Usta Sizlerden Gelen Fotoğrafları Yorumluyor

Fotoğraf severlerin bizlere ulaştırdığı fotoğraflar arasından seçtiklerimizi Çetin Özer tüm yönleri ile yorumluyor. Ayrıca Özer, yol gösterici bir anlayışla değerli birikimlerini paylaşırken eleştirel yanıyla da beğeni kazanıyor. Yüksek çözünürlüklü fotoğ

Photoline - - Foto-Yorum - Çetin Özer plus@cetinozer.com

Cevat Hikmet erdem

“Sonbahar sanattır, diğerleri mevsim…” dediği iddia ediliyor Can Yücel üstadın. Eğer demişse gerçekten doğru demiş. Her mevsimin kendine göre bir güzelliği vardır. İlkbaharda moralimiz tavan yapar, yaz geliyor diye seviniriz. Yaz gelince o kadar sevinmeyiz çünkü hemen biteceğini biliriz. Buz gibi bir karpuz yiyebilirsek ne ala… Kışın nezle veya grip olup, kar yağsa da mikroplar ölse diye bekleriz. Ama sonbaharda hüznün dibine vururuz tabiri caizse ki caizdir. Artık ne anlamlar yüklüyorsak, o yaprakların sararıp yerlere düşmesi bizi kahreder. Hatta ben bazılarını alıp evde saklarım. “Düşen bir yaprak görürsen beni hatırla…” diye başlayan şarkı gelir aklıma, birlikte içecek bir arkadaş ararım. Eee sonbahar gelmiş, ağız tadıyla hüzünlenmek lazım. Bu arada sonbahar hakkında sözlerin en güzelini de sevgili Metin Altıok söylemiş; “Sonbahar ki acının değişmez dipnotudur.” diyerek. Şimdi biz gelelim fotoğrafımıza... Objenin tam ortada olmasını gerektirecek nadir fotoğraflardan biri bu ve sevgili Cevat Hikmet Erdem de öyle bir kompozisyon yapmış zaten. Yukarıdan kadraja giren dallar, bulutlar ve yere dökülmüş sarı yapraklar işte bunların hepsi ortada duran masa ve sandalyelere doğru yönelmiş. Masada kimse yok, sandalyeleri kapatıp gitmişler. Gitmek varsa hüzün de var tabii. Çünkü gidenler dönecekler mi bakalım… Sonbahar görsel olarak çok güzeldir ama diğer yandan da hüzünlü, kuşkulu ve endişeli bir mevsimdir. İşte bu fotoğraf bütün bu sonbahar duygularını bize his ettiriyor ve o yüzden de çok başarılı. Sevgili Cevat Hikmet Erdem’i kutluyoruz.

esen erdoğdu Baykal

Bir karede netliğin ve netsizliğin aynı anda kullanılması tamamen fotoğrafça bir tavırdır ve fotoğrafçıların sık sık başvurduğu bir yöntemdir. Sevgili Esen Erdoğdu Baykal da bu tarz bir fotoğraf çekmiş ve bize yollamış. Buraya kadar her şey güzel, fakat netleme konusunda zannedersem bir kararsızlık yaşamış. Ön planı mı yoksa arka planı mı netlesem iyi olur derken arka planı net yapmış ve ön plandaki satıcı flu olmuş. Halbuki bizim gözümüzün, daha doğrusu onun arkasında her şeyi idare eden beynimizin daima ön plandaki objeleri net görmeyi istemek gibi bir alışkanlığı var. Bunun aksi bir görüntü bakanları rahatsız eder. Bu fotoğrafta ikinci şanssız bir durum daha var. Süpürgeler hem net hem de renkli oldukları için bütün dikkati üzerlerine çekiyor ve ön plandaki flu satıcı kaybolup gidiyor. Bu tarz fotoğraflarda daima ön plandaki ilgi merkezi adayı olan konuyu net yapmamız gerekir. Belki de hazır oraya gitmişken adamı bırakıp sadece renkli süpürgelerle ilgili bir çalışma yapmamız daha ilginç olabilirdi. Paylaşımınız için teşekkürler sevgili Esen Erdoğdu Baykal, kolay gelsin.

