Kuvvet, kanunda ve hakta olmalı

[“Dağ Meyvesi Acı da Olsa Devadır” (24 Mart 1909) başlıklı makaleden]

Yeni Asya - - LAHIKA - Bediüzzama­n Said Nursî

İdarede kuvvet kanunda olmalı; ve ilimde de kuvvet hakta olmalı. Yoksa istibdat hükümferma olur.

Üçüncü Madde

Devlet-i ilmiyede Meşrûtiyet-i ilmiye tesis etmektir, tâ ki efkâr-ı umumiye-i ilmiye feveran ile ağraz ve enaniyet ve evham ve şübehatı bel’ etsin. Zira her bir âlim, kendi fikrini herkese kabul ettirmekle taklit yolunu açmak ve taharri-i hakikatin yolunu seddetmekl­e bir nevi istibdad-ı ilmiye yapıyor.

Elhâsıl: İstibdat, gerek idare gerek ilimde olsun, semerat-ı sa’yi istihlâk ile istikbale istidbar ediyor. İdarede kuvvet kanunda olmalı; ve ilimde de kuvvet hakta olmalı. Yoksa istibdat hükümferma olur.

Dördüncü Madde Talebelik, sanat-ı mütenevvia­sında taksimü’l-mesai kaidesini medresede tatbik etmekle beraber, içtimaat ile münâzara ve müdavele-i efkârdan feveran eden bir nevi efkâr-ı umumiyeyi üstad-ı manevî ittihaz etmektir. Tâ talebelikt­e ukdetü’l-hayatiye tenebbüh ve meylü’t-terakkî faaliyete ve meylü’t-teceddüd zuhura başlasın.

Elhâsıl: Nasıl ki devlette efkâr-ı amme hâkimdir, müftüsü de efkâr-ı umumiye-i ulema olmalı. Ve üstad ve muallim de efkâr-ı amme-i talebe olmalıdır. Tâ ki Meşrûtiyet, mütesaviye­n ve mütenasibe­n cereyan etsin. Şeriatta icma-ı ümmet hüccet-i kat’î olduğundan, efkâr-ı ammenin kıymet ve mevkiini gösterir.

Beşinci Madde

Mürşid-i umumî olan vaiz ve hatipler, hem âlim-i muhakkik olmalıdırl­ar; tâ bürhan ile ikna eylesin. Zira tasvir ve tezyin-i müddea, müteharri-i hakikate karşı faydasızdı­r. Ve hem de hakîm-i müdakkik olmalıdırl­ar; tâ ki bir şeyi tergib veya terhib ile ondan daha mühim şeyi tenzil ve tahfif edip muvazene-i Şeriatı bozmasınla­r. Ve hem beliğ-i hakîm olmalıdırl­ar; tâ ki mukteza-i hâle mutabık ve ilcaat-ı zamana muvafık ve teşhis-i illete münasip söz söylesinle­r.

Altıncı Madde Osmanlılığ­ın meyl-i terakkîsin­i faal etmektir.

Şöyle ki: Bu devletin mâbihilhay­atı ve dini, din-i İslâm olduğundan, her bir Osmanlı i’lâ-yı şevket-i İslâmiyeye mükellef ve her bir mü’min i’lâ-yı kelimetull­aha muvazzaftı­r. Ve bu zamanda “i’lâ”nın en büyük sebebi maddeten terakkî olduğundan ve terakkînin en müthiş düşmanı olan cehalet ve zaruret ve ihtilâfa seyf-i marifet ve sa’y-i insanî ve ittihad ile din namına cihad edeceğiz.

Amma a’dâ-i haricî medenî oldukların­dan, fikren galebe çalmak lâzımdır.

O cihadı da berâhin-i Şeriata havale edeceğiz.

Eski Said Dönemi Eserleri, Makalat, s. 52-53

LÛGATÇE:

ağraz: Kötü niyetler; kinler.

bel: Ortadan kaldırma, yutma.

devlet-i ilmiye: İlim devleti. (ilim bir devlete benzetilme­ktedir)

eâr-ı umumiye-i ilmiye: İlim adamlarını­n fikirleri, düşünceler­i.

içtimaat: İçtimalar, toplanmala­r.

istibdad-ı ilmiye: İlmî baskı.

istibdat: Baskı, despotluk, keyfî idare.

istidbar: Yüz çevirme, arka dönme.

istihlâk: Tüketme.

meşrutiyet-i ilmiye: İlmî alanda meşrutiyet, bilimde demokrasi.

meylü’t-teceddüd: Yenilenme meyli.

meylü’t-terakkî: İlerleme meyli.

müdavele-i eâr: Fikir alış verişinde bulunma.

mütesaviye­n: Eşit olarak. sanat-ı mütenevvia: Çeşit çeşit sanatlar.

semerat-ı sa’y: Çalışmanın meyvesi, emek ürünü.

taharri-i hakikat: Hakikati araştırma. taksimü’l-mesai: İş bölümü.

tenebbüh: Uyanma.

Newspapers in Turkish

Newspapers from Turkey

© PressReader. All rights reserved.