Okyanus ötesi

Naviga - - Navİgasyon - YAZI VE FOTOĞRAFLAR: GÜLÇİN PEHLİVAN TEZDİKER

Beş çocuklu yaşam

Yedi kişilik bir aile teknede yaşayıp aynı zamanda da dünyayı dolaşabilir mi? Haydi bu makul geldi diyelim; teknede hamilelik ve doğum kulağınıza nasıl geliyor? Sizlerle paylaşmak istediğim öykü tam da bunların hepsi olur, olursa da harika olur dedirtecek türden güzel bir örnek.

Karayiplerde iki yıl önce arkadaş olduğumuz bir aileyi sizinle tanıştırmak istiyorum. Jay ve Tanya ile onların muhteşem beş çocuğu; Eli, Aaron, Sarah, Sam ve Rachel.

Evet, tam yedi kişilik bir aile, on yıldır teknelerinde mutluluk ve huzur içinde yaşıyorlar. Panama’nın Bocas Del Toro adalarından biri olan Bastimentos Adası’ndaki Red Frog Marina’da kaldığımız dönemde yan komşumuz olan Take Two teknesi ile zamanla çok yakın dost olduk. Hareketli bir hayat olan teknecilikte, arkadaşlıklar da güçlü oluyor. Ancak herkesin farklı rotası olduğu için vedalar da haliyle çabuk yaşanıyor. Tam da bu noktada ilginç tesadüflerle sürekli bir araya geldiğimiz bu güzel ailenin yaşam öyküsünü paylaşmanın artık zamanı geldi diye düşünüyorum.

10 yıl önce Florida’da şehir yaşamından sıkılan Jay ve Tanya üç çocuğu ile birlikte denize açılıp kapitalist dünyanın koşturmacasından uzak kalmak, aynı zamanda da farklı kültürleri tanıyarak çocuklarını doğada büyütmek istemiş. Arayışları sonucunda onları en mutlu edecek hayat şeklinin de denizde olduğuna karar vermişler.

Kendilerine özel yapım bir katamaran satın alan çift, şehrin sabit ve düzenli yaşantısına veda edecek olmanın tedirginliğini oldukça uzun bir süre üzerlerinden atamamışlar.

Herkesin merak edeceği şeyi; “Geçimlerini nasıl sağlıyorlar?” sorusunu

duyar gibiyim. Jay, yazılım mühendisi, kendine işlerini tekneden yapacağı şekilde bir düzen kurmuş ve böylece geçim dertleri ortadan kalkmış… Bu arada çocukların eğitimi konusunda Amerika’da çok yaygın olan ‘home school’ yani evde eğitim şeklindeki sistemi kullanmaya karar vermişler. Bu da onları çocuklar üniversite çağına gelene kadar özgür hale getirmiş.

Tanya’nın önceden edebiyat öğretmeni olması bu ‘home school’ sisteminin üstesinden gelmeye çok yardımcı olmuş. İlk başlarda aklıma yatmayan sistemin eğer düzgün kullanılırsa, hiç de fena olmadığını bana ispatlayan Take Two mürettebatı teknede aile yaşamının da çok güzel bir örneği.

Kaç çocuk dünyayı gezerken yerli halkın kendinden, dil eğitimi alabilir ki? Hayvanları kendi doğalarında görerek tanıyabilir? Ya da tarihi, kültürleri dokunarak öğrenebilir?

Jay ve Tanya, 48 feet’lik katamaranları ile ilk olarak Bahamalara gitmeye karar vermiş. Deniz koşullarına alışmak, üç çocukla bunu başarmak korkusuyla çok uzaklaşmak istememişler fakat zamanla ortada endişe edecek bir şey olmadığını görmüşler.

Doğayla denizle öyle bütünleşmişler ki; Tanya son iki çocuğunu teknede doğurmuş. Evet Sam (9) ve Rachel (7) ev yaşantısı nedir bilmiyor. Bazıları denizci doğar dedikleri bu olsa gerek!

Tanya, çok enerjik bir anne ama bu sizi yanıltmasın çünkü teknede herkesin görevi var ve en küçükten en büyüğe herkes tekne kurallarına uymak zorunda. Her gün bir kişi yemek yapıyor ve diğeri ortalığı topluyor. Dört kamaralı özel yapım katamaranın salonu da oldukça geniş ve ev konforunu aratmayan bir tarzda. Aaron (14) motordan ve tüm teknik işlerden çok iyi anlıyor. Eli (16) dümende, Sarah (13) yelkende çok iyi. Hepsi çok iyi yüzücü, sörfçü ve dalgıç. Nasıl olmasınlar ki!

Beş ay bir ülkede, üç ay başka bir ülkede yaşama fırsatı olan bu çocukların marinalarda kaldıkları dönemde orada yaşayan yerli çocuklarla arkadaşlıklar kurması bir diğer güzel şey. Üç farklı dili konuşabilen çocuklar bizden dolayı Türkçe’ye de merak sardılar. Ayrıca annelerinin gittikleri yerlerdeki çocuklara gönüllü İngilizce eğitimi vermesi onların bölge halkıyla kaynaşmasında önemli bir diğer etken. Öğlene kadar olan ders saatlerinin dışında yapacak çok şeyleri var. Hepsi farklı bir müzik aleti çalabiliyor. Kısacası şehirlerde tonlarca para verilip okula gönderilen birçok çocuktan çok daha mutlu ve cesurlar. Cesaret demişken, size Sam ve Rachel ile olan aslında buralarda ünlenmemize sebep olan bir olaydan bahsetmek istiyorum.

