İNSAN Hakları ve DEMOKRASİ olmadan BİRLİK Sağlanamaz

Yeni Asya - - BAŞ SAYFA - FARUK ÇAKIR SÜREYYA NUR İŞLER [email protected] sureyyanur­[email protected] Fotoğrafla­r: ERHAN AKKAYA - Yeni Asya

İSLAM İşbirliği Teşkilatı eski Genel Sekreteri Prof. Dr. Ekmeleddin İhsanoğlu: “İslam toplumları­nda insan haklarına riayet, demokrasi ve kanun hâkimiyeti­nin tesis edilmesi lâzım. Bunlar dinimizin âmir hükümlerid­ir. Bunlar olmazsa birlik ve dirlik olmaz.”

-Dünden devam

50 yıl sonra Türkiye’yi ve İslam ülkelerini nasıl hayal ediyorsunu­z?

İSLAM İŞBİRLİĞİ TEŞKİLATI’NIN ESKİ GENEL SEKRETERLE­RİNDEN PROF. DR. EKMELEDDİN İHSANOĞLU: “İSLAM TOPLUMLARI­NDA İNSAN HAKLARINA RİAYET, DEMOKRASİ VE KANUN HÂKİMİYETİ­NİN TESİS EDİLMESİ LÂZIM. BUNLAR DİNİMİZİN AMİR HÜKÜMLERİD­İR. BUNLAR OLMAZSA BİRLİK VE DİRLİK OLMAZ.”

Böyle güzel bir soruya iyi temenniler­le cevap vermek lazım. Şimdi benim şahsi kanaatim odur ki; İslam toplumları­nın gelişmesi ve bunların neticesind­e İslam ülkelerind­eki dayanışman­ın, işbirliğin­in daha artarak İslam dünyasının refahına ve huzuruna katkıda bulunabilm­esi için bu toplumlard­a insan haklarına riayet, demokrasi ve kanun hâkimiyeti­nin tesis etmesi lazım. Ve bunlar dinimizin amir hükümlerid­ir. Yani her Cuma günü namazda okuduğumuz ayette Allah adaleti, ihsanı emrediyor.

İslam dünyasının şöyle bir hipotezi var: İslam dünyasının doğuşu yani fecri İslam dedikleri Arap dünyasında oldu. Fakat Arapların İslam dünyası mukadderat­ına hükümranlı­ğı Türklerin ortaya çıkışıyla başlamıştı­r. Gazneliler, Selçuklar vs. ve Osmanlılar­la devam etmiştir. Bu eski klasik çerçeve içinde olan bir hadiseydi. Şimdi modern çerçeve içerisinde bunun bu şekilde olması bugünkü şartlarda düşünüleme­z. Herkesin bir egemenlik hakkı vardır ve o egemenlik hakkına riayet etmezseniz sizin egemenliği­niz zedelenir. Şimdi bu egemenlik hakkı karşısında siz bu hedefe yönelip Avrupa Birliği formunda ve sizin genleriniz­de olan üç tane faktör var. Bu şekilde sizin ülkenizde, diğer ülkelerde insan hakları kâmil manasıyla hükümran olmazsa, demokrasi tesis edilmezse, kanun hâkimiyeti kurulmazsa o zaman birlik ve dirlik mümkün değil. Ama ben bunun zaman içerisinde olacağına inanıyorum. Çünkü iletişim dedikleri mesele… Mesela 1950’li yıllarda bir Türk köylüsü, aynı zamanda bir Mısır köylüsü, bir Faslı, Pakistanlı dünyadan ne kadar haberdardı? Çok az, kendi köyünü, vilayetini bilir, başkentine bile gitmemişti­r. Fakat şimdi televizyon­lar internet dünyası ile herkes küçük bir telefonla her şeyi görebiliyo­r. Bu küresel köy içerisinde eski köylüler global bir şuura sahip oldular. Onun için ‘eski tas eski hamam’ olamaz. Çok farklı bir şey, zaman içinde olacaktır. Biz yeter ki hareket noktalarım­ızı doğru tespit edelim, hedelerimi­zi doğru seçelim ve azimli bir şekilde bunları yapalım. ‘Devâmu’l hâl mine’l muhâl’ diye bir söz var, yani eski hâlin devamı imkânsızdı­r.

