Tekâmül kanunu

Yeni Asya - - ELIF - M. Fahri Utkan

“Âlemde tekâmül kanunu vardır. Bu kanuna tabi olan, neşvünema kanununa dahildir. Bu kanuna dâhil olanın bir ömr-ü tabisi vardır.” (İ. İcaz. 321)

‘Hayatın Mücevherleri’ adıyla açtığı sergiler ve çektiği tohum fotoğraları büyük ilgi gören Lalehan Uysal, “Hayatta olmak istediğin insan oldun mu?” sorusuna şu cevabı vermiş: “Olmadım daha... Bence insan Dünya’da hep ham!”

İnsan hep ham ise insanın olmak istediği son hal nedir, acaba? Hedefinde neler vardır? Her insan gelişerek, olgunlaşarak amacına ulaşabilir mi?

Bazen ulaşır, çoğunlukla ulaşamaz bilindiği gibi. Amaca ulaşmanın ismine; ‘tekâmül etme, gelişme, mükemmelleşme’ denir. Tekâmül veya mükemmellik; gelişme, olgunlaşma, erginleşme, yetkinleşme veya gelişim, olgunluk, erginlik, yetkinlik anlamında kullanılır. Meşhur İngiliz şarkıcı John Lennon da “Her şey sonunda iyi olacak. Eğer iyi değilse henüz sonu değil demektir.” demiştir.

John Lennon ve Lalehan Uysal’ın farklı cümlelerle aynı sonuca vardıkları gözüküyor. Üstad Bediüzzaman ise bu konuyu şöyle açıklığa kavuşturuyor; “İnsan, bu âleme ilim ve duâ ile tekemmül etmek için gelmiştir. Mahiyet ve istidat itibarıyla her şey ilme bağlıdır…” (Hut. Şamiye. 43) İstidat ve mahiyet, Allah’ın insanların fıtratına koymuş olduğu gelişme, inkişaf ve terakkilerin tohumları ve çekirdekleridir.

Yine Üstad Bediüzzaman, “Âlemde meylü’l-istikmal (tekâmül meyli) vardır. Onunla hilkat-i âlem, kanun-u tekâmüle (tekâmül, gelişme kanununa) tâbidir. İnsan ise, âlemin semerat ve eczasından olduğundan, onda dahi meylü’l-istikmalden bir meylü’tterakki mevcuttur. Bu meyil ise telâhuk-u efkârdan istimdatla neşv ü nema bulur. Telâhuk-u eâr ise, tekemmül-ü mebâdiyle inbisat eder. Tekemmül-ü mebâdi ise, fünun-u ekvânın tohumlarını sulb-ü hilkatten zamanın terbiyegerdesi bir zemine ilka ile telkih eder. O tohumlar ise tedricî tecrübelerle büyür ve neşvünema bulur.“(Muhakemat. 14) demektedir.

Yani, genelde canlılar âleminde mükemmele ulaşma meyli vardır. Bu kanun vasıtasıyla âlemdeki yaratılışlar bu kanuna uygun hareket ederler. İnsanlar, hem kendileri hem de etrafındakiler, âlemdeki çeşitli belâ musîbetlere uğrarlar ve bunlardan bir çeşit tecrübe kazanır ve/veya fikirleri gelişme gösterir. Bu da gelişmelerini sağlar.

Cenab-ı Hak, “Muhakkak biz insanı ahsen-i takvimde yarattık.” (Tîn, 95/4) diyerek, insan mahiyetinin diğer bütün mahiyetlerden üstünlüğünü (ahsen-i takvim olduğunu) ifade eder. Gerçekte, “insanın her kuvası (hisleri, kuvveleri), hadsiz bir mesafede cevelân eder gibi, gayr-i mütenahi canibine

gider. Çünkü insan, Hâlık-ı kâinatın esmasının nihayetsiz tecellilerine bir âyine olduğu için, kuvalarına nihayetsiz bir istidat verilmiş… (ve böylece) hadsiz bir terakkiyata mazhar olur, enbiya ve sıddıkîn derecesine terakki eder.” (Mek. 26. mektup. 4. Mebhas. 3. Mesele. 555)

Peki, tekâmülün/gelişmenin sonu var mıdır? Normalde yoktur. Fakat insanî tekâmülün sonu bellidir ve yaşanmıştır. MİRAÇ’TA; Hz. Peygamber (asm), bir kul olarak imkân dairesinin sonunda, Vücup dairesinde Cenab-ı Hak’la buluşmuştur.

Özet olarak söylemek gerekirse, “nev-i beşerde tekemmül vardır. Bu tekemmül kanunu, ikinci mürebbînin ve ikinci mükemmilin evvelki mürebbîlerden daha ekmel olmasını iktiza eder. Alelekser, halefin mahareti selefinden daha ziyadedir.” (İ. İcaz. 87)

Yani sonradan gelenlerin becerileri, gelişmeleri önceki insanlardan daha fazla olduğu gibi her bir insanında her günü geçen gününden daha iyi olması gerekir.

Newspapers in Turkish

Newspapers from Turkey

© PressReader. All rights reserved.