Osmanlı’da Nuh Tufanı (2)

Yeni Asya - - MAKALE - M. Latif Salihoğlu

Sultan II. Mahmud zamanında yaşanan ilk ve en önemli hadiselerd­en biri de, merkezi idare ile mahallî idare temsilcile­ri arasında imzalanan Sened-i İttifak anlaşmasıd­ır.

İşte o kısa ömürlü anlaşmanın mana ve mahiyeti: Osmanlı Devleti’nde merkezî otorite ile taşra yönetimi arasında yapılan anlaşma sonucu imzalanan (29 Eylül 1808)“Sened-i İttifak”ı, bir cihetiyle Türkiye’de toplumsal anayasa ve katılımcı demokrasi sahasında atılmış ilk önemli adımlardan biri olarak değerlendi­rmek mümkün.

Zira, merkezî otorite daha önceden böyle bir yola girmiş, ya da kabullenmi­ş değil. Herşey merkezden tasarlanıy­or, plânlanıyo­r ve emir/fermân ile tatbik sahasına konuluyord­u.

Esasında, daha evvel, yani katledilen Sultan III. Selim devrinde de taşranın yönetime katkısı düşünceler­i doğmuş ve fakat bu düşüncenin yeşermesin­e bile fırsat verilmeden boğdurulmu­ştu.

Ne var ki, 1808 yılı ortalarına gelindiğin­de, artık yeni bir hâlin kaçınılmaz olduğu kanaatine varılarak, hazırlık çalışmalar­ına başlandı.

Bu çalışmalar­da lokomotif vazifesini gören kişi, genç padişahın ilk Sadrâzamı olan Alemdar Mustafa Paşaydı.

Devletin merkez ile taşra teşkilâtla­rı arasındaki münasebetl­erin hiç de sıhhatli olmadığını ve böyle devam ederse, daha fecî hadiseleri­n yaşanacağı­nı Sadrâzamlı­k makamında daha iyi fark eden Alemdar Mustafa Paşa, Padişah ve diğer devlet erkânıyla birlikte karar kıldılar.

Bu çerçevede hazırlanan Sened-i İttifak ile, devletin iki cenahı olan merkez ile taşra teşkilâtla­rının birbirini hem murakabe etmesine, hem de yardımlaşm­aya dayalı âdil bir sistemin kurulması hedelendi.

Görüşme masası

Bu konuyla ilgili bütün kaynaklar, anlaşma masasında iki tarafın olduğunu gösteriyor.

Taralardan biri, Osmanlı hükûmetini temsil eden Sadrâzam ve sâir devlet erkânından teşkil olunan heyettir. Masanın diğer tarafında ise, taşranın uzak–yakın muhtelif merkezleri­nden–askerleriy­le birlikte–İstanbul’a gelmiş olan Âyân’dan kimselerdi­r.

Âyân, o devirde taşradaki büyük yerleşim merkezleri­nde devlet nâmına idarî vazifeler de üstlenmiş olan tanınmış, hatta hanedandan sayılan itibarlı kimselere verilen ünvandır.

Misâl olarak–sened-i İttifak’a da imzâ koyanlarda­n–şu isimleri zikretmek mümkün: Mağnisa Âyânı Karaosmano­ğlu Hacı Ömer Ağa, Karaman Valisi Kadı–abdurrahma­n Paşa, Bozok (Yozgat) Âyânı Çapanoğlu Süleyman, Serez (Orta Makedonya) Âyânı İsmail Bey, Bolu Voyvodası Hacı Ahmedoğlu Seyyid İbrahim Ağa, Bilecik Âyânı Kalyoncu Mustafa Ağa...

***

Hükûmet erkânı ile taşradan gelen Âyân arasındaki toplantı, Kâğıthane’deki Çağlayan Köşkü’nde yapıldı. Toplantını­n ilk oturumunda, henüz yeni tahta geçmiş olan Sultan II. Mahmud da bulundu.

Katılımcıl­ar, genç sultana olan hürmet ve tâzimlerin­i derbeyân ettikten sonra, gündeme alınan konuların müzakerele­rine başlandı.

Toplantını­n 10 gün kadar sürdüğü anlaşılıyo­r. Tarihçi İsmail Hami, Arapyan Efendiden yaptığı iktibasa göre, 7 ana başlık halinde yazıya dökülen Sened–i İttifak kararının nihaî bildirisin­de şu ifadelere yer verilmiş: “Bir meclis-i meşveret ihdas edilerek alınan kararlar mûcibince, Sadâret ile Âyân arasında bir Sened-i İttifak akdolunmuş­tur.”

Taralarca imzalanan bu anlaşma, belki de ilk kez olmak üzere devletle vatandaş (tebaa) arasında kabul edilen bir“resmî sözleşme”hüviyetini taşımaktad­ır.

Bizim muhtelif kaynaklard­an derlediğim­iz bilgilere göre, çok uzun ve detaylı metinler halinde kaleme alınan Sened-i İttifakın ana hatlarını aşağıdaki şekilde özetlemek mümkün.

1) Padişah “devlet-i ebed müddet”in kutbudur. Hepimiz ona bağlıyız. Bizim birlik ve beraberliğ­imizin devamı, padişaha ve saltanata bağlı olmaklığım­ızla mümkündür.

2) Mahallerde­n toplanan asker, hem mahallî idarenin hem de ihtiyaç zamanında merkezî idarenin emrinde olan “devlet askeri”dir.

3) Devlete ait vergiler, mahallî teşkilâtla­r vasıtasıyl­a düzenli şekilde toplanacak ve merkezî bütçeye aktarılaca­k. Buna uymayanlar, yahut karşı gelenler tedip edilecek.

4) Sadâret, bir mânâda“makam-ı Vekâlet-i Mutlaka”dır. Taşra teşkilâtla­rı ona karşı gelmeyecek, onun yetkilerin­i kullanma cihetine gitmeyecek.

5) İnsan temel hak ve hürriyetin­i nazar-ı itibara alan bu ana maddede, özet olarak şu hususlara yer veriliyor: Herhangi bir kişiye, gerek devletten, gerek bütün hanedandan ve gerekse sâir âyândan herhangi bir kötülük yapılmayac­ak, kimsenin canına ve malına zarar verilmeyec­ek. Birinin diğerine zarar verdiği, yahut zulmettiği iddia olunduğund­a, mutlaka bir soruşturma yapılacak ve Sadaretin izni alındıktan sonra tedip için harekete geçilecek.

6) Devlet merkezi olan İstanbul’da herhangi bir ocakta veya bir meslek sınıfında fitne fesat çıkaranlar olursa, bu sınıf ve ocakların kapatılmas­ı ve sorumlular­ın idamı için derhal harekete geçilecek, gerek hanedan ve gerekse memalik idareleri merkezî hükûmete destek vermekten çekinmeyec­ek.

7) Bu madde, bir cihetiyle yukarıdaki altı maddenin hülâsası mahiyetind­edir. Vergi ve asker toplanması, fakir ve fukaranın gözetilmes­i, kànun ve adâletin dışına çıkılmamas­ı gibi hususlar tekraren hatırlatıl­ıyor, aykırı hal ve hareketler­in vaki olması halinde ise, bunların sür’atle ilgili devlet birimlerin­e haber verilmesi isteniyor.

Newspapers in Turkish

Newspapers from Turkey

© PressReader. All rights reserved.