BATSIN BU DÜNYA

Yeni Asya - - BAŞ SAYFA - Ömer Faruk Özaydın [email protected]

“Yazıklar olsun, yazıklar olsun, Kula kulluk edene yazıklar olsun. Herşey karanlık, nerde insanlık, Ağlatıpta gülene yazıklar olsun.”

70yaşayabiliriz mülâhazalarıyla) caprice otellere, lüks villalara rezervasyonlar yapıldı.

’li yıllarda patronlara, ağalara, fakirliğe, yoksulluğa, fakir delikanlıdan zengin kıza, varoşlardan villalara isyan eden, “Yeşilçam” filmlerine mevzu olan arabesk kültür, batsın bu dünya.. Batsın, ama hangi dünya? Üstad’ın dediği gibi Dünya’yı sevmediklerinden değil, belki ele geçmeyen tezyif edilen Dünya. Bu isyan, bu tahkir Dünya’nın nefretinden değil, muhabbetinden gelen Dünya...

Ahirzamanın en dehşetli tahribatı olan dini dünyadan ayırma, seküler bir hayat anlayışı, heva ve hevesin hayatın merkezine konulması, zaten kuvvetli halatlarla bağlı olan Dünya sevgisini daha da kavileştirip kazık çakılmış olundu.

5. Şuâ’nın birinci meselesinde denildiği gibi: “Rivayette var ki:‘âhirzamanın eşhas-ı mühimmesinden olan Süfyan’ın eli delinecek.’ Allahu a’lem, bunun bir tevili şudur ki: Sefahet ve lehviyat için gayet israf ile elinde mal durmaz, israfata akar. Darb-ı meselde deniliyor ki, ‘Filan adamın eli deliktir.’yani çok müsriftir. İşte, Süfyan israfı teşvik etmekle, şiddetli bir hırs ve tamayı uyandırarak insanların o zaîf damarlarını tutup kendine müsahhar eder diye bu hadîs ihtar ediyor. İsraf eden ona esir olur, onun dâmına düşer diye haber verir” en büyük tahribat olan israf hastalığının mikrobu aşılanmış olundu. Her ne kadar burjuvanın dışında fakirlik ve yokluktan umumî bir israf görülmese de, (yukarıdan aşağıya doğru, korku ve tama’ yüzünden) toplumun her kesimine sirayet etti. Teknolojinin ve refah imkânlarının artmasıyla da daha bir dört elle sarılmış olundu.

Önceleri ehl-i dünya dediğimiz dinden diyanetten uzak kesimlerin yatlar, katlar, villâlar kokteyllerle süslenen dünyaları, Yeşilçam filmleriyle varoşlara, fakir ve dindar kesimlere de sirayet etti. Özellikle 12 Eylül ihtilâlinden sonra depolitizasyonlarla sağcı-solcu idealizminden futbolcu-popçu özentilerine geçiş yapılınca radikal fikir (özellikle solcular) adamları çeşitli sektörlerde müdürlük, gazete ve Tv’lerde GYY ve anchorman oldular ki, ideallerini bırakıp Amerikan blujini giymeye başladılar.

Özal’lı ANAP’LA da çikita muz ithali, gece kulüpleri, Ege ve Akdeniz sahil eğlenceleri özendirilince, dindar kesimlerin (bizim neyimiz eksik, Müslümanca

israfta çağ atladık

Özal’ın ilk sivil CB olmasıyla ‘leydi’lik; lotary kulüpleri, papatyalar gibi kadın ağırlıklı derneklerin samur kürklü, feminist özentili rüküşlüklere sahne oldu. CB, BB ve bakan eşlerinin gece kulüplerinde ve magazin sayfalarında çokça yer bulmasıyla akımlar başladı ki, dar gelirli aileler yukarıya bakarak, kredi teşvikleriyle klasman atladılar.

Her evde üç takım koltuk, her odaya bir televizyon, yeni perdeler, yemek odası takımları, çocukların elinde playstation’lar, tetrisler, her evde Renault toros’lar, brodway’ler, laguna’lar boy göstermeye, görenek belâsıyla her mahalleye yayılmaya başlandı.

28 Şubat “postmodern” darbesiyle dindarlara ve Anadolu sermayesine çökülmesiyle yeni bir süreç başlamış oldu. Bu süreçte mağdur olan dindarlar tekrar bir toparlanmaya aslî hüviyetine rücû etse de, modern dünyanın gelişiminden bîgane kalamadılar. Başörtüsü simge idi, değildi tartışmaları sürerken, türbanla tesettür çağ atladı ve moda evlerinin dikkatini çekmeye, defilelerle podyumlara taşındı ve tesettür moda kreasyonlarına konu mankeni oldu.

Ve böylece milenyuma doğru yol aldık ki daha beter durumların habercisiydi bütün bu olup bitenler.

İsrafa alıştırılmıştık bir kere. O çok sözünü ettiğimiz Süfyan’ın dâmına düşmüş, esiri olmuştuk. Yeri geldiğinde Süfyan’a lânet okur, bizi ve asrımızı perişan ettiği için nefretimizi her vesileyle beyan etmemize rağmen slogandan öteye gitmeyen, 5. Şuâ’nın hakikatlarını anlamadan fiilen Süfyaniyet’in tuzağına düşmüştük.

Nur vagonuna binenler de farkında olmadan bu belânın içine çekilmişti ki, gelecek günlerde tuti kuşları gibi hakikatleri tekrar etse de Süfyaniyetten âzâde olamıyordu bir türlü. Daha beter imtihanlar kapıdaydı.

Beni Dünya’ya çağırma ona geldim fena gördüm. Hz. İbrahim gibi; “Lâ uhubbil afîlin” (batıp giden şeyleri sevmem) denilmesine rağmen Dünya meta’ı çok şeyin önüne geçti ki, ne ideal, ne dâvâ, ne bürhan kaldı.

Bizde arzın harabiyeti noktasından değil, ahiretini feda edenler, dinini dünyaya satan bedbahtlar için gelsin bu şarkı diyoruz..

Batsın bu dünya...

Newspapers in Turkish

Newspapers from Turkey

© PressReader. All rights reserved.