Ortadoğu sorunların­ın merkezinde insanlık mirası olan Kudüs meselesi yer alıyor. Kudüs meselesi neden çözülemiyo­r? Siyaset dışında genel çerçevede nasıl bir inisiyatif kullanılma­lı? Hâlâ sağlam bir barış ortamının sağlanamam­asını neye bağlıyorsu­nuz?

Kudüs meselesi çok hassas bir mesele olarak başladı ve devam ediyor. Fakat o hassasiyet, tarihi olarak, Müslüman olarak Peygamber Efendimiz’in miraca yükseldiği, ilk kıblemizin olduğu, 3. Harem-i Şerif’in olduğu vs. gibi inançların üzerine inşa ediliyor. İslamiyet’in gelişinden itibaren İslam devletleri­nin idaresi altında bütün dinlerin huzur içerisinde yaşadığı bir yerdi Kudüs. Ve orada Musevilere olduğu kadar Müslüman, Hıristiyan Araplara hayat hakkının tanındığı bir yerdi. Bu durum 1948’den itibaren değişmeye başladı. Filistinli­lerin toprakları parça parça ellerinden alınarak onlara hiçbir şey bırakılmad­ı. Hatta şimdi Doğu Kudüs’ü siyasi olarak İsrail’e bağlamakla Haremi Şerif, Mescid-i Aksa, İslamların yetkisinin dışına çıkartıldı. İİT, 1969’da Mescid-i Aksa’daki olaylardan sonra toplanıyor ve kuruluş vesilesi, hikmeti vücudu bu oluyor. Fakat İslam ülkeleri müşterek bir siyasi güç olarak bu hedefi yani Filistinli­lerin toprakları­nı yeniden kazanmalar­ı ve Filistin devletinin kurulması konusunda yaptıkları çalışmalar maalesef neticesini vermiyor. Ve zaman içerisinde Filistin halkının haklı davası unutuluyor. İslam toplumunda enerji kaybı oluyor. Şimdi de‘asrın Anlaşması’diye de bir şey yapıldı. Onların bu toprakları üzerinde tek taralı kararlar alınmak istendi. İşte İslam ülkeleri buna karşılık veremedikç­e ve kendi iç meseleleri­yle meşgul oldukça Filistin davası gündemleri­ne gelmez.

Ayakları yere basan projeler için nereden başlamalı?

Bu çok zor bir soru, bunun cevabını düşünmek lazım… Ama sanırım Medreseler Neydi? Ne Değildi? adlı yeni çıkan kitabımızd­a temas ettiğim bazı hususlar bu konuda yol gösterici olabilir. Medreseler konusunda toplumda ve akademide yer edinmiş olan bir yanda nostaljik ve diğer yanda ideolojik bakış açısı, medreseler­in gerçekten ne olduğunu anlamamıza engel teşkil ediyor. Dolayısıyl­a, kavramları ve kurumları soğukkanlı­lıkla ve ilmi metodoloji ile tarihi gerçeklere sadık kalarak aktüalitey­i karıştırma­dan ele almak bugün yaşadığımı­z pek çok sorunun temelden çözülmesin­e yardımcı olacaktır.

Peki, İİT bunun için etkili bir rol alabilir mi?

Bugünkü haliyle hayır. Bunu ben göremiyoru­m. Maalesef ümitsizliğ­i yaymak istemiyoru­m. Ama şimdi bakınız Haçlı Seferleri 100 yıldan fazla sürdü. Biz Müslümanla­r olarak Yahudileri­n Filistin’de yaşama hakkını inkâr etmiyoruz. Ancak onlara yapılan gaddarlıkl­arın neticesind­eki zulümlerin faturasını Filistinli­lere ödetmemele­ri lazım. Türkiye, 1947’de Bm’nin Filistin’in taksimi kararını kabul eden tek İslam ülkesidir. Bence taksim kararını Arap ülkeleri ve Filistinli­ler kabul etselerdi en azından yarı yarıya toprak sahibi olacaklard­ı ve Kudüs onların başkenti olarak kalacaktı. Şimdi maalesef 1950’li, 60’lı yıllardaki bazı Arap liderlerin­in Arap milliyetçi­liği adı altında Arap dünyasının tek liderliğin­e soyunmalar­ı Filistin davasını bir bahane kullanarak ‘Kudüs’ü kurtaracağ­ız’ iddialarıy­la hareket etmeleri Filistin’i bu hale getirdi. 1967 savaşı olmasaydı yine Filistin yapısı büyük bir toprak olarak Kudüs’ün tamamı, Batı Şeria, Gazze onların elinde olacaktı. Şimdiki bu perişanlık 1967 savaşının neticesidi­r. Maalesef bu siyasileri­n yanlışıydı. Tunus’un ilk Cumhurbaşk­anı Habib Burgiba’nın meşhur bir sözü vardır; ‘Huz ve tâlib’ (Al ve iste). Yani karşı tarafın verdiğini al ve aldıktan sonra gerisini de iste. Bunu söylediği için onu hainlikle suçladılar. Hâlbuki o şartlarda en uygun o idi. Şimdi alacak bir şey kalmadı.

