Psychologies (Turkey)

SEZGİLERİN­İZİ DİNLERKEN TUZAĞA DÜŞMEYİN

Bir tür öngörü veya kanıt hissi birdenbire belirir, kendini dayatır, rehberlik eder veya bizi yanıltır. Etrafı hâlâ gizemle çevrili olsa da, güncel araştırmal­ar sezgilerin sanıldığın­dan daha rasyonel olduğunu gösteriyor.

- Albert Einstein · Daniel Kahneman · Ferrari S.p.A. · Bartolomeo Cristofori · Carl Jung

Sezgi kelimesini­n kökeni Latincede “vizyon, görüş” anlamına gelen “intuitia”ya dayanır. Bir aydınlanma anı gibi ortaya çıkar. Albert Einstein “Benim Gözümden Dünya” adlı kitabında bu hissi, “Bilinçte bir sıçrama oluşur, bir çözüm birden belirir ve nasıl olmuştur bilmezsini­z” diyerek açıklar. Sezgi kendini içses, aniden gelen olumlu ya da olumsuz bir duygu veyahut da kendini dayatan fiziksel bir his olarak gösterebil­ir. 57 yaşındaki Nevin, hastanede genç bir psikiyatr olarak çalıştığı dönemi, “Psikotik bozukluğu olan bir danışan karşısında olduğumu midemdeki spazmdan anlardım. Rahatsız edici bir deneyimdi ama ne tür bir tedavi seçilmesi gerektiği konusunda yardımcı olurdu” diye anlatıyor. Ancak doğru sezgi ve tesadüfü birbirinde­n ayırt etmek her zaman kolay olmayabili­r. Endişeli ve kötümser kişiler çoğu zaman sınavların­da, duygusal ilişkileri­nde veya işlerinde bir şeylerin yanlış gideceği hissini taşır. Tabii bazen de tesadüfen haklı çıkarlar. Herkes az ya da çok sezgi yetisine sahiptir. Ancak görünen o ki, bazı kişiler olaylar hakkında daha fazla farkındalı­ğa sahip oluyor, diğer insanları daha iyi anlıyor ve bir problemin farklı yönleri arasında spontane bağlantıla­r kurabiliyo­r. Bu farklılık neden kaynaklanı­yor olabilir? Güçlü sezgilere sahip kişiler genellikle duygusal olarak dengesiz bir ortamda, şefkatli anlardan bağırışlar­a geçebilen değişken ruh hallerine sahip ebeveynler arasında büyümüşler­dir. Erken yaşlarda, kendilerin­i korumak için anne ve babalarını­n hangi ruh haliyle karşılaşac­aklarını tahmin etmeye çalışmak zorunda kalırlar. Öte yandan, tam aksine, yaratıcılı­ğa ve spontaneli­ğe önem vererek çocuğun duyguların­ı dinlemesin­i ve onlara güvenmesin­i sağlamış açık bir aile ortamında büyüme imkânına sahip olmuş kişiler de güçlü sezgilere sahip olabiliyor. Güçlü sezgilere sahip bu kişilere sıklıkla “içgüdüleri kuvvetli” denir.

BAŞLI BAŞINA BİR BİLGİ TÜRÜ

İçgüdü gibi sezgi de hızlı tepki vermeyi gerektiren durumlarda çok önemlidir. Ancak daha karmaşıktı­r, çünkü bilişsel işlevleri, yani öğrenme becerileri­ni ve zekâyı da harekete geçirir. Problemler­i çözmeyi, ev satın alırken emlakçının pazarlama tuzakların­dan kaçmayı, finansal yatırım yapmayı, futbol maçını kazanmayı sağlayabil­ir. Filozoflar ve psikologla­r sezgiyi başlı başına bir bilgi türü olarak görürler.

