İbadet, verilen nimetlerin neticesidi­r

Yeni Asya - - BAŞ SAYFA - Bediüzzama­n Said Nursî

Bediüzzama­n Said Nursî

Ubudiyet, sebkat eden nimetin neticesi ve onun fiyatıdır, gelecek bir nimetin mükâfat mukaddemes­i ve vesilesi değildir.

Uİ’lem Eyyühe’l-aziz! budiyet, sebkat eden nimetin neticesi ve onun fiyatıdır, gelecek bir nimetin mükâfat mukaddemes­i ve vesilesi değildir.

Meselâ, insanın en güzel bir surette yaratılışı, ubudiyeti iktiza eden sâbık bir nimet olduğu; ve sonra da imanın îtâsıyla kendisini sana tarif etmesi, ubudiyeti iktiza eden sâbık nimetlerdi­r. Evet, nasıl ki midenin îtâsıyla bütün mat’umat îtâ edilmiş gibi telâkki ediliyor; hayatın îtâsıyla da âlem-i şehadet müştemil bulunduğu nimetlerle beraber îtâ edilmiş gibi telâkki ediliyor. Ve keza, nefs-i insânînin îtâsıyla, bu mide için mülk ve melekût âlemleri nimetler sofrası gibi kılınmıştı­r. Kezalik, imanın îtâsıyla, mezkûr sofralar ile beraber, Esma-i Hüsnada iddihar edilen defineleri de sofra olarak verilmiş oluyor. Bu gibi ücretleri peşin aldıktan sonra, devam ile hizmete mülâzım olmak lâzımdır. Hizmet ve amelden sonra verilen nimetler, mahza Onun fazlındand­ır.

İ’lem Eyyühe’l-aziz! Envâın efradında, bilhassa haşerat ve hevam kısmında görünen fevkalâde çoklukta müşahede edilen harikulâde gayr-i mütenâhî bir cûd ü sehavet vardır. Kemal-i ittikan ve intizam ile bütün envâda bulunan şu kesret-i efrad, tecelliyat-ı İlâhiyenin gayr-i mütenâhî olduğuna ve Cenab-ı Hakkın mahiyeti her şeye mübayin olduğuna ve bütün eşya Onun kudretine nisbeten mütesavi olduğuna sarahaten delâlet eder. Evet, bu cûd-u icad Sâni’in vücubundan­dır; nevide

Celâlîdir, ferdde Cemalîdir.

İ’lem Eyyühe’l–aziz! İnsanın yaptığı sanatların sühulet ve suubet dereceleri, onun ilim ve cehliyle ölçülür. Ne kadar sanatlarda, bilhassa ince ve latif cihazatta ilmî mahareti çok olursa, o nisbette kolay olur; cehli nisbetinde de zahmet olur. Binaenaley­h, eşyanın hilkatinde sür’at-i mutlaka ile vüs’at-i mutlaka içinde görünen sühulet-i mutlaka, Sâni’in ilmine nihayet olmadığına hads-i kat’î ile delâlet eder. “Bizim bir şeyi yapmamız, gözün bir bakışı gibi kolay ve sür’atli tek bir emirledir.” [Kamer Suresi: 50.]

Mesnevî-i Nuriye, Onuncu Risale, s. 228-229

LÛGATÇE:

âlem-i şehadet: görünen maddî âlem.

cûd ü sehavet: sınırsız cömertlik, eli açıklık.

cûd-u icad: icadın bolluğu, çokça yaratma.

hads-i kat’î: uzunca araştırmay­a gerek olmadan elde edilen kesin bilgi.

hevam: böcekler, haşereler.

iddihar: toplama; saklama.

îtâ: bahşedilme, verilme, ihsan edilme.

kemal-i ittikan ve intizam: mükemmel sağlamlık ve düzenlilik.

kesret-i efrad: ferdlerin çokluğu.

mahza: saf, hâlis, katıksız; sırf.

mat’umat: yiyecekler.

melekût: iç; görünmeyen.

mübayin: zıt.

mülâzım: bir yere veya kimseye tutunup kalan, sarılıp ayrılmayan.

mülk: dış; görünen.

mütesavi: eşit.

Sâni’: sanatla yaratan, Allah.

sarahaten: apaçık bir şekilde.

sebkat etmek: önceden geçmiş olmak.

suubet: güçlük, zorluk.

vüs’at-i mutlaka: tam bir genişlik.

Newspapers in Turkish

Newspapers from Turkey

© PressReader. All rights reserved.