Bir gün Take Two ailesi San Blas Adaları’na seyir yaparken Linton Bay Marina’ya uğrayarak bize sürpriz yaptılar. İsmail ve ben çocuklarla vakit geçirmeyi çok sevdiğimiz için bu ailenin bize karşı ayrı bir sevgileri var diyebilirim. Tanya bir sabah çocukların kayak ile etrafı gezmek istediklerini söyledi. Bu civarı bilmedikleri için Sam ve Rachel’i alıp iki kayak ile kürek çeke çeke dolaşmaya başladık. Kürek çekişimiz dalgalı denize karşı biraz yorucu olmaya başlamıştı ki çocuklar koyda bulunan Linton Adası’nın plajına çıkmak istedi. Linton Adası’nda yaşayan örümcek maymunları daha önce defalarca ziyaret ettiğim için aslında onların biraz agresif olduğunu biliyordum

ama çocuklar çok ısrar edince ve etrafta da maymun görmeyince “Tamam ama beş dakika olabilir” dedim. Daha önce defalarca vakit geçirdiğim için çok da sorun olmaz diye düşünmüştüm. Kayakları kumlara doğru çektiğim sırada arkamızda beliren iki maymunu gören çocuklar sevindiler, onlar da uzaktan bizi izliyordu falan derken aniden çığlık atan Rachel, maymunları ürkütmüş olmalı ki saldırgan tavırlar sergilemeye başladılar. Bu sırada Sam’i, onu saran maymunların ortasından çekip denize fırlattım ve orda beklemesini söyledim. Bu adada insan yok ve o anda alargada tekne de yok! Ne yapacağımı şaşırmış halde arkamı döndüğümde Rachel’i kanlar içinde yerde ve üzerine çullanmış beş maymunla görünce çılgına döndüm. Etrafta onlara fırlatacak hiçbir şey yok ve o an olan oldu, iki ayakları üzerindeyken benim boyumda olan maymunlara tekme tokat saldırmaya başladım. Denizden bizi izleyen Sam, sonradan benim delirmiş gibi olduğumu, maymunları nasıl dövdüğümü anlatınca herkes bu hikaye ile çok eğlendi. Bu hikaye bizi güldürse de o anda yaşanan hayat mücadelesi çok korkunçtu. Kızı bana vermek istemeyen maymunların elinden kurtarıp denize doğru attım fakat bu sefer de beni bacaklarımdan çekmeye başladılar, yine kavga derken nasıl kaçtığımı bilmeden denize atladım. Kan gölüne dönen denizde Rachel’ı kontrol ederek yaralarının nerede olduğuna baktım ve herhangi bir damarda kanama görünmüyordu. Ancak ne yapacaktık ki orda! Etrafta kimseler yoktu! Maymunlar ise kayaklarımızın üzerindeydi! Uzakta görünen yelkenli teknelere rüzgârın da yardımıyla “Yardım!” diye bağırmaya başladım. Sonunda becerdim, Alman bir adam beni duydu ve botuna atlayıp gelip bizi oradan alıp köye götürdü. Acil bir araba bulup en yakın hastaneye gitmemiz gerekiyordu. Neyse çok uzatmayacağım dikişler atıldı, aşılar olundu ve marinada efsane haline geldik! Şunu rahatlıkla söyleyebilirim; teknede doğup büyüyen bu çocuklar o kadar cesurdu ki tüm bunlar yaşanırken ağlamadılar bile, maymunlardan nefret etmiyorlar, rüyalarına da kabus olarak girmedi. Çünkü Rachel, çığlıklarıyla onları korkuttuğunu anlamıştı, doğanın bir parçası olduklarını doğdukları andan beri biliyorlardı. (Benim de yavrusunu kurtarmaya çalışan bir anne gibi davranmam gerekiyordu, o dayağı hak ettiler. Not: Onlara zarar vermedim.)

Uzun bir zaman sonra biz Küba seyrimizdeyken Take Two teknesinin de Guatemala’da olduğunu öğrendik. Fırtınalardan kaçmak için (beş ay) en güvenli bölgelerden biri olan Rio Dulce’yi tercih etmişlerdi ve yine bir tesadüf ki biz de aynı marinaya bağlandık ve Tanya’nın benim için yaptığı doğum günü pastasını üfleyerek koca bir aile olarak doğum günümü kutladık. Nehirde yüzmek isteyen Rachel’a timsahlarla kavga edemeyeceğimi söyledim ve konu kapandı (şaka şaka Rio Dulce’de timsah yok).

Demem o ki teknede ailecek çok da güzel yaşanabiliyor. Fırsatları görmek ve yakalamak ya da yaratmak, cesur olmak, doğayı ve denizi sevmek yeter… ( www.taketwosailing.com) Denizin bize getirdiği tüm güzel dostluklara….

Karayipler’den tüm deniz severlere selam olsun…

Take Two ailesi

Take Two teknesi, Rio Dulce

Çocuklar Gülçin, Rachel, Sam ve İsmail

Sarah

Ders zamanı

Newspapers in Turkish

Newspapers from Turkey

© PressReader. All rights reserved.