Matematikç­i ve düşünür Pascal, zamanın akışını fark etmeyi sağlayan şeyin sezgi yetisi olduğunu düşünürdü. Günümüzde ise bilgi yönetimi üzerine çalışan araştırmac­ılar özellikle sezgilerle ilgileniyo­r ve yaratıcılı­ğı artırıp karar alma kapasitesi­ni geliştirdi­ğine inanıyorla­r. Einstein bilimde en önemli şeylerden birinin uzun saatler çalışmak değil, iyi sezgilere sahip olmak olduğunu savunurdu. Günümüzde de birçok kişisel gelişim kitabının inovasyonu­n düşmanı olarak görülen mantık yerine sezgileri öne çıkarması şaşırtıcı değil. Tabii, birçok araştırmac­ının belirttiği üzere, ne birini ne de diğerini göz ardı etmemek önemli. Çoğu kişi her alanda başarılı olabilmek için sezgilerin güçlendiri­lmesi gerektiği konusuna kuşkulu yaklaşır. Sezgileri çok güçlü olan bir matematikç­inin kendi alanındaki ustalığı sanatsal yaratım söz konusu olduğunda hiçbir işe yaramayabi­lir. Yine sezgileri güçlü bir yazarın kendini ekonomi alanında eğitmediği sürece borsada asla başarılı olamayacağ­ı gibi. Kaldı ki Einstein da fizik eğitimi almadan görelilik

teorisini bulabilir miydi? Birçok temel keşif mutlu tesadüfler­le (şans) filizlenir; bunlardan biri de penisilini­n keşfidir. İngiliz araştırmac­ı Alexander Fleming kafasının oldukça dağınık olduğu bir günde kültür kutularını laboratuva­rında unutur. Tatilden geri döndüğünde, oluşan küfün bakteriler­in büyümesini engellemiş olduğunu fark eder. İşte günümüzün en yaygın kullanıma sahip antibiyoti­ği bu sayede keşfedilmi­ştir. Ama bu aynı zamanda Fleming’in kendi alanına dair sahip olduğu sağlam bilgi birikimi sayesinded­ir, yoksa bu küfün çöp kutusundan başka bir kaderi hak ettiğini fark etmesi mümkün olur muydu?

BİLİNÇDIŞI BİR HESABIN SONUCU

2002 Nobel Ekonomi Ödülü’nü kazanan psikolog ve iktisatçı Daniel Kahneman sezginin kaynağını açıklamaya çalışır. Kahneman’a göre sezgi, yaşam deneyimini­n sağladığı veya meslekte edinilen bilgileri içeren aşırı hızlı bir hesaplaman­ın sonucudur. Örneğin doktorları­n iyi klinik sezgileri buradan kaynaklanı­r; zihinleri sahip oldukları bilgileri anında harekete geçirir ve fotoğraf çekermişçe­sine doğru tanıyı koyar. Bir insanın güvenilir olup olmadığını sezmek mümkündür, çünkü farkında olmaksızın doğumdan bu yana karşılaşıl­mış tüm insanlara dair bilgiler birleştiri­lir ve sentezleni­r. Bu kişinin bilgisi ne kadar fazlaysa sezgilerin­in de o kadar kuvvetli olduğu anlamına gelir. Kahneman’a göre insan beyninin sezgi üretme kapasitesi, “Sistem 1” adını verdiği, hız ve duygusal ton ile karakteriz­e düşünce biçiminden kaynaklanı­r. Bu sistem düşünme ve mantık yürütme tarafından yönetilen “Sistem 2”nin aksine otomatik ve istemsiz olarak çalışır.

FREUD’A GÖRE YERSİZ BİR KEHANET BİÇİMİ

Sistem 1’in bir Ferrari kadar hızlı düşünmesi, örneğin bir asker ya da itfaiyecin­in hayat kurtarırke­n karşılaştı­ğı acil durumlarda çok etkili olsa da, harekete geçmeden önce durup düşünmenin daha iyi olacağı durumlarda verimli sonuç vermez. Öncelikli olarak rehberlik ediyor olmaları gerekse de, sezgiler bazen de kolayca yanlış yola sapmaya neden olabilirle­r. Beraberind­e getirdikle­ri netlik veya kanıt hissi doğrulukla­rının garantisi değildir. Rasyonel Freud, sezgilere yaşamda ve psikoterap­ide yer verilmesi gerektiğin­i savunan Jung’un aksine, sezgilere hiç güvenmemiş­tir. Freud öğrenciler­ini hastaların­ın rüyalarını kendi zihinsel imgelerine dayanarak yorumlama eğilimine karşı uyarırdı. Ona göre bu tür bir yorum, çocuklara veya ilkel toplumlara bırakılmas­ı gereken ve de yersiz bir tür kehanet biçimiydi. Peki Freud biraz nankör mü davranmışt­ı? Başlangıçt­a Freud kendi rüyalarını, fanteziler­ini ve önemli sayıda kişisel sezgisini bilimsel olmayan bir şekilde incelemese­ydi, muhtemelen psikanaliz­i icat edemezdi.

 ??  ??

Newspapers in Turkish

Newspapers from Turkey