murat utku ZırH

Sevgili Murat bu fotoğrafı Rize, Çağrankaya yaylasında çekmiş. İlk önce bu bilgilendirme için kendisine teşekkür ediyorum ve bundan sonra fotoğraf gönderecek arkadaşlardan da çekim yeriyle ilgili mutlaka açıklama bekliyorum. Özellikle belgesel fotoğraflar için bu bilgiler çok önemli. Bana gönderilen bazı fotoğrafları çok beğenirim, bazılarını ise kıskanırım. Yukarıda gördüğünüz fotoğraf kıskandığım fotoğraflardan biri oldu. Bu ancak resim olarak yapılabilecek mükemmellikte bir görüntü olmuş. Gökyüzünün ve yaylanın beyaz bulutlarla kaplı olması bir şans ama tam ortada sırt sırta vermiş iki ineğin adeta poz verircesine tam da beyaz lekenin ortasında durmaları tesadüfün iğne deliği… Dağlara, tepelere tırmanan, bu işe çok emek veren fotoğrafçıları doğa işte böyle ödüllendirir bazen. Bu fotoğrafa büyük bir zevkle bakarken, bir yandan da müthiş korkuyorum. Çocukluğumdaki bir tekerleme geliyor aklıma: “Komşu, komşu! Huuu... Oğlun geldi mi? - Geldi. - Ne getirdi? - İnci boncuk. - Kime kime? - Sana bana. - Daha kime? - Kara kediye. - Kara kedi nerde? - Ağaca çıktı. - Ağaç nerde? - Balta kesti. – Balta nerde? - Suya düştü. - Su nerde? - İnek içti. - İnek nerde? - Dağa kaçtı. - Dağ nerde? - Yandı bitti. Kül oldu…” Umarım tüm insanlığın ortak malı olan bu güzellikler hiç bitmez, yanmaz, kül olmaz ve bizden sonraki kuşaklar da onları görür. Canı gönülden kutlarım seni sevgili Murat Utku Zırh. Duvara asılıp, hiç bıkmadan seyredilebilecek kadar güzel bir fotoğraf çekmişsin. Bizimle paylaştığın için de teşekkürler. Baykal, kolay gelsin.

Hikmet karaBulut

Lise yıllarımda her Türk genci gibi şiir yazmaya merak sarmıştım. Bunlardan çok kısa olan bir tanesini Edebiyat hocamız çok beğenmişti. “Rayından çıkınca tren / Özgürlüğüne kavuşur...” Sevgili Hikmet Karabulut’un tren raylarına “embedded gazeteciler” gibi iliştirilmiş adam fotoğrafını görünce, işte lise yıllarımda yazdığım o kısa şiiri hatırladım. Zannedersem bir Photoshop söz konusu ve dekupe de gayet güzel. Bunun dışında perspektif ve boyut olarak raylarla adam arasında bir uyumsuzluk var. Zaten tren rayında insan koyarak, belki de bize bir uyumsuzluğu anlatmak istiyor sevgili Hikmet Karabulut. Buraya kadar anladık, sonrası içinde çok zorladık kendimizi ama olmadı. Bazen böyle oluruz ve bu durumu Orhan Veli “Anlatamıyorum” şiirinde aslında çok güzel anlatmıştır. Bu da anlatamamanın ya da çaresizliğin fotoğrafı olsun. Anlayan anlasın.

ulaş Gedikoğlu

Sevgili Ulaş Gedikoğlu’nun bu günbatımı görüntüsü bakar bakmaz bize güzel bir fotoğraf vadediyor. Dikkatlice bakmamıza karşın bir türlü o fotoğrafı göremiyoruz, çünkü çekilmemiş… Evet her gün böyle binlerce fotoğraf çekilemiyor maalesef. Konuyu biraz daha açmakta fayda var. Şimdi bu görüntü, çok güzel bir tiyatro sahnesi oluyor. Dekor olarak da bulutlar, deniz, ufuk hattı ve biraz da kara parçası var. Renkler de gayet güzel fakat oyuncular henüz sahneye çıkmamış. İlgi merkezi oluşturacak bir yaşam ögesi arıyor gönül. İlla insan olması da şart değil… Kuş olur, kedi olur, gemi olur ve hatta bitki de olur. Sevgili Ulaş Gedikoğlu, “- Ben böyle istedim, böyle çektim…” de diyebilir tabii ve o zaman akan sular durur. Yalnız söylemeden geçemeyeceğim bir şey daha var, lütfen fotoğrafların içine isim yazmayalım. Fotoğraf karesi içersindeki her lekenin ve şeklin ayrı bir önemi ve değeri var. Bunu unutmayalım. Bu fotoğraf, yaşam ögesi olmamasına karşın yine de kompozisyon ve barındırdığı renkler itibariyle çok başarılı bir çalışma. Sevgili Ulaş Gedikoğlu sayesinde fotoğrafla ilgili çok önemli konuları anlatma fırsatı bulduk, kendisine teşekkür ediyoruz.

Newspapers in Turkish

Newspapers from Turkey

© PressReader. All rights reserved.