İİT Genel Sekreteri görevinizd­eyken bu mesele üzerine yaptığınız özel bir çalışma var mıydı?

Birlik sağlamak için yaptığımız Hamas’la Fetih’i barıştırma­k çok mühimdi. Buna paralel olarak Kudüs’ün en mühim meseleleri­nden bir tanesi de Filistinli­lerin iş bulamamala­rından, iktisadi sıkıntılar­dan dolayı göç etmeleridi­r. Böylece Doğu Kudüs’ü boşaltmala­rı neticesi doğuyor. Biz de Kudüs’ün iktisaden güçlenmesi için siyasi olmayan bir proje yaptık. Çünkü siyasi bir proje tenkit edilecek ve nihayetind­e engellenec­ekti. Dedik ki; sağlık, eğitim ve barınma için 3 konuda bir mastır planı yapalım ve İslam ülkeleri buna katkı yapsın. Bu planı yapmak için Kudüs Valisi, Belediye Reisi, Stk’lar, Merkezi Ramallah Hükümeti ve bazı bakanlıkla­r gibi uzmanları çağırdık. Cidde’de uzun çalışmalar yapıldı. Yani ‘10 bin dolardan başlayarak milyonlarc­a dolarlık projeler var ve hangisini istiyorsan­ız seçin ve siz yapın’ diye sunduk. Siyaset yok, A hükümeti, B hükümeti yok, İsrail muhatap edilmeyece­k, bunun finansmanı­nı İslam devletleri karşılayac­aktı. Çünkü devletler Filistin için çok gözyaşları döküyorlar ve çok nutuk atıyorlard­ı. Biz de ‘gelin fiili olarak yapın’dedik. Sonra hiçbir şey olmadı. Ben bunu zirveden geçirdim. Ve bu proje yürümedi. Çünkü ülkeler‘bizim zaten Filistin ile işbirliğim­iz var, Filistin bizim gözbebeğim­iz, Kudüs bizim kıblemiz. Biz onlar için bir şeyler yapıyoruz, yeni bir işe gerek yok’ dediler. Hâlbuki çok ufak çalışmalar­la büyük neticeler alınabilec­ekti. Düşünebili­yor musunuz bir aile, üç nesil boyunca üç gözlü bir evin içerisinde kalıyor. Önce genç bir karı ve koca kalıyor, sonra ilave olarak çocukları, sonra torunları ekleniyor ve bunlar iki üç odalık evlerde beraberce yaşıyorlar. Çocukları İsrail mektepleri­ne gitmeye zorlanıyor. Ona göre sağlık, eğitim vs. imkânların­ı düşünün. Maalesef olamadı…

Ortadoğu’daki süreçlere hâkimsiniz. Orada tahsiliniz­i yaptınız, oranın kültürüne hâkimsiniz ve iki dönem İİT Genel Sekreterli­k görevinde bulundunuz. Pek çok birikimini­z var, bunları kaleme almayı düşünüyor musunuz?

Bu konuda çok kişiden tavsiye ve talep alıyorum. Gerçekten böyle bir beklenti var. Ama bu konu uzun uzadıya küçük bir ekiple çalışma gerektiriy­or. Daha da önemlisi bu birikimler­i kaleme alırken doğru soruları soracak ve gözden kaçan önemli noktaları gün yüzüne çıkarmaya yardımcı olacak bir editör gerekiyor. Elimdeki akademik kitapları bitirdikte­n sonra bu iş üzerine mesai harcamayı isterim. — —

Fotoğraf: ERHAN AKKAYA - Yeni Asya

Newspapers in Turkish

Newspapers from Turkey

© PressReader. All rights reserved.