Sayyâd-ı bî nsaf...

Yeni Asya - - GUNDEM - M. Latif Salihoğlu latif@yeniasya.com.tr @salihoglulatif

Yazının başlığındaki “sayyâd-ı bîinsaf” tâbiri, meşhûr Namık Kemâl’e ait. Mânası “insafsız avcı” demektir. Hürr yet Kas des ’ndeki bir beyitinde, bu tâbiri çok etkili bir biçimde kullanıyor. Şöyle ki:

Mûin-i zâlimîn, dünyada erbâb-ı denâettir; Köpektir zevk alan sayyâd-ı bîinsafa hizmetten.

Yan : Zalimlere yardım eden, dünyada alçak kimselerdir; İnsafsız avcıya hizmet etmekten zevk alansa köpektir.

Hürriyet kahramanı Namık Kemâl, bir “dâhî edib” olduğu gibi, aynı zamanda bir “basiretli siyasî” idi. Çok kuvvetli sezileri vardı. Öyle ki, istikbâlde gelecek olan “eşedd-i zulüm ve istibdad”ı bile hissetmiş ve zalimlerin başlarına vurulmak üzere müessir mısralar yazmıştı: “Ne mümkün zulm ile bid’at ile imhâ-yı hürriyet; Çalış kalbi kadır, muktedirsen ademiyetten.”

Tek kusuru, böylesine şiddetli edebî tokatları, erken zamanda ve bâzen mustahak olmayan kimselere vurmaya çalışması.

Yine de, istikbâlde gelecek olan zalimleri, zulümleri, hürriyet ve meşrûtiyet düşmanlığını, nihayet “mutlak istibdad”ı tatbik eden münafıkları görmüş olması, her şeye rağmen onun tebrike, takdire şâyân bir meziyet ve kemâlât sahibi olduğunu gösterir.

İşte, onun Hürr yet isimli şiirine derc etmiş olduğu “sayyâd-ı bîinsaf” tâbirini de bu cümleden bir basiret eseri, hatta dâhiyâne bir buluş, bir keşif mânâsında anlamak mümkün.

Evet, kapalı kutuyu andıran bu mühim noktayı şöyle şifreli bir anahtarla açmaya çalışalım.

Avcı mânasındaki “Sayyâd” Arapça bir kelime olduğu gibi, “Benî Sayyâd” da bundan 1400 sene kadar evvel Medine’de meşhûr olmuş Yahudi bir aileye, yahut bir hanedana isim olmuştur. Şöyle ki: Hicret’ten kısa bir süre sonra Medine’deki bir Yahudî çocuğu Hz. Ömer’e (ra) gösteren Resûl-i Ekrem (asm) “İşte, o Süfyanî Deccâl’in sûreti” diyor.

Hz. Ömer (ra) hiddete gelip celâlleniyor ve “Yâ Resûlallah! İzin ver, başını keseyim, öldüreyim” diye mukabelede bulunuyor.

Fahr-ı Kâinat (asm) şu meâlde bir izâhatta bulunuyor: Yâ Ömer! Eğer o değil ise, onun sûretiyle öldüremezsin. Şâyet o ise, hesapta görünmeyen bir sebep çıkar ve yine öldüremezsin onu. Cenâb-ı Hak, eşhâs-ı âhirzamanı öldürülmekten mahfuz tutar. Tâ ki, her biri kendi vazifesini yapsın. Hikmet-i İlâhî, bunun böyle olmasını iktiza ediyor. İşte, o Yahudî çocuğun ismi “Sa’d bin Sayyâd”dır. Bir-iki sene sonra bülûğ çağına erdi ve görünürde Resûlallah’a (asm) iman ederek gûyâ Müslüman oldu.

Bu kişi, muhtemelen ilk “dönme” şahsiyetlerden biridir. Zaman zaman Resûlallah’a kafa tuttuğuna dair kayıtlar da var: “Ey Allah’ın Resûlü! Ben sana itimad edip şehadet getirdim; sen de bana itimad ediyor musun?” gibi...

* **

Daha ilk günden itibaren göze batan Sa’d bin Sayyâd, üzerinde temerküz eden şüpheli bakışlardan kurtulmak için, önce Müslüman, ardından Arap olduğunu izhâr ile bunu herkese ilân etmeye çalıştı. Ama, yine de şüpheli ve keskin bakışlardan kurtulamadı.

Bir süre sonra evlendi ve Mekke’ye gitti. Bu hallerini delil gösterek, üzerinde yoğunlaşan bakışlardan kurtulmak için, sahabelere hitaben şunları söyledi: “İslâm Deccali olan Süfyan ben değilim. Allah’ın Resûlü ‘O ebter, yani soyu kesik olacak, Yahudi olacak, Mekke’ye giremeyecek...’ demişti, bakın ben evlendim ve çocuklarım oldu. Ayrıca ben Yahudilikten çıkıp Araplaştım ve işte gördüğünüz gibi Mekke’ye de gelmiş oldum.”

* **

Herşeye rağmen, Müslümanlar arasında göze batmaktan kurtulmayan Sayyâd ailesi, bir zaman sonra Medine’yi terk etmek durumunda kaldı. Önce Isfahan’a, ardından Türkler’in o zamanlar meskûn bulunduğu Horasan (Mâveraünnehir) taralarına gidip yerleşti.

Arabistan’da Araplara karışan Sayyâd hanedanı, Horasan’da da Türklere karışıp Türkleşmiş oldu ve Türklerin arasında kalmaya devam etti: “Horasan Erleri”nin içine sızarak Orta Asya’dan Anadolu’ya, İç Anadolu’dan da “Evlâd-ı Fatihân”a karışarak Rumeli’ye giderek, kendini iyiden iyiye perdelemeye muvaffak oldu.

İşte bu Sa’d bin Sayyâd’ın nesli ve nesebi, İslâm’a karıştığı halde, zamanla İslâmın dahildeki en büyük düşmanı ve bozguncusu hüviyetini kazandı. Üstelik, hiç kimsenin, onun soy ve nesep silsilesini araştırıp soruşturamayacak tedbirleri de alaraktan... Aksi yönde hareket edenler, işte o “Sayyâd-ı bîinsaf”ın hışmına uğramaktan kurtulamaz. Tabiî, bu durum bir zaman sonra ister istemez gerilemeye ve adileşmeye yüz tutacak ve muhtemelen o zaman bir çok şeyin mahiyeti daha iyi anlaşılır hale gelecek.

Newspapers in Turkish

Newspapers from Turkey

© PressReader. All rights reserved.