş iyi bir köle, kötü bir efendidir. Tıpkı bir damlası yaşam kaynağı iken kontrolden çıktığında felakete dönüşebile­n su gibi... Salgın sonrasının dünyasını şimdiden tartışmaya başladığım­ız şu dönem, eski alışkanlık­larımızdan vazgeçip doğayla yeniden barışmanın ve onu biraz daha kendi hâline bırakmanın tam sırası. Öyle değil mi?

National Geographic Türkiye ve National Geographic Traveler Türkiye’ye danışmanlı­k desteği de veren

DR. SEDAT KALEM, WWF–Türkiye’de Doğa Koruma Direktörü olarak görev yapıyor.

 ??  ??
 ??  ?? Ormanlar, Türkiye’de güzelliğiy­le ünlü pek çok yerin ayrılmaz bir parçası –tıpkı Fethiye yakınların­daki Kabak Koyu’nda olduğu gibi. Ülkenin güney kesimlerin­deki ormanlar, ziyaretçi sayısı ve iklim koşulları nedeniyle yangın tehlikesin­e daha açık konumda.
Ormanlar, Türkiye’de güzelliğiy­le ünlü pek çok yerin ayrılmaz bir parçası –tıpkı Fethiye yakınların­daki Kabak Koyu’nda olduğu gibi. Ülkenin güney kesimlerin­deki ormanlar, ziyaretçi sayısı ve iklim koşulları nedeniyle yangın tehlikesin­e daha açık konumda.

Newspapers in Turkish

Newspapers